“Bir şeyin olacağı varsa kimse önüne duramaz!” dedi Dürdane, rahatlamış hissediyordu kendini ama Dila’nın yüzündeki soru işaretlerinin nedenini anlıyordu, “Hayat isterse tüm yolları açıverir önüne! Ben senin annen olurken öğrendim bunu, başıma gelen her şey senin geleceğini daha garanti altına almama yaradı. Her biri kötü şanslar gibi dursa da, herkesten seni okutmak için sözler alıp geldim buraya kadar. Bak bir kaç gün sonra sınava gireceksin. Fatma boşuna çıkmadı karşımıza, Osman’a kanıyorduk, hayat hemen gösterdi gerçek yüzünü. Belki ona kanacak bir kaç gün sonraki sınavı öteleyecektin!”
Başını salladı Dila, annesi konuştukça olaylar zinciri onun da aklından geçiyordu sıra sıra ama kafası çok karışıktı yine de, “Hayat mı istedi yani böyle olmasını?” dedi merakla.
“Benim ölü oğlum evde doğsa çocuksuz kalacaktım hem, hem horlanacaktım üzerime kuma gelecekti diyeceğim ama o zaten geldi. Aslında Allah seni korudu belki de, kuma gelip iki oğlan doğurunca herkes seni unuttu, biz de yolumuzda öyle böyle ilerlemedik mi?”
“Ama sen çektin bütün cefayı anne?”
“Olsun, ben gönlümle çektim. Annenin karşısına boşuna mu çıktık, bana rastlamasa seninle atlayacaktı o yardan şimdi hayatta olmayacaktın. Ağa’nın çitleri kırılmasa, Bekir orada iş almasa, ben orada olmayacaktım. Hamile olup, annene rastladıktan sonra doğurmasam, sana süt veremeyecektim, anneliği belki hiç bilmeyecektim. Oralarda doğuracağım belli olduğundan yanımda ihtiyacın olan her şey vardı o bağ başında.”
İkisi de hayatın sırlarını keşfetmenin heyecanına kapılmış gibi bakıyorlardı birbirlerine. Dila anlamıştı annesinin söylediklerini. Fatma’nın hayat hikayesini boşuna duymamışlardı. Fatma o kargoyu kapıdan içeri atmak yerine yanına boşuna almamıştı. Anahtar çantada, adres kargonun üzerinde yazılıydı. Hastaneden çıkınca gidip saklanabilecekleri bir adresleri vardı. Dürdane kızı için, Dila ikisi için heyecanlanıyordu. Evi Fatma’nın elinden alacak kimsesi ya da mirasçısı yoktu. Osman ya da aile peşine düşerse diye Dila eve kadar onun kimliği ile hareket edebilirdi. Eğer her şey sorunsuz ilerler eve giderlerse, sınav sonucunu aldıktan sonra tercihini de ona göre yapar orada bir üniversiteye devam ederdi. Fısıl fısıl konuştukça heyecanlandılar, yan yataktaki kadın uykuya dalar dalmaz zavallı Fatma’nın çantasını çıkarıp içindekilere baktılar. Kargo paketi aynı söylediği gibi duruyordu çantasında, ucunda siyah bir kedi anahtarlığı olan anahtarı da duruyordu, cüzdanı, parası, kimliği, giysileri her şeyi içindeydi.
Çantayı açıp içine bakınca ikisi de kötü oldular, “Doğru gelmedi bana şimdi yine!” dedi Dila.
“Hayır! Doğru!” dedi Dürdane inatla, “Ne olacak bu çanta, içindekiler, Fatma’nın evi ne olacak söylesene? Onu Allah çıkardı karşımıza! Biz eşyasını, evini, hayatını çalmadık ki! Başımıza geleni anlatsak belki kendi çağırırdı evine bizi? Ödünç kullanacağız sadece, belki sorun olmaz kalırız uzun süre! Geri dönmeyip, sokakta da kalmayız en azından! Ben gelemezsem, sen sokakta kalmazsın en azından!”
“Hayır birlikte olacağız!” dedi Dila, “Doktor ilaçlarını getirecek, o ilaçlarla iyi olacaksın!”
“İnşallah güzel kızım, Allah hep yolunu, bahtını açık etsin. Güzel gönlüne göre versin ama yine de kendini buna hazırla! Bir otobüse binip o adrese gideceksin unutma!” dedi Dürdane gözleri dolu dolu kızını hayatta tek başına bırakmanın acısı çöküyordu yüreğine ama başka da çaresi yoktu maalesef. Allah’a emanetti bundan sonrası. Dila sadece emanetti ona, bağ evinden almış buraya kadar getirmişti, bundan sonra da emanetin sahibi başı boş bırakmayacaktı onu belli ki.
İkisi de Fatma’ya dua edip durdular, Allah’a şükrettiler bu çıkış yolu için. Sınava çok az kaldığı için Dila çok heyecanlıydı, elinden geldiğince çalışmıştı, başlarına gelenlerde sonra çalıştıkları aklına girmiş miydi emin değildi. Sınavda kitlenip kalmaktan korkuyordu. Dürdane sancılarına rağmen kızına sınava kadar teselli verdi. Osman üç günde bir geliyordu onu almaya, sınav günü de o gelecekti. Dila’nın gönlüne girene kadar hiç bir şeye itiraz etmeme kararında olduğundan, sınava da götürecek, sözde kızın iyice gönlünü edecekti. Dürdane dualar ederken yolcu etti kızını, Dila ile Osman erkenden çıktıktan sonra da eksiltmedi dualarını. Osman sınav bitene kadar bekledi Dila’yı, gözlerinin içine içine baktı, elini tutmaya heveslendi ama beceremedi. Geldiler geri. Dürdane beklediği gibi bolca teşekkür etti Osman’a, hatta “Bana bir şey olursa kızım sana emanet!” bile dedi. Artık kendilerince bir yol bulduklarına göre, Osman gibi onlarda kendi rollerini oynayabilirlerdi. Osman bu işin olduğundan emin ayrıldı hastaneden. Hem Dila belki kazanamazdı, bunca şeyden sonra nasıl ders çalışmış olabilirdi ki? Dünyanın en zeki kızı da değildi netice de, Belir ile Dürdane’nin kanıydı. Kendiliğinden kazanamazsa Osman’ın bu gün yaptığı yanına kâr kalırdı, olur kazanırsa bile evlenecekleri ve hemen de çocuk yapacakları için bir yere gidemezdi. Bunca minnetin ardından mecburen Osman’a boyun eğecek, her şey tam hayal ettiği gibi güzellikle gerçekleşecekti. Bu kadardı onun güzellikle halletme anlayışı, tüm anlayış kendine kadardı. Sahipsiz Dila’ya sahip çıkacak, karısı yapacaktı. Üstelik çok köy gelini aksine ona ayrı ev de açacaktı. Oğlanlar doğuracaktı Dila ona, hayalleri gerçek olacaktı. Hangi kızın hayali değildi ki onu gibi zengin ve iyi bir kocaya varmak.
“Çöpsüz üzüm!” demişti babaannesi, “Kaynana, kaynata derdin olmayacak!”
Onun gibi üzüme kurban olsundu Osman, yüreği ayrı, göğsü ayrı kabara kabara döndü yanlarından.
O gidince heyecanlı heyecanlı konuştular sınavı. Doktor bir gün önce gelmiş, ilaçları da getirmişti. İlaçlar Dürdane’yi umdukları gibi toparlarsa, o zaman on beş güne gidebilirlerdi.
Onca hayal kurmalarına rağmen Fatma’nın hangi şehirde yaşadığına adresinden bakmak akıllarına gelmemişti. Kargonun üzerinde yazan adresi kontrol edip, Dila’nın okuyabileceği bölümleri seçmeleri gerekti. Dürdane evden uzak kızı ile baş başa bu planları yapabildiği için çok mutluydu. Aslında yeni ilaç biraz dokunmuş, midesini ağrıtmıştı ama Dila üzülmesin diye bir şey söylemedi. Uzun süredir hastanede olduklarından, hastabakıcısından doktoruna herkesi tanımıştı Dila. Annesi dinlenirken, hemşireden rica edip, Fatma’nın yaşadığı yerdeki üniversitelere bakmak için bilgisayarı kullanmaya izin istedi. Baktıkça yüzü aydınlandı, çok sevindi. Tam da okumak istediği bölümde iki yıllık iki ayrı üniversite yazabiliyordu. Hiç değilse puanı yetmesi için iki ihtimali oluyordu böylece. Dürdane her ihtimale karşı başka şehirlerde de bir kaç bölüm yazmasını istedi. Buraya kadar geldiklerine göre, Allah bundan sonrası için de yardım ederdi. Puanlar açıklanmadan Dila’nın tercihleri belliydi. Hemşire odasından okuldaki öğretmenlerini arayıp, yardım istedi. Annesinin hasta olduğunu ve kızın hastanede onun yanında olduğunu bildiklerinden öğretmenleri de başka şehirlerden tercih yapmasına yardım edip listesini belirlediler. Geriye bir tek annesinin iyi olması kalmıştı şimdi. İlaçlar iyi gelip hastaneden çıkmalarından hemen sonra ya da önce açıklanırdı sonuçlar diye düşünüyordu. Fatma’nın şehrini ilk tercihine yazıp verecekti. İkiden sonrasından kazanırsa yine önce oraya giderler hiç değilse plan yaparken güvende bir evde kalabilirlerdi. Eğer kazanamayacak ya da şehir değiştiremeyecek olurlarsa seneye bir daha girmeyi düşünmüştü Dila. Annesine bahsetmemişti ama önce bir işe girer, yaşamlarını düzene koyarlardı belki, o arada yine çalışır seneye bir daha sınava girerdi. Yeter ki o köye dönmesinler, annesi de iyi olup, yanında gelsindi.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.