Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 30

“Hale!” diye konuya girdi sonunda Şule boğazını temizleyerek, “Ölmeden önce bana bir vasiyette bulunmuştu ama ben bu güne kadar bunu nasıl yapacağımı bilemediğim için gerçekleştiremedim.”

Turgay sesini çıkarmadan Şule’nin devam etmesini bekliyordu. Şule kısa süreli bir duraksama daha yaşadıktan sonra başını önüne eğdi ve ellerine bakarak olan biten her şeyi Turgay’a bir bir anlattı. Onları bahçede görenin Hale olduğundan başlayıp, Sümbül’ün attığı mesajlara verdikleri yanıtlara kadar.

Turgay daha ilk cümlesinden oturduğu koltuğa çivilenmiş gibi kasmıştı kendini. Sümbül’ün başına gelenlerin nedeninin kendisi olduğunu her zaman biliyordu ama çocukluk arkadaşları saydıkları bu insanların yalanları ve hırsları ile onları içine çektikleri bu acımasız oyun çok canını yakmıştı.

“Çocuktuk!” dedi Şule bahaneymiş gibi, “Yaptıklarımızın sonuçlarını düşünemiyorduk hiç birimiz. Kıskanıyorduk sizi evet! İtiraf ediyorum. Bizim hayatlarımız için bir kurtuluş umudu yokken Sümbül sonradan gelip, herkesin elindeki o şansı çalmış gibi hissediyorduk!”

“İnanamıyorum!” diyebildi Turgay sadece. Söyleyeceği hiç bir şey olanları düzeltmeyecekti. Defalarca bir araya gelme şansları varken, bu insanlar her defasında aralarına girip mesafeleri açmışlardı.

“Çok üzgünüm gerçekten!” dedi Şule, hem ağlıyor, hem titriyordu.

“Şimdi nerede?” dedi Turgay, ona acıyacak durumda değildi gerçekten, bir an önce Sümbül’ü bulması gerekiyordu artık. O defalarca denemiş ama önü kesilmişti ve şimdiye kadar Turgay’dan bir yanıt alamadığı için kim bilir neler hissetmiş ve çoktan vazgeçmişti.

“Bilmiyorum!” dedi Şule iç çekerek.

“Doğru söyle!” diye çıktı Turgay’ın ağzından elinde olmadan, ayağa kalkmıştı hırsla ama sonra sakinliğini koruması gerektiğini düşünüp yavaşça oturdu koltuğa, “Lütfen bu kez biliyorsan saklama!” diye tekrarladı.

“Gerçekten bilmiyorum sana sadece bize yazdığı eposta adresini verebilirim!” diyerek kağıda yazdığı epostayı yavaşça doğrulup masaya bıraktı. Turgay üzerinde sevdiği kadının adı ve eposta adresi yazan kağıda daldı bir kaç saniyeliğine ve uzanıp aldı.

“Özür dilerim tekrar, kız kardeşim ve benim adıma yaptığımız her şeyden çok pişmanım. Yemin ederim bir daha bir şey duyarsam hemen sana haber vereceğim!”

“Hale için üzüldüm!” dedi Turgay yeniden ayağa kalktı ve onu uğurlamak için masanın arkasından kapıya doğru yöneldi.

Şule için başka söze ihtiyaç kalmamıştı, göz yaşları içinde çıktı Turgay’ın odasından. Her şeyi anlatınca rahatlayacağını sanmış olsa da, aslında yaptıkları şeylerin bedelini daha da ödeyeceklerine dair yoğun bir endişe duyuyordu içinde. Anlattıkları yaraları kanatmıştı şimdilik, bir şeyi çözmüş ya da düzletmiş değildi ki.

Turgay, Şule odadan çıkar çıkmaz, Piraye’yi aradı hemen. Ona telefonda konuşmak istemediğini müsaitse görüşmek istediğini söyledi. Turgay’ın ses tonundan neler olduğunu anlayamayan Piraye, onun böyle acil görüşme istemesinin normal olmadığını bildiği için “Tamam!” dedi hemen, işten biraz erken çıkabilirdi.

“Yarım saate seni gelip alırım!” dedi Turgay hemen ve öğleden sonra olan tüm randevuları için yöneticilerden birine bilgi verip, ayrıldı şirketten. O geldiğinde Piraye çoktan aşağı inmiş onu bekliyordu. Araba durur durmaz binip, “Ne oldu anlat hadi?” dedi merakla.

Turgay henüz dinlediklerini kendisi bile hazmedemediği için lafı toparlamakta zorlanıyordu ama bir kere anlatmaya başlayınca çorap söküğü gibi aktı her şey.

“Onca yıl bize yalan mı söylemişler?” dedi Piraye hayretle, “Ne için, neden?”

“Kıskançlık!” dedi Turgay parmaklarını arabanın direksiyonuna öyle bir bastırıyordu ki bunu söylerken, Piraye onun sinirlerini zor zapt ettiğini anladı.

“Nerede olduğunu söylediler mi peki?”

“Annesi ile Adapazarı’na gitmişler ağabeyimin kazasından sonra, epostaları da oradan yazmış. Teyzesinin yanındalarmış onca zaman!”

“Şimdi?”

“Bilmiyorum ama teyzesine veya annesine ulaşabilirsek ya da umuyorum ki ona!” diyerek derin bir nefes aldı.

“Bunca yıl sonra yeniden karşılaşmak ha?” dedi Piraye neşeyle.

“Daha onu bulmadık!” diye böldü sevincini Turgay. Sümbül’e ait epostanın olduğu kağıdın fotoğrafını çekti Piraye. Hemen yazacaktı ona, Turgay yazsındı kendi istediği gibi ama o da yazmak istiyordu. Tabi hâlâ kullanıyorsa. Şule’nin anlattıkları neredeyse on beş sene öncesine aitti. Teyzesini nasıl bulabileceklerini konuştular uzun uzun. Aile hakkında hiç bir fikirleri yoktu, Gümüş hanımın kızlık soyadını bilmedikleri gibi zaten evli olan teyzenin soyadı da kim bilir ne olmuştu. Şule teyzenin adının epostalarda geçtiğini ama sildikleri için hatırlamadığını söylemişti. Piraye onca zamandır Sümbül’ü sosyal medyada ya da internette bulabilme umudu ile defalarca aramalar yapmış ama hiç biz ize rastlayamamıştı. Turgay Şule’nin anlattıklarını söyleyince o da evleneceği günlerde Hasibe hanımın ona Sümbül hakkında sorduklarını anlattı.

“Annem Sümbül’ü biliyor muydu yani?” dedi Turgay bir kez daha hayretle

“Yani biliyor denemez ben sadece yüzeysel bir şey söyledim hepsi o! Sana hiç bahsetmedi sanırım!”

“Hayır hiç bahsetmedi! Ama annem ailelerle görüşmeye devam ettiğine göre Gümüş hanıma nasıl ulaşabileceğimizi de biliyor olabilir öyle değil mi?”

“Kesinlikle!” dedi Piraye yine neşeyle ve eşini arayıp Turgay ile amcasını görmeye gideceğini haber verdi çünkü Hasibe hanımla konuşurken o da yanlarında olmak istiyordu. İki kuzen hemen eve döndüler. Hasibe hanım Turgay her zamankinden erken bir saatte Piraye ile gelince hem şaşırdı hem de sevindi. Cevahir bey bahçede çay içiyordu. Hasibe hanım bahçeye geçmelerini isteyince ikisi de Cevahir beyin ne bildiğinden emin olmadıkları için ayaküstü hemen merak ettiklerini sordular. Hasibe hanım iki kuzenin ne iş çevirdiğini anlayamadığı ama oğlunun hâlâ Sümbül denilen o kızı düşündüğünü bildiği için Gümüş hanıma ulaşma çabalarını söyledi kısaca. Gümüş hanım evlenmişti Adapazarı’nda ama kimse kızına ne olduğunu bilmiyordu.

“Ona ulaşmaya çalışmadın mı?” dedi Turgay endişeyle.

“Hayır, ben Sümbül’ü arıyordum ve aslına bakarsanız kızı ortada olmayınca ona bir şey olmuş olması ihtimali beni biraz korkutunca durdum!”

Turgay annesinin cümlesi bitmeden yakındaki duvara tutunmak zorunda kaldı sarsıldığı için, Sümbül’ün bu hayattan ayrılmış olması ihtimali bile çok ağırdı onun için.

“Turgay!” dedi Hasibe hanım telaşla, “Oğlum böyle bir şey yok! Ben kurguladım sadece!”

“Tamam!” dedi Piraye, “Hasibe yenge ona nasıl ulaşacağımızı bilen birini biliyor musun?”

“Şule veya ailesi bilmiyorsa başka kim bilebilir bilmiyorum ama annesine sorarım ben yine de! Gümüş hanım belki hâlâ arıyordur onları.” dedi Hasibe hanım düşünceli bir sesle ama sonra yeğeni ve oğlunun yüzüne baktığını fark edince o an sormasını istediklerini anlayıp, cep telefonunu getirdi bahçeden ve Şule’nin annesini aradı. Ne yazık ki Gümüş hanım çok uzun yıllardır hiç aramıyordu. Aradığı zamanlarda da Sümbül’den hiç bahsetmemişti. Ondan bir sonuç alamayınca şanslarını bir de Yasemin’in annesini aramakta buldular. Turgay onca yıl önce olmuş olayların fitilini alevleyen o olduğu için Yasemin adı geçerken geriliyordu artık iyice. Sümbül’ün bahçede yediği dayağın ve tüm bu olanların asıl sorumlusu oydu. Piraye onu artık Yasemin konusu için yapabileceği bir şey olmadığına ikna etmeye uğraşırken, Yasemin’in annesinden beklenmedik bir bilgi aldı Hasibe hanım. Gümüş hanım evlenince Sümbül teyzesinin yanında kalmıştı ve “Yakında evlenecek!” demişti annesi. Aslında Gümüş hanım bunları söylerken Sümbül çoktan kaçıp gitmişti ama arkadaşı sorunca kızının kaçtığını söyleyemediği için böyle bir yalan uydurmuştu ki kaçmasa zaten olacak olan buydu.

(devam edecek)

Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 30” için bir yanıt

Yorum bırakın