Emine – Bölüm 11

Baş sağlığına gelenler gidince, babası hemen sıkıştırdı Gülsüme’yi. Nasıl duymamıştı kızın çıkıp gittiğini. “Sızmış kalmışım yorgunluktan” dedi iki gözü iki çeşme zavallı Gülsüme. Ne ağabeyler, ne de yengeler “Sen neredeydin peki?” diyememişlerdi babalarına. Hepsi zaten yukarıda olduğunu tahmin ediyorlardı.

“Emine evden kaçacak kız değildir!” dedi büyük yengesi, “Belki acısını bastırmak için bir arkadaşına falan gitmiştir sabah Gülsüme uyurken! Bekleyelim bakalım!”

“Haber vermeden mi?” diye gürledi ağabeylerin büyüğü.

“Uyuyormuş ablası kime haber verecek?” deyince karısı sustu. Ağabeylerin küçüğü dükkanı açmak için kalkıp gitti yanlarından. Anneleri de ölse birilerinin dükkanı açması lazımdı. Bu hafta boyunca ağabeyler dönüşümlü açacak, babaları da gelen giden olur diye evde kalacaktı. Emine’nin arkadaşına gitmiş olma olasılığı yüzünden beklemeye geçmişti kalanlar. Akşam üzerine kadar bir iki taziye ziyareti daha oldu. İki kere de tepsiyle börek geldi kapıya. Komşular cenaze evidir diyerek sırayla yolluyorlardı bir şeyler. Gülsüme hariç herkes iştahla yiyordu gelenleri. Ömer de işi olduğu için çıkmıştı küçük ağabeyle. Babası işe başlayana kadar bırakacaktı karısını orada. Gelinler her gün gelemezdi böyle. Gülsüme durup ilgilensindi herkesle. Tabi bunu düşünen Ömer değil, kayınpederiydi. O da “Olmaz, ben karımı alır dönerim!” diyememişti. Şimdi Emine de ortadan kaybolunca hiç itiraz edemezdi. Daha soracaktı o hapların hesabını ama her şey üst üste geliyordu. Eninde sonunda eve döneceği için şimdilik erteledi öfkesini. İçmedim demişti Gülsüme ama bundan asla emin olamazdı. Gülsüme’de sevinmişti babasının bu kararına, Suna abla da olmadığına göre eve birinin bakması lazımdı. Böylece Yeşim ablası ile kolayca buluşup kaçabilirlerdi de. Ondan döndükten sonra bu durum ortaya çıktığı için, kalacağını ona da duyurmak için bir yol bulması lazımdı. Bu gün değil ama yarın dikkat çekmemek için bakkala diye çıkıp anlatacaktı ona da. Şimdi kız kardeşi için endişeli halini koruyup beklemesi gerekiyordu evde. Bakalım hava kararıp Emine gelmeyince neler olacaktı evde?

Saat altı olunca evde onlarla kalan büyük ağabey başladı kıpırdanmaya. Bu saate kadar kalmazdı gittiği yerde bu kız. Hem hangi arkadaşları vardı ki buralarda? Gülsüme bir kaç okul arkadaşı, iki de çocukluk arkadaşı olduğunu söyledi hemen. Bu saate kadar niye kimsenin aklına gelip de sormamışlardı sanki. Gülsüme biliyordu kardeşi güvendeydi de bunların hali neydi böyle?

“Biliyor musun evlerini?” dedi ağabeyi sert sert, o sırada kalkmış sandalyeye astığı ceketini giyiyordu sırtına.

“Mahalledekileri biliyorum sadece!” dedi Gülsüme.

Ağabeyi “Düş önüme!” deyince, hemen sırtına hırkasını alıp, ayakkabılarını giydi, çıktılar sormaya. İki arkadaşına da hiç gitmemişti Emine, onu aradıklarını duyunca da tuhaf tuhaf baktılar yüzlerine. Onlar tuhaf bakınca da iyice gerildi ağabeyi. Annesi ölen kız evden kaçar mıydı böyle. Hele Emine gibi sakin, uysal, en çok da korkak bir kız!

“Nereye gider düşün iyice!” diye Gülsüme’ye bağırdı dönerken.

“Ağabey vallahi bilmiyorum, bilsem niye durayım. Kardeşim, canım o benim! Annemin acısı da ciğerimde!”

Gülsüme gözü yaşlı, büyük ağabey öfkeli döndüler eve. Baba da iyice huzursuzlandı, “Ne yapsak?” dedi oğluna bakıp, “Dönmez mi?” dedi ağabey yine Gülsüme’ye bakıp. Gülsüme çaresizce omuzlarını kaldırdı.

“Allahım sen kardeşimi koru bunlardan!” diye geçirdi içinden. İyice yüzlerinin karardığına bakılırsa, Emine’yi şimdi bulsalar sağ bırakmazlardı herhalde. Ağabey ile baba öfkeyle çıktılar evden. Merak edeceklerine öfke duyuyorlardı her nasılsa. Karakola gittiler haber vermeye. O sırada küçük ağabey döndü eve, Emine’nin gelmediğini karısı hemen yumurtladı kapıdan girerken, onun da döndü nevri. Büyük ağabey ve baba bir saat sonra döndüğünde hâlâ ses seda yoktu Emine’den, mecbur bekleyeceklerdi polisten haberi. Akşam olunca baş sağlığına gelenler de kalabalıklaştı. Kimseye bahsetmediler Emine’nin kaybolduğundan. Gelen kimse de kızın nerede olduğunu sormadı zaten. Misafirin ayağı kesilince, ağabeyler karılarını alıp ayrıldılar evden. Babası da biraz televizyon seyredip, geçti odasına. Gülsüme yine yukarı çıkar diye beklemişti ama çıkmadı bu sefer. Ev sessizleşince o da annesinin odasına geçip oturdu yatağın üzerine. Kılıfsız yastığa sarılıp annesi ile konuştu içinden biraz, bolca da ağladı ama kardeşinin nasıl kaçıp kurtulduğunu anlattı ses çıkarmadan. Annesi de kızın kurtulduğunu duysun rahatlasın istiyordu. Bir hafta kalacağı için o da çok rahatlamıştı. Hem Ömer’den uzak kalacak, hem de kaçıp gitmeleri için fırsat doğacaktı.

Sabah ekmek almaya çıkıp, gidecekti Yeşim ablasına mutlaka. O da sevinecekti Gülsüme gitmiyor diye. Kocası dönmüş müydü eve, kızlarla konuşmuş muydu bir daha onu da bilmiyordu. Sabah uğrayınca öğrenecekti hepsini.

Emine ile Firuze, birbirlerine sarılıp uyumuşlardı biraz kahvaltıdan sonra. Akşam üzeri zorla açabilmişti Emine gözlerini. Firuze ondan önce uyanmış sessizce bekliyordu ablasını. Bilmedikleri bu evde ne yapacaklarını bilemiyorlardı ikisi de. Sonunda salona geçip televizyonu kontrol ettiler, çalıştığını görünce bir çocuk kanalı açtı Emine, Firuze’ye. Biraz kafası dağılsın eğlensin istiyordu. O da mutfağa geçti yeniden, akşam için yemek yapmaya başladı.

Yeşim, Emine’ye verdiği telefonun numarasını Adem’e de göndermişti iki arada bir derede. Adem İstanbul’a inince, tanımasa da mesaj attı Emine’ye.

“Adem ben, Firuze’nin dayısı. Ne yaptınız vardınız mı eve? İstanbul’dayım geliyorum!”

Yemeğin pişmesine yakın telefonun mesajı ötünce, Yeşim ablası sandı Emine. Adem’in mesajını okuyunca, çekindi cevap yazmaya ama yazmasa da olmazdı.

“Evdeyiz Firuze’yle. Emine” yazdı. İstanbul, Balıkesir’e ne kadar uzaktı, nasıl, kaçta gelir soramadı. Hiç tanımadığı bir adamla ne yapacaktı ki bu evde. Yeşim ablanın ağabeyi de olsa, yabancıydı bir kere. Masayı kurup, çağırdı Firuze’yi “Dayın İstanbul’daymış geliyormuş!” deyince, çocuğun aydınlandı yüzü.

“Dayım korur bizi!” dedi yine, “Annem ne zaman gelecek?” diye sordu sonra.

“Yakında gelirler herhalde!” dedi Emine, o da Gülsüme’yi merak ediyordu aslında, masayı toplamadan Yeşim ablasına mesaj atıp, hem ağabeyinin yolda olduğunu söyledi, hem de Gülsüme’yi sordu.

Yeşim, Gülsüme gittikten sonra evi iyice dolaşmış, giderlerse yanına ne almalı, ne almamalı onun hesabına başlamıştı. Adem’de geldiğine göre fazla oyalanmadan giderlerdi artık buradan. Gülsüme’yi bir daha ne zaman göreceğini bilmediği için tam bir plan yapamıyordu henüz. Kocası da ne aramış, ne de gelmişti eve. İstemiyordu zaten gelmesini. Emine’nin vardık yazdığını geç görüp, cevap yazmıştı sonra, uyumadan önce gelen mesajı okuyunca gülümsedi.

“İyidir ablan görmedim sonra bir daha merak etme. Firuze uyudu mu?” diye sordu hemen.

“Yok!” diye cevap gelince aradı kızıyla konuşmak için. Tam bir saat konuştular ana kız. Emine’de sessizce dinledi onları. Gülsüme’yi arayabilmeyi isterdi o da ama ne ablasının ne de onu hiç cep telefonları olmamıştı. Bununla da nasıl mesaj atıp, arayacağını Yeşim ablası göstermişti akşam ama kafası çok karışık olduğundan becerememiş, Firuze yardım etmişti.

Firuze’nin dayısı gece aç gelirse diye yemekten ona da ayırıp kaldırmıştı. Evin diğer odasındaki yatağa nevresim serip, hazırladı. Firuze annesi ile konuşurken. Onlar kapatmadan Yeşim ablasına sordu ağabeyinin kaç gibi geleceğini. Yeşim onları aramadan Adem ile konuştuğundan, “Gece yarısından sonra ancak gelir!” dedi. Onun kendi anahtarı vardı ama kızlar korkmasın diye kapıyı çalabileceğini düşündüğünden, “Kim olduğundan emin olmadan açma sakın!” diye tembihledi Emine’yi. Sanki Emine daha önce Adem’i görmüş ya da bilmiş gibi. Telefonu kapatınca Firuze ağladı yine biraz, sonra başını Emine’nin dizlerine koyup televizyon izledi. Gündüz uyudukları için uykuları gelmiyordu ikisinin de. Firuze televizyonu izlerken o da ablası ile annesini düşündü uzun uzun.

(devam edecek)

Emine – Bölüm 11” için bir yanıt

Yorum bırakın