Annesi eşyalarını açıp, yeni evlerinde bir düzen kurmaya çalışırken, bir yandan da sürekli Sümbül’e sesleniyordu.
“Sümbül sakın çıkma dışarı, kitaplarını yerleştir güzelce kızım!”
“Tamam anne!” diyordu Sümbül ama bir yandan da aklı sürekli dışarıdaydı. Bu güzel ve yeşil bahçede, kim bilir ne oyunlar oynanıyordu. Eski mahallede dışarı çok çıkamadığından pek arkadaşı yoktu ama okulundaki arkadaşları bu evi görseler dudakları uçuklardı. Annesinin her akşam heyecanla izlediği dizilerdeki evlerden bile güzeldi bu ev.
Hummalı bir çalışmanın ardından nihayet kendince bir düzen kurmayı başaran annesi, Kamil beyin karısının getirdiği iki kişilik yemek için mola verdi. Yemeklerini yerlerken kızını, onlar çalışırken uslu durması, kimseyle fazla konuşmaması, özellikle patronun çocukları ile fazla samimi olmaması gerektiği konusunda defalarca uyardı.
Sümbül hayatı boyu kimseyle fazla samimi olmamıştı ki zaten. Babasının söylediği gibi bu bahçede bir sürü çocuk beraber oynuyorlarsa, hiç konuşmasalar da iyi vakit geçirirdi o. Hatta böyle bir bahçede tek başına bile ne oyunlar oynardı kim bilir?
Ayrıca camdan el sallayan o çocuk iyi birine benziyordu, annesinin söylediği gibi şımarık ya da kibirli biri gibi durmuyordu.
Öğleden sonra diğer çocukların gürültüsü bahçeye dolunca, Sümbül hemen kapının önüne fırladı. Onlar da yeni arkadaşlarının o gün geleceğini bildiklerinden merakla lojmana bakıyorlardı. Sümbül heyecanla kapının önüne fırlayıp, birden bire merakla ona bakan bir sürü çocuk görünce utandı birden.
Yasemin öne geçip, “Merhaba hoş geldin Yasemin ben!” dedi elini uzatıp.
Büyük insanlar gibi tokalaşmaya alışık olmayan Sümbül’de ona yaklaşıp elini uzattı ve adını söyledi. Arkasından bütün çocuklar etrafını sarıp adlarını söyleyip, tokalaştılar onunla. Kamil beyin eşi çocukların yemek yemeleri için hepsini mutfağa çağırınca, Sümbül de onlarla gitmek istedi ama annesinden çekindiği için “Ben burada beklerim!” diyerek el salladı onlara. Nasılsa ertesi gün o da yeni arkadaşları ile okula gidecek, gelince de belli ki büyük eve girip yemek yiyecekti. Tek katlı evin basamaklarına oturup onları beklemeye başladı. Evin içinde onu göremeyen annesi kapıyı açıp, “Ne yapıyorsun orada?” deyince, “Hava alıyorum!” deyiverdi sadece. Çocukları bekliyorum derse belki oynamalarına izin vermezdi hemen.
Bulaşıkları temiz teslim etmenin daha uygun olacağını düşünen annesi tabakları yıkamak için geri içeriye girdi. Yarım saat sonra çocuklar neşe içinde fırlayıp geldiler geri. Hepsinin ellerinde birer tane elma vardı. Yasemin elindeki ikinci elmayı getirip Sümbül’e verdi.
“Her gün gelince önce ödevlerimizi yaparız!” dedi sonra ciddi bir sesle, “O yüzden bir buçuk saat sonra burada buluşalım tamam mı?”
Ekibin liderinin o olduğunu anlayan Sümbül sevinçle kabul etti bu teklifi. Bir buçuk saat sonra oyundan olmamak için hemen içeri girip, annesine yardım etmeye başladı. İlk günleri olduğundan annesi de ertesi gün başlayacaktı büyük evdeki işine. Çalışma saatleri içinde yemekler evin mutfağında yendiği için evlerinde sadece akşam yemeklerini yiyeceklerdi. Büyük evin ihtiyaçlarını almaya da Fatih bey gideceği için onlarınkini de halledip gelecekti.
Bir buçuk saat Sümbül için oldukça yavaş geçse de, evlerinin kapısı çalınınca arkadaşlarının onu çağırmaya geldiklerini anlayıp heyecanlandı. Tam kapıya koşarken annesi ondan önce davranıp kapıyı açtı, diğer dört çocuk meraklı gözlerle kapıda ona bakıyorlardı. Elinde olmadan gülümseyen kadın, bu güzel çocukların teklifini kıramadığı için Sümbül’ü “Söylediklerimi unutma!” diyerek yolladı onlarla. İçlerinde sadece bir erkek çocuk olduğundan onun çalışan çocuğu mu, patronun çocuğu mu olduğunu ayırt edemedi.
Çocuklar Sümbül’e bir sürü soru sorup, kendileri de evin kuralları ve yaşamları hakkında bilgiler verdiler ilk önce. Sümbül’ü önceki hayatından çok çok güzel ve eğlenceli bir hayatın beklediği ortadaydı. Hale ve Şule hemen sevmişlerdi Sümbül’ü, hatta Mete bile sevmişti görünüşe göre. Yasemin liderliğinin kabul görmesi için daha mesafeli davranıp, bu yeni kızı çözmeye çalışıyordu önce. Pembe elbiselerinin içinde pamuk şeker gibi görünen bu sevimli kızı diğerleri gibi yönetmekte kararlıydı.
Onlar tanışma sohbetlerini yapıp oyuna yeni başladıkları sırada gelmişti Turgay eve, ağabeyinin dershanesi olduğundan Fatih bey onu eve bırakıp, Turgut’u bırakmaya gitmişti. Çocukların okul saatlerinde Cevahir bey ona gitmesini istediği yerleri öğretmişti biraz, öncelikle şirketi ve sürekli gittikleri şehir kulübünü. Hasibe hanım haftanın bir kaç günü kulüpte arkadaşları ile vakit geçirirdi gündüz. Çoğu akşam da karı koca arkadaşları ile buluşur yemek yerlerdi. Evlendikleri günden beri birbirlerine çok aşık olan bir çifttiler. Bu yüzden hem kendileri, hem de çevreleri ile barışık insanlardı. Cevahir bey karısını “Has bahçemin bülbülü” diye severdi. Hasibe hanım bu sözü her duyduğunda hoşnut olur, ilk günkü gibi yanakları kızarırdı. Turgay öğle yemeğini okulda yediği için hemen elini yüzünü yıkayıp, yeni arkadaşları ile tanışmak için bahçeye çıkmak istese de o gün evde olan Hasibe hanım, ödevler bitmeden çıkamazsın dediği için yüzünü asarak odasına çıktı. Çantasından defterlerini çıkarırken perdenin arkasından arkada oynayan çocuklara baktı ve gözü pembe elbiseli yeni kızı hemen seçti yine. Hızla masaya geçip, defterlerini açtı ve öğretmenin verdiği az ödevini çabuk çabuk toparlayıp yarım saat sonra koşarak aşağı indi. Bu defa da okul formasını çıkarmayı unuttuğu için annesi onu yukarı gönderdi ve sonunda izni koparan Turgay koşa koşa arka bahçeye geçti.
“Hah geldi işte!” dedi Mete onu uzaktan görür görmez. Kızlarla oynamaktan sıkıldığı için dört göze Turgay’ı bekliyordu. Sümbül’de başını çevirince geldiklerinde pencerede gördüğü çocuğu tanıdı hemen.
“Merhaba ben Turgay!” dedi Turgay ona doğru yürüyüp.
“Bu da yeni arkadaşımız Sümbül!” dedi Yasemin hemen araya girip. Sümbül adı söylenince gülümsedi sadece.
Gülünce gamzeleri çıkıyordu yanaklarında. Uzun kirpikli gözlerini de kırıştırıp, Japon çizgi filmlerindeki kızlara benziyordu aynı. Turgay’ın kalbine giren ilk kız olacaktı o gün Sümbül.
Sümbül de hayatının en eğlenceli öğleden sonrasını geçirmişti, hava kararıp bütün çocuklar evlere girince, annesine heyecanla anlattı arkadaşlarının isimlerini, yaşlarını ve oyunlarını. Annesi kızını uzun zaman sonra ilk kez bu kadar neşeli ve mutlu görünce rahatladı. Demek sonunda hayatları gerçekten doğru bir yola giriyordu. Fatih bey zaman zaman dalgalanan davranışlar sergilediği için onları zor durumda bırakıyordu. Bir dönem kumar oynamış, hiç becerisi olmayan bu oyunda epeyce borçlanmıştı. Daha önce bir kere de bekçilik yaptığı fabrikaya hırsız girdiği için az kalsın hapse giriyordu. Evlendikleri günden beri Gümüş hanım kocasını bir çocuk gibi adam etmeye çalışmakla uğraşmış, henüz genç olmalarına rağmen hayattan bezmiş hissediyordu. Eğer bu evde uzun süre kalırlarsa, Sümbül için de kendileri için de çok çok iyi olacaktı. Başka masrafları olmayacağı için önce Fatih beyin borçlarını ödeyecek, sonra da para biriktireceklerdi.
O akşam Cevahir beyin gitmesi gereken yerler olduğu için Fatih bey ancak kızı uyuduktan sonra gelebildi eve.
Ertesi gün okula gideceği için heyecanlanmıştı Sümbül, yeni hayatı burada bu kadar güzel başladığına göre, mutlaka okulda da öyle olacaktı. Turgay ve ağabeyinin kolejde okuduklarını o gün öğrenmişti. Hayatında hiç koleje giden bir arkadaşı olmadığı için ona bir sürü sormak istiyordu ama annesi tembihlediği için ilk günden soramamıştı.
(devam edecek)