Emine – Bölüm 25

Hiç biri Adem gibi kadının hayatın her alanında yanında olabilen bir erkeğe alışık olmadıklarından Yeşim, Emine adına seviniyordu. Ağabeyi diye değil ama Adem gerçekten dört dörtlük bir adamdı, öte taraftan Emine’de öyleydi. Kendileri mutluluğu bu anlamda bulamamış olsalar da, yakınlarında birinin yaşaması Gülsüme ve Yeşim için de önemliydi. Umutları tazeliyordu böyle güzelliklere şahitlik etmek. Yeşim kızı için de böyle kıymeti bilinen, değerli hissettiği bir ilişki hayal ediyordu.

“Aman istemiyorsa evlenmesin, hiç zorlamayacağım!” diyordu öte yandan, “Nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın!”

Hepsi Melike hanım olsa “Olur mu öyle şey?” diyeceğini bildikleri için derin bir iç geçiriyorlardı bu cümlenin ardından.

Yeşim ve Firuze yukarı çıktıklarında, Adem çoktan hazırlanmış, heyecandan sürekli saatine bakıyordu. Firuze dayısına da kırgın olduğu içip burnunu dikip odasına girdi. Adem ne oldu der gibi kardeşine kaş göz atınca, Yeşim fısıldayarak olanları anlattı. Firuze’yi öyle bırakıp çıkmak içine sinmediği için odaya girdi Adem. Yeğeni ile fısır fısır bir şeyler konuştuktan sonra da onunla el ele salona Yeşim’in yanına geldiler. Yeşim dayısının onu ikna edecek bir yol bulduğuna sevindiği için hiç sormadı ne konuştuklarına ve birlikte Adem’i yolcu ettiler kapıdan. Emine kapıyı açtığında heyecandan titriyordu bir yaprak gibi. Uzun saçlarını açmışlar, güzelce fön çekmişlerdi. Yüzündeki hafif makyaj ten rengine öyle yakışmıştı ki Adem her zaman alışık olduğu Emine’nin ışıltısının bu kadar yüksek olmasını kendi heyecanına bağladı.

Aşağı inmek için ona kolunu uzattı ve Emine, Yeşim ablasının aldığı çantayı koluna takıp, ablasına el salladı ve girdi Adem’in koluna.

Adem’in ayarladığı mekana geldiklerinde, ağaçların arasına asılmış renkli fenerlerin altından, doğal bir gölet havası verilmiş havuzun yanında ayrılan masalarına oturdular. Loş ve renkli ışıklarla süslenmiş açık alanda, her masa ayrı bir loca gibi düzenlenmişti. Hafif romantik bir müzik, kameriyenin üzerinden sarkan tüllerin rüzgarla dansına eşlik ediyordu. Emine hayatında hiç böyle güzel bir atmosferde bulunmadığından, kendini bir peri masalında gibi hissetmişti. Adem soğukkanlı gözükmeye çalışsa da çok heyecanlıydı. Daha önceden mekanla görüşüp planını açıklamış ve onun işaretlerine göre hareket etmelerini rica etmişti. Romantik çiftleri ağırlamaya alışık olan mekanın da bu tür durumlar için özel hazırlıkları vardı.

Adem’in sipariş ettiği içecekler önlerindeki kadehlere doldurulduktan sonra Adem ayağa kalkarak, Emine’nin önünde olabildiğince kibar bir reverans yaparak eğildi. Bir doksanlık bir adam eğildiğinde bile kocaman gözüktüğünden Emine’nin yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti. Ne olduğunu anlayamadığı için onun şaka yaptığını sanmıştı ama Adem zarif eline uzanıp onu dansa kaldırınca, neredeyse düşüp bayılacaktı.

“Ben hiç dans etmedim daha önce!” dedi Emine kızararak.

“Burada bizden başka kimse yok rahat ol!” dedi Adem. Kameriyeler her çiftin özeline dikkat edilerek birbirinden uzak yapılmış, birbirine bakan yüzlerine kalın tüller takılmıştı. Dolayısıyla çiftlerin birbirlerini gözlemesi ışıklar da kısık olduğundan mümkün değildi. Adem bu defa hiç çekinmeden kolunu onun beline dolayıp, incecik bedenini kendininkine yaklaştırdı. Emine’nin burnuna dolan parfümün kokusu heyecanının iyice artmasına neden oldu. O kadar yakındılar ki, boy farkları olmasa yüzleri birbirine değebilirdi. Adem onun heyecanını izlemeyi konuşmaya tercih etti ve bir süre sessizce oldukları yerde sallandılar. Emine gülümsese mi, yüzünü mü saklasa ne yapacağını bilemiyordu ama bulunduğu yerlerin en güzelinde, yaşadığı anların en güzelini yaşıyordu aslında.

Adem nihayet onu bıraktığında, başı döndüğü için onun koluna tutunmak zorunda kaldı. Sandalyesine oturmak için hamle yapacağı sırada ise Adem ceketinin cebinden çıkardığı yüzük kutusunu açıp, önünde diz çökünce yanaklarından inci tanesi gibi iki damla yaş iniverdi.

Ne Adem bir şey söyledi, ne o bir cevap verdi. Sadece bakışarak birbirlerini anladılar ve Adem doğrulup yüzüğü kutusundan çıkardı ve onun parmağına takarak alnına bir öpücük kondurdu. Emine loş ışıkta parlayan yüzüğe inanmaz gözlerle bakarak, Adem yine onu kendine çekince Emine bu kez başını onun göğsüne bıraktı.

“Annem ve babam hayatları boyunca birbirlerine hep o ilk günkü gibi aşık yaşadılar. Ben ve erkek kardeşim, bu iki aşık insanla büyüdüğümüz ve sevmeyi onlardan öğrendiğimiz için çok şanslıyız!” diye tamamlıyordu kızları Defne ilk kitabı yayınlandığında. Anne ve babasının kırkıncı evlilik yıl dönümlerine hediye olarak onların aşklarını kaleme almış ve basılan ilk kopyayı onlara hediye etmişti.

Bu kadınların o pis mahallede başlayan öykülerini babalarının annelerine evlilik teklif ettiği o güzel güne kadar detaylarıyla anlatmıştı kitabında. Umutsuz bütün kadınların okumasını, bir kadının nasıl sevilmek istediğini ve bir erkeğin nasıl sevebileceğini de babalarından öğrenmelerini istemişti. Bir kadın sevildikçe güzelleşirdi çünkü. Anneleri altmış yaşında olmasına rağmen hâlâ çok güzeldi. Saçları yıllardır bir kez bile kısa olmamıştı, Adem onun saçlarını o kadar çok seviyordu ki her akşam yatmadan önce tarayıp örmeyi hiç bırakmamıştı.

Firuze’nin küçücük dünyasında açılan tüm yaraları saran örnek bir aşktı onların ki, gördüğünden fazlası olabileceğine tüm telkinlerden çok ikna etmişti küçük kızı bu evlilik. Tabi o da şimdi kocaman bir kadındı ve iki kızı vardı.

Yeşim ve Gülsüme bir daha hiç evlenmeyip, Emine ve Adem evlendikten sonra birlikte yaşamaya başladılar ve Firuze’yi beraber büyüttüler.

Defne’nin kitabında da söylediği gibi Emine ve Adem’in biri kız, biri oğlan iki çocukları oldu ve Adem emekli olduktan sonra, hepsi birden Balıkesir’e döndüler.

O kuytu mahalleden çıkmayı başaran dört kişi, Defne’nin yazdığı kitapla ölümsüzleştiler ve hayatları umudunu yitirenler için model oldu.

Onlar erdiler muratlarına biz çıkalım kerevetlerine ❤ Dileyelim ki yeryüzünde umut hiç eksilmesin ve herkes gönlünce sevip, sevilsin.

SON

B’ye teşekkürlerimizle.

Emine – Bölüm 25” için bir yanıt

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et