Turgay pembe elbisesi içinde bütün oyunlara neşe ve heyecanla katılan bu yeni kızı çok sevmişti gerçekten. O kadar sevmişti ki onu izledikçe, düşündükçe kalbi çarpıyordu heyecandan. Adı da çok güzeldi üstelik, daha önce hiç duymadığı ve söylendikçe insanın ağzında şeker gibi tat bırakan bir isimdi.
Akşam yemeğinden sonra annesine yeni arkadaşını anlatırken, Hasibe hanım da beğendi kızın ismini.
“Sümbül bir çiçek biliyor musun?” dedi oğluna gülümseyerek.
“Evet!” dedi heyecanla Turgay ama annesinin bir çiçek türü dediğini anlamamıştı, pembe bir çiçekti Sümbül artık onun için.
Ertesi sabah bir taraftan giyinirken, bir taraftan da Sümbül’ün evden çıkışını görmek için sürekli bahçeye bakıyordu. Sonunda onu iki yandan sıkıca örülmüş saçları, okul forması içinde görünce bir an için pencereye koşup el sallamak istedi ama sonra bahçenin diğer çocuklarının da onun yanına gittiğini görünce geri çekildi. Yasemin’in önderliğinde tüm çocuklar birbirlerinden ayrılmadan okula gidip geliyorlardı her gün. Yasemin her konuda çocuklara liderlik ediyordu. Kendini o kadar kaptırmıştı ki bu göreve, oyunların kurallarını, oyun sıralarını bile o belirliyordu neredeyse. Bir Turgay’a yumuşak davranıyordu, patron çocuğu olması değildi sebebi.
Bir gün önce Turgay’ın Sümbül’e nasıl bakıp gülümsediğini görünce bozulmuştu biraz ama Sümbül dağdan gelip bağdakini kovamazdı. Zamanla burada kimin sözünü geçtiğini o da öğrenecekti yaşadıklarından. Okulun bitiş zili çalında onları nerede bulacağını Sümbül’ün aklı yetmiyormuş gibi tane tane konuşarak iki üç kere anlattı. İlkinde de zaten anlamış olan Sümbül, onun şaka yaptığını sanarak sürekli gülüyordu.
“Ne gülüyorsun, aptal aptal!” dedi sonunda Yasemin sert sert.
Birden bire sert bir sesle söylenen bu sert sözler, Sümbül’ün gülümsemesini yüzünde dondurdu. Yasemin ile mesafeli olması gerektiğini o an anlamıştı. Diğer çocuklar yeni kızın da azar işitmesine içten içe sevinseler de hiç belli etmiyorlardı. Anlaşılan Yasemin onu sevmemişti ve o Sümbül ile uğraşırken onlar da biraz rahat ederlerdi. Bu sert çıkış onlara da yeni kızla fazla yakınlaşmamaları için bir uyarıydı.
Okuldan sonra defalarca tembihlendiği gibi buluşma yerine gitti. Diğer çocuklar da gelince, konuşmadan eve yürüdüler. Sümbül yeni okulunu ve sınıfını sevmişti. Eski okulunda olduğu gibi burada da bir kaç yeni arkadaş edinebileceğini hissediyordu. Bahçede de arkadaşları olduğundan belli ki artık hiç yalnız kalmayacaktı. Düşünüp, etrafını seyrederken bir kaç adım geri kalınca Yasemin dönüp ters ters ona baktı, o da önüne bakıp adımlarını hızlandırdı hemen. Dün tahmin ettiği gibi çocuklar okuldan gelir gelmez büyük eve gidip, bahçe kapısının hemen yanındaki tuvaletin lavabosunda ellerini yıkıyor, mutfakta onlar için hazırlanmış masaya yerleşiyorlardı. Gümüş hanım da o gün işe başladığından, oradaydı. Okulun nasıl geçtiğini merak ettiği için hemen geldi ve yanağına bir öpücük kondurup, okulu sordu kızına. Yasemin’in sert bakışları hep üzerinde olduğundan, “Güzeldi, akşam anlatırım!” demekle yetindi Sümbül ve annesi işine dönünce, o da sessizce yemeğini yedi.
O akşam anne ve babası ile bir yemeğe davetli olduklarından Turgay oyuna gelemedi. Turgut yine dershanede olduğundan Cevahir bey Turgay’ı yanlarında götürmek istemişti. Evde onunla ilgilenecek bir sürü çalışan olsa da, böyle zamanlarda küçük oğullarını yanlarında götürmeyi tercih ediyorlardı. Ödevlerini bitirip, bahçeye koşmaya hazırlanan Turgay, Hasibe hanım tarafından banyoya sokulup, sonra da tertemiz giydirildi ve Fatih onları alıp, önce şirkete, sonra da Cevahir beyle birlikte gidecekleri yere götürdü.
Turgay gelmeyince, Mete’de sıkılıp sürekli mızıkçılık yapınca, Sümbül’ün oyun beklentisi tam karşılanmadı ama yine de çocuklarla olmak hoşuna gitti. Yasemin’in de canı sıkılmıştı Turgay olmadığı için. O da suratını asıp oturunca, Hale, Şule ve Sümbül kendi kendilerine sek sek oynadılar bir süre ve sonra herkes bir şeyler bahane edip dağıldı.
Ertesi gün cuma olduğundan okul çıkışı hemen eve girip ödev yapacaklarını hiç ummuyor olsa da, Yasemin’in komutasıyla herkes yine önce eve girip ödevlerini tamamlamak zorunda kaldı. Oysa onları yapmak için daha iki boş günleri vardı. Onlar ödevlerini bitirip oyuna başlayacakken, Turgay’da koşa koşa yanlarına gelince neşeleri yeniden yükseldi. Yasemin oyunlarda hep Turgay’la eş olurdu Hale, Şule ve Mete’de karşı takım olurlardı. Turgay oyun oynamayı seven sakin bir çocuk olduğundan Yasemin’in liderlik hevesine karşı çıkmadan istediklerini yapardı. Ancak o gün, Yasemin daha bir şey demeden artık sayının eşitlendiğini, Mete, Sümbül ve kendisinin bir ekip olmalarını istediğini söyledi. Başından beri hep Turgay ile aynı takımda olmak isteyen Mete sevinçle hoplayıp geldi Turgay’ın arkasına. Hale ve Şule, Yasemin’in vereceği tepkiyi merakla beklemeye başladılar. Yasemin’in gözlerinden ateşler fışkırsa da Turgay’a “Hayır!” demek istemediği için, sesini mümkün olduğunca yumuşatarak, “Bu seferlik böyle olsun!” diyebildi. Hale ve Şule az kalsın dudaklarının kenarları kıvrılırken yakalanacaklardı Yasemin’e ama toparlandılar. İki kardeş o akşam eve girince Yasemin’in yüz ifadesini birbirlerine taklit yapıp bolca güldüler.
Mete Sümbül’ü diğer kızlardan daha çok sevdiği için üçünün ekip olmasına çok sevinmiş, bütün oyunlarda her zamankinden daha iyi performans göstermeye başlamıştı. Turgay top oyunlarında top, Sümbül’e gelip canını yakmasın diye bir kaç hamle yapınca, Yasemin oyunun temposunu artırıp, onları yenmek için hırslansa da, maalesef kazanan tarafta olamadı.
Sümbül o gün eve girmeden öğrendi ki Cumartesi günleri sabah kahvaltısından sonra hepsi evin kütüphanesine toplanıp, iki saate yakın kitap okumak zorundalardı. Bu kuralı koyan Cevahir beydi. Hafta sonları çocuklar mutlaka kütüphaneden seçtikleri bir kitabı okumak zorundaydılar. Herkes o dönem okuduğu kitapların listesini tutmak zorundaydı. Kitaplar Hasibe hanımın güvendiği bir öğretmen taraftan yaş gruplarına göre özel seçilip, onlar için ayrılan raflara diziliyordu. Çocukların Cevahir beyin diğer kitaplarına dokunmaları yasaktı. Sümbül kitap okumayı hep çok sevdiği için bu habere çok sevindi. Sabah erkenden uyanıp, annesi ile kahvaltı ettikten sonra Gümüş hanım büyük eve çalışmaya geçerken o da diğer çocukları beklemek için evin önüne çıktı. Turgay camdan onun çıktığını görünce, üzerini değiştirip, salonda onu bekleyen kahvaltıya oturmadan dışarı fırlamıştı. Sümbül onu görünce kocaman gülümsedi. Onu kütüphanede görebileceğini umarken birden bire karşısında görünce mutlu olmuştu. Turgay hemen onun oturduğu merdivenlere yanına oturarak konuşmaya başladı. Yasemin evden çıktığında ikisi diz dize neşeli bir sohbete dalmışlardı. Tam o sırada Hasibe hanım kapıda gözüküp Turgay’ı kahvaltıya çağıracakken, yanında Sümbül’ü görünce onu da davet etti. Sümbül annesinin tembihleri ile patronlardan çekindiği için birden sessizleşip ve kahvaltısını yaptığını söylese de Turgay onun elini tutup içeri çekti ve salona birlikte geçtiler.
Daha bir kez bile Turgay’ların salonunda yemek yemeyen Yasemin hırsından dudaklarını ısırarak bakakalmıştı arkalarından. Oğlunun ismini beğendiği bu tatlı kızı merak eden Hasibe hanım, Sümbül’ün eline zorla bir çörek tutuşturup, Turgay yemeğini yerken onunla sohbet etmeye başladı. Sümbül mümkün olan en kısa cevapları verip, başını önünden hiç kaldıramıyordu. Turgay tabağını hızlı hızlı toparlamaya çalışırken bir yandan da Sümbül’ü seyrederken, annesinin onu izlediğini fark etmemişti bile. Anlaşılan küçük adam bu tatlı kızı baya sevmişti. Bu masum bakışlar Hasibe hanımın çok hoşuna gitti.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.