Aslında Taylan Hasret’i oturduğu binada kendine ait olan daha küçük bir daireye yerleştirmeyi planlamıştı ama o Hamide hanımda ısrar edince bir şey diyemedi. Apartman görevlisinin kullanımı için planlanmış bu daire hizmet dışarıdan alınınca site tarafından kiraya verilmiş, Taylan da hobileri için bu daireyi tutmuştu. Tek başına yaşadığı için kendi dairesi çok büyük değildi. Maketlerle uğraşmayı sevdiğinden küçük daireyi maket ve diğer hobileri için düzenlemişti. Böylece onlarla uğraşıp kafasını toparlamak istediğinde evin içinde ayrıca bir döküntüsü olmuyordu. Bazı geceler çalışırken yorulup eve çıkmaya üşendiği için orada da basit bir çek yat vardı. Zaten yaşam alanı için yapılandırılan küçük dairenin kendine ait bir mutfağı ve banyosu da vardı. Hasret kendi istediği gibi bir yer bulana kadar orada kalabilirdi. Hatta o gelmeden daireyi temizletmiş, ortada duran malzemeleri ve yarım işleri de dolaplara kaldırmıştı. Ona kendine ait bir dairede kalmasını istediğini söylemeye çekindiğinden, kalacak yerin sorun olmadığını söyleyip durmuştu ama Hasret amcalarının ayarladığı yerden başka alternatifle ilgilenmeyince açıklama bile yapamamıştı. Oysa Hasret ile aynı binada olsalar, işe de birlikte gidip gelebilirlerdi.
“Ben de abartıyorum herhalde!” dedi kendi kendine Hasret’i Hamide hanımın evine bırakıp dönerken, “Kızcağızın kırk yıldır tanıyor muşum gibi bir samimiyet ve güven göstermesini beklemek saçmalık! Zaten zor şeyler yaşadı kafası karmakarışık! Gel beni dairemde kal denir mi şimdi? Kim bilir ne anlar?”
Ayhan hanım, Şengül’ün ağzında laf durmayacağını bildiğinden şimdilik parayı onun verdiğinden Taylan ya da Hasret’e bahsetmemesi konusunda sıkı sıkı söz almıştı. Hasret’i tanıyacak kadar onunla vakit geçirmişti. Taylan’ı da tanıyordu, ikisi de yumuşak başlı ve iyi huyluydu. Birlikte mutlu olma şansları fazlaydı. Tabi Taylan’ın ya da ailesinin evlilik meselesinde Ayhan hanımın fikrini sormayacakları ya da umursamayacakları aşikârdı. Hatta Taylan belki onunla Ayhan hanımın bağlantıları sayesinde tanıştığından bile bahsetmezdi onlara. Sorun değildi, Ayhan hanım zaten aralarında bir şey olursa ona minnet duysunlar beklentisinde hiç değildi. İnsanlardan uzak olmayı seçiyordu o. İyilik de yapsa kötülük gibi gözüktüğünü biliyordu insanlara, önemsemiyordu da! Hasret’e karşı hiç bir zaman bir gıcığı olmamıştı ama öyle kadınlar gelip gitmişti ki, yüz buldular mı işi nerelere vardırdıklarını ve buna da hiç tahammülü olmadığı için kastı ve kötü olmayı kendini üzmeye tercih ediyordu. Kimsenin başına gelenden o sorumlu değildi. Kimsenin başına da dert açmadığı sürece insanların ne yaşadıklarını umursamak istemiyordu. Zaten sayılı kalan gününü onun bunun derdi ile heba etmenin bir anlamı yoktu. Onun şansı yaver gitmiş, varlıklı bir hayat sürmüştü. Dünyayı kurtarmak gibi bir hevesi hiç olmamıştı. İnsanlar onu kötü de bilseler, aslında kimseye yaptığı bir kötülük yoktu. Onlara bir şeyler vermiyor ya da uzak duruyor olması onlar için kötülükse, öyle olsundu. Anlamadığı sanki onlara ait olanı almış ya da başlarına gelenlere o neden olmuş gibi davranıyor olmalarıydı. Vicdanının rahat olduğunu düşünüyordu. Yardım etmek istediğine, yardım etmek istediği şekilde ediyordu zaten. Yeğenlerine, kimsenin bilmediği başkalarına, şimdi de Hasret’e edecekti. Nemrut bir kadın olduğunu düşünseler de aslında sadece mantıklı ve temkinliydi. Birine şefkat göstermeye hevesi olsa zaten çocuk yapardı. Bu dünyaya bir çocuk getirip, binlerce saçmalığa katlanmasını beklemek istememişti. Bunun sorumluluğunu almayı da anlamlı bulmuyordu. Sırf bir çocuk sahibi olmayı tatmak için bunca kötülüğün içine bir insan bırakmak parası da olsa onun tercih edeceği bir şey değildi. İyi bir anne olacağını da pek sanmıyordu, çünkü karakteri sınırsız taviz vermeye hiç uygun değildi. E o zaman neden anne olsundu? Bütün kötülüklerden öte, neden bir çocuk böyle bir anneye doğsundu. Kendisini biliyordu. Kocası da öyle bir adamdı, o yüzden onca yıl birlikte yapabilmişlerdi ama insanlar kendi inanç kalıplarından çıkamıyorlardı bir türlü. İlla bir kadının evlenmesi, çocuk yapması, o çocuğa kendini feda etmesi gerekiyordu. Hatta bir değil, birden çok çocuk yapıp harap olmazsa anne bile sayılmıyordu. Kendini feda etmeyen kadın anne sayılmayacaktı neredeyse. Oysa anne olmak biyolojik ve isteğe bağlı bir girişimdi. Hamile kalabilen ya da bir çocuk büyütmeye gönüllü herkes anne olabilirdi. Kendi sınırlarını bilmeyen nicesi anne olup, sonra da çocukları rezil ediyorlardı. Bakmıyorlar, bırakıyorlar, istemiyorlar ya da mecburi hizmet gibi davranıyorlardı. Kaç tane şefkat dolu iyi anne vardı etrafta, öyle bir anne olacak ruh sağlığına sahip kaç kişinin ortamı vardı. İyi bir ailede büyümüş, sevgi görmüş, yokluk çekmemiş, içinde arzuları birikmemiş, kendiyle barışık, el âlemin lafıyla yaşayıp, yaşatılmayan ruh sağlığı tam yerinde kaç kişi vardı. Anne baba olmak için ehliyet almak lazımdı Ayhan hanıma göre. O kendini tartmış, bir çocuğun ihtiyacı olan koşulsuz sevgiyi, kusursuz ihtimamı ve hepsinden önemlisi dengeyi sağlayabileceğine dair bir güven hissetmemişti. Anne olup da çocuklarını travmalarla büyüten annelere göre çok daha yerinde bir davranışta bulunduğunu düşünüyor ve kararının da sonuna kadar arkasında duruyordu. İstenmeyen evliliklere doğmuş binlerce çocuk vardı, bir tek annenin kendini heba etmesi, feda etmesi yetmiyordu ki ayrıca. Sevgi dolu bir aile ortamı da gerekiyordu. Çocuğun en temel ihtiyaçları sevgi ve güven duygusuydu. İnsanların her kadının evlenip çocuk sahibi olması lazım inanç kalıbını kırıp, kimlerin çocuk sahibi olması, kimlerin olmaması konusu üzerine uzun uzun düşünmeye ihtiyaçları vardı. Toplumda bunca sorunlu kişi olmasının nedeni, doğ, evlen, çocuk yap, heba ol, kendin olamadan öl inancı yüzündendi. Ne erkekler, ne de kadınlar kendilerini asla bulamıyorlardı. Aileler de buna izin vermiyorlardı zaten. Sonra onları evlendiriyorlar, mutsuz yuvalarda, kendileri gibi mutsuz çocukları yetişkine çevirmelerini, bunu yaparken olabildiğince maddi manevi sıkıntı çekmelerini ön görüyorlardı. En çok kendini feda eden, en iyisiydi çünkü. Kim sokuyordu bunu kafalarına. Neden en berbat hayatı yaşayan, en kendi hayatını yaşamayan en iyi anne olsundu. En iyi annenin mutlu, tüm ihtiyaçları karşılanmış ve sevgi dolu olması gerekiyordu ki çocuklarına en iyi anneliği yapabilsin.
Taylan ve Hasret’in bir arada olmalarına destek olabilirdi ama bir çocuk yapıp yapmamaları konusu onların bilgisindeydi. Hasret onca yaşadığı şeyden sonra kendini bulmadan anne olmayı seçerse bu da o ve Taylan’ın sorunuydu. Ayhan hanımın kendine has düşünceleri vardı ve onları kimseye zorla pazarlamaya hiç çalışmamış, insanları da kararlarından ötürü yüksek sesle yargılamamıştı. Yine de hep en kötü olmuştu. Zengin, çocuksuz ve nemrut kadın.
Şengül anne olmak istiyordu şimdi, oysa kariyerinin en hassas dönemlerindeydi ve bir çocuğu olursa başarı kazanacağı o davaların hiç birine aklını tam veremeyecekti. Çocuğuna imkan sunmak için hep daha fazla çalışması gerekecek, kendini geliştirecek değil, daha çok para sağlayacak işlere yönelecekti. Paranın esiri olacaktı. Mecbur olacaktı çünkü hayata bir insan getirmiş bulunacaktı. Kendine ait hayallerini erteleyecek, gerçekleştiremeyecek, sonra zamanla kocasına düşmanlık besleyecekti. Çünkü fedakarlığı kadın yapar inanç kalıbı yüzünden kocasının kariyeri çocuktan onun ki kadar etkilenmeyecekti. Bunların hiç birini ona söylememişti, söylemezdi de. Şengül bunları anlayacak olgunlukta değildi. Onu kıskandığını, para verip, okuttu diye hayatını yönetmeye çalıştığını düşünebilirdi. Ne gerek vardı? Zaten onu dinlemeyecekti, dinlemesi de gerekmiyordu.
(devam edecek)