Has bahçenin çocuklarının düzenli ve güzel hayatları Sümbül’ü çoktan içine almış, kuralları bile severek karşılıyordu. Günler geçtikte okuluna da daha fazla alışmaya başlamıştı. Her cumartesi kütüphanede kitap okumak sadece Turgay ve ona sıkıcı gelmiyordu. Turgay, sandalyesini hemen onun sandalyesine yanaştırıyor, Sümbül’ün elindeki kitaba ilgiyle bakıp, o bitirince sohbet edebilmek için hemen o da aynı kitabı okuyordu.
Kış geldiğinde bahçede oynayamayan çocuklar, evin alt katındaki alanda toplanıyorlardı. Hasibe hanım çocukların sıkılmaması için alttaki büyük odayı onlar için düzenlemişti. Yine de evin çalışan kadınları çocukları büyük eve çok fazla sokmak istemedikleri için her gün oraya gitmelerine izin vermiyorlar sadece haftanın iki günü bırakıyorlardı ki bu günlerden biri zaten kitap okuma günüydü. Yaz tatillerinde ise Cevahir bey ve ailesi tatildeyken, hiç bir çocuk okuma günü de olsa eve giremiyordu. Cevahir bey ailesi ile çok uzun tatil yapmıyor olsa bile, Hasibe hanım oğulları ile epeyce kalıyordu gittikleri yerlerde. Onlar yokken kalan çocuklar iç geçirerek, Turgay’ın o saatte neler yapıyor olabileceğini, denize girmenin kim bilir ne kadar zevkli bir konu olduğunu konuşuyorlardı. Her ne kadar aynı bahçenin içinde olabildiğince tüm şartlardan faydalandırılıyor olsalar da, büyük evde yaşanan hayat ile onların sahip olduğu hayat arasında çok farklar vardı ve çocuklar büyüdükçe bu farkları daha çok görmeye başlamışlardı.
Pazar günleri herkes kendi ailesi ile vakit geçiriyordu. Cevahir bey pazar günleri karısı ve çocukları ile birlikte olmaktan hoşlanıyordu. Genellikle de onları alıp kulübe ya da farklı yerlere götürüyordu. Turgut’un sınav senesi olduğu için o yıl onu çok fazla zorlamıyor olsalar da yine de dinlenebilsin diye Cevahir bey onun sevdiği yerleri tercih etmeye çalışıyordu.
Sonunda Turgut üniversiteli olunca, diğer çocuklarla yolları iyice ayrıldı. Eskiden yaş farkları da olsa arada bir yanlarına uğrayıp bir kaç oyuna kardeşinin hatırı için dahil olurken, artık delikanlılığın zirvesinde hissettiğinden çocukları kendine uygun bulmuyordu. Cevahir bey Fatih beyden Turgut’u biraz direksiyon çalıştırmasını rica etmişti. Hasibe hanım ehliyet yaşı gelse bile araba kullanmak için henüz erken olduğunu düşünse de, Cevahir bey oğlunun şoförlüğe hazır olması gerektiği düşüncesindeydi. Bu yaşta her erkek çocuğu gibi nasılsa heves edecekti, izli olacağına bari gözlerinin önünde güvenle öğrensindi. Sonrasında zaten bir kursa gidecekti.
Gümüş hanımla, Fatih bey de memnunlardı hayatlarından, borçlarını kolaylıkla ödeyebildikleri gibi, masrafları da Cevahir beyin eli açıklığı sayesinde epeyce azalmıştı. Gümüş hanım kocasının her zaman yaptığı gibi sonrada gevşemesinden korkuyordu ama şimdilik her şey yolundaydı.
Turgay ve Sümbül’ün arkadaşlıkları ilerledikçe Yasemin ikisinin arasına giremeyeceğini anlamış, geri çekilmişti. Ortaokula geçtiğinde kendini iyice genç kız saymaya başladığı için, oyunlara katılmak yerine kenardan izlemeyi tercih etmeye başladı. Yasemin’in oyunlarda ki baskısı çocukların üzerinden kalkınca onlar da daha rahat hareket etmeye başladılar. Hale ve Şule etliye sütlüye dokunmadan her ortama uyum sağlayabildikleri için Sümbül’le de bir sürtüşme olmadan anlaşıyorlardı. Sümbül neşeli, güler yüzlü bir kızdı. Herkese yardımcı olmayı seviyordu. Ablası oyunlardan çekilince Mete’de rahat etmişti. Sümbül geldiğinden beri bahçedeki dengelerin değiştiğinin o da farkındaydı.
Çocuklar lise çağına gelene kadar her şey sorunsuz ve harika bir şekilde devam etti. Artık hepsi çocukluktan çıkıp, gençliğe adım atıyorlardı. Hepsinin anne ve babaları ile aralarında sürtüşmeleri başlamıştı. Artık bahçede oyun oynamak için değil sohbet etmek için bir araya geliyorlardı. Genellikle bu sohbetlerin konusu da anne babaların koydukları anlamsız yasaklardı. Cevahir bey Turgut’ta olduğu gibi, küçük oğluyla da çok dengeli bir ilişki kurmuştu. Hasibe hanım da çocukların babalarına yakın olmalarından hoşlanıyordu. İki çocuk da ergenliklerinde bile sakin ve uyumluydular. Birbirini çok seven anne babalarının yanında kavga gürültü bilmeden huzurla büyümüşlerdi. Hemen hiç bir hareketlerinde abartılı bir durum sergilemiyorlardı. Zenginliklerinden dolayı kibirleri veya benzeri bir şımarıklıkları da hiç olmamıştı. Bu nedenle yaşları ilerlemesine rağmen Turgay Has bahçenin diğer çocuklarından hiç bir zaman ayrılmadı. Okul ve farklı sosyal çevrelerden arkadaşları çok olmasına rağmen her gün mutlaka onlarla da görüşmeye çalışıyordu. Tabi okulun basket takımında oynadığı için antrenmanları oluyor, üniversite yılları yaklaştığı için öğretmenlerin biri geliyor biri gidiyordu ama yine de bir yolunu bulup beş dakika da olsa özellikle Sümbül için arka tarafa uğruyordu. Artık büyüdükleri için daha geç saate kadar bahçede oturmalarına da izin verildiğinden sorun olmuyordu.
Sümbül özellikle o sene Turgay ona her yaklaştığında daha çok heyecan duymaya başladığını fark etmişti. Bu eve geldiklerinden beri Turgay ile aralarında hep özel bir yakınlık olduğunu biliyordu ama şimdi içinde hissettikleri kontrol edemediği bir heyecana neden oluyordu. Bir kaç kez Turgay’ın ona fazla sokulup, saçlarını kokladığını fark etmişti. Zaten hep nazik olsa da, sanki artık daha özenli davranıyor gibiydi.
“Turgay senden hoşlanıyor salak!” demişti Hale bir keresinde ama Yasemin duyacak diye korktuğundan hemen etrafı kolaçan etmişti.
“Olur mu canım öyle şey!” demişti Sümbül eliyle saçlarını arkaya atarak. Patronun oğluydu Turgay her şeyden önce. Annesi her zaman temkinli ve kontrollü olmasını öğütlüyordu ona. Özel okullara gidiyordu, çok zengin ve güzel arkadaşları vardı. Her yıl bahçede yapılan doğum günlerinde gelenleri görünce hepsinin içi gidiyordu. Onlar da davetlilerdi bu partilere ama aileleri sadece pasta yeneceği zaman çocuklara katılmalarına izin veriyorlardı.
Hasibe hanım tüm çocukların hep bir arada olmasından yanaysa da annelerinin koydukları kuralları bozmak istemediği için ısrarcı olmuyordu. Aynı bahçede de olsalar, her kapı kapandığında içerideki kurallar farklıydı. Tabi ki bu çocukların her birini çok farklı hayatlar bekliyordu. Kendi çocukları gibi küçüklüklerinden beri olmasa da, sınav senesine geldiklerinde Cevahir bey hepsini dershaneye göndermeye planlıyordu kafasında. Ancak şoförlerinin kızını üniversiteye göndermeyi düşünmediğini bilmiyordu tabi. Aslında Kamil bey de kızları okutmaya pek hevesli değildi ama karısının çenesinden çekindiği için sesini çıkarmıyordu. Hale ve Şule okulda pek başarılı değillerdi aslında, kendilerinin de okumak gibi bir hayalleri yoktu şimdilik. Hale okuldan bir çocuğa aşık olmuştu. Çocuk ona çıkma teklif etmişti ama ailesinden korktuğu için kabul edemiyordu. Okul saatleri dışında görüşme imkanları da olmadığından sadece ders aralarında kısacık sohbetler edebiliyorlardı. Şule kardeşinin hoşlandığı çocuğu pek sevmediği için kızınca onu babasına ispiyonlamakla tehdit ediyor ve o zaman kızılca kıyamet kopuyordu. Mete büyüdükçe sürekli kızlarla takılmaktan sıkıldığı için Turgay’ın gelmediği zamanlar, okulun bahçesine gidip okul arkadaşları ile takılıyordu. O erkek olduğu için kimse ona geldiğini gittiğini sormuyordu. Babası liseden sonra onu bir işe sokmayı planlıyordu ama henüz yardım etmesi için konuyu Cevahir beye açmamıştı. Kısaca Has bahçenin arkasında yaşayan hiç bir çocuğunun ailesi üniversite ile ilgili plan peşinde değildi.
Sadece Sümbül ve Yasemin üniversite okuma hayaline sahipti. Hatta Sümbül kazanabilse Turgay ile aynı okulu kazanmayı hayal ediyordu.
“Sen nasıl kazanacaksın onun kazandığı okulu?” diye alay ediyordu Yasemin onunla, “Şu kıytırık okulda öğrendiklerin yetecek mi sanıyorsun başarılı olmana?”
Küçüklüklerinden beri Yasemin’in yersiz çıkış ve alaylarına alışık olan Sümbül omuz silkip gülüyordu onun sözlerine. Kimseye kolay kızan ya da kin tutan bir karakteri yoktu Sümbül’ün. Geldiğinden beri Yasemin’in onu kendine rakip gördüğünü bile anlamamıştı daha.
(devam edecek)