Sessiz ol! – Bölüm 23

Cevdet telefonu açıp oğlunun söylediklerini dinledikten sonra iyice gerilmişti.

“Bence oradan ayrılın!” demişti Mert gergin bir sesle.

“Burayı ben hallederim, sen orayı hallet!” diyerek kapatmıştı telefonu Cevdet ve ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.

Annesini boş bırakmak istemedikleri için işe ara verip onun yanına gelen Mert, annesinin yüzündeki ifadeden bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anlamıştı. Yaşadıkları yüzünden psikolojisi iyice bozuk olan Ayşegül artık duygularını saklamak veya kontrol etmekte zorlanıyordu. Ne olduğunu öğrenmek için üzerine gidince, annesi ağlamaya başlamış, sonra oğlunun yüzünü avuçlarının içine alarak isterse bunları yapmayabileceğini ve iyi bir hayatı olacağını söylemişti. Onun birileri ile konuşmuş olabileceğinden şüphelenen Mert ağzından laf almak için onun da bunu istediğini ama babasından çok korktuğunu söylemiş, annesini korumak için katlandığını ekleyerek ağlar gibi yapmıştı. Oğlunun bu halde olmasına canı yanan Ayşegül, “Kurtulabilirsin Mert! Kurtulabiliriz!” demişti heyecanla ve anne sevgisi ile oğluna sıkı sıkı sarılıvermişti

Annesini inandırdığını anlayan Mert oyuna devam edip sıkıca sarılmış ve “Nasıl canım annem? Bir yol biliyor musun?” diye sormuş, o da gelen adamı ve söylediklerini bir güzel anlatıvermişti. Tabi ki Mert’i tehlikeye atmamak için onun ifade verme isteğini kabul etmemişti. Adamın kim olduğunu sormak da aklına gelmemişti ama söyledikleri çok mantıklıydı. Eğer adamı yeniden bulup Mert’in hapse girmeyeceğini garanti edebilirlerse Cevdet’ten kurtulabilir, sakin ve güzel bir hayat yaşayabilirlerdi.

“Neval’i nereden biliyor bu adam?” demişti Mert ilk şaşkınlıkla ama hemen toparlanıp, “Keşke ona babamın yerini söyleseydin, iş üzerinde yakalanırdı ve bu söylediklerinin hiç birini yaşamaya gerek kalmazdı!” dedi. Oğlundan cesaret alınca iyice heyecanlanan Ayşegül “Söyledim zaten!” deyince beyninden vurulmuşa dönse de dişlerini sıkarak bir şey belli etmemiş, çok sevinmiş gibi yaparak annesine daha sıkı sarılmıştı. Bu gün sonuçlanmadan ikisinin de bir şey belli etmemesi gerektiğini söyleyen Mert, doktora annesini ne zaman çıkarabileceğini soracağını söyleyerek annesinin yanından ayrılıp, koridordan babasını aramıştı. Gelen adamın Saygın olduğunu tahmin eden Cevdet, Neval de dahil kimsenin bilmediği bunca şeyi nasıl bilebildiğinin şokuna girmiş, onun önsezili biri olduğunu aklına gelmediği için karısının ya da annesinin birilerine olanlardan bahsetmiş olabileceklerinden şüphelenmişti. Hatta bu oğlu bile olabilirdi. Olanları tam olarak bilen üçünden başka kimse yoktu, annesi öldüğüne göre geriye Ayşegül ve Mert kalıyordu. Ayşegül cinayetleri bilse bile elinde bir kanıt yoktu, psikolojisinin bozuk olduğu ispatlanabileceği için hayal gücünün ürünü olduğu kolayca iddia edilebilirdi ama Mert hem cinayetleri, hem cesetlerin nerede olduğunu biliyordu. Bunları Gülnaz hanımda bilmediği için en çok bilgiye sahip olan Mert belki de hava atmak ya da birini korkutmak için salakça birine ötmüş olabilirdi.

“Geri zekalı!” diye söylendi kendi kendine. Ona “Orayı hallet!” derken annesinin icabına bakması gerektiğini söylediğini anladığını biliyordu. Eğer birileri bağ evine gelirse diye Neval’i buradan götürmesi gerekiyordu, sonda da oğlunun icabına bakabilirdi. Bağ evi bulunursa cesetler de bulunabileceği için belki de Neval’i kaçırmak yerine öldürüp kendisi kaçmalıydı. Ne diye onunla kaçıp risk alsındı. Suçları oğlunun üzerine de atabilirdi ama bazı cinayetleri işlemeye salağın yaşı yetmiyordu. Cesetlerin hepsini mahzenden çıkarmak için de yeterli vakit yoktu. Gergin bir şekilde dolanıp dururken, Neval içerideyken bağ evini yakarsa cesetlere ulaşılamayabileceğini düşündü, belki de mahzenleri havaya uçurmalıydı. Gömülü de olsalar patlamanın etkisi ile toprağın altındaki ve üzerindeki her şey parçalanırdı. Mal varlığını ve hayatının geri kalanını kurtarmakla ilgili planları şimdi yapacak vakit yoktu. Hızlıca bu işe odaklanmalıydı. Depoda babasından kalan dinamitler vardı. Yusuf bey de akıl sağlığı tam bir adam olmadığı için daha önce bir yerleri havaya uçurmuşluğu vardı ve kalan dinamitleri burada saklıyordu. Bağ evi nesiller boyu ailenin suçlarının kanıtlarını saklıyordu. Dinamitleri kontrol etmek için bağ evinden çıkıp evin altındaki depoya koştu, uzun zamandır girilmeyen deponun her yanını örümcek ağları kaplamıştı. Elleriyle ağları temizleyerek elektrik düğmesini buldu ama maalesef lambası patlamıştı. Telefonun ışığını yakarak dinamit sandığını aramaya başladı. Yusuf beyin istifçiliği yüzünden yıllarca atılmaya kıyılamamış bir çok eşya üst üste duruyordu. Banyolardan sökülmüş lavabolar, musluklar, duvara dayanmış eski halılar, bir ayakları veya başka parçaları kırılmış sandalyeler, hırdavat malzemeleri, boya malzemeleri ve daha bir çok şeyin içinde kan ter içinde kalarak yarım saat sonra dinamitlerin olduğu kutuyu buldu. Sandıkların biri ağzına kadar doluydu ve bütün bağ evini parça parça edecek kadar büyük bir patlama yaratmasına yeterdi. Dinamitlerin hemen yanındaki sandıktan çıkardığı barutu kokladı. Nemlenmemişti ve işini görecekti. Hepsini karanlıkta tek tek yukarı çıkardı ve Neval’in kapalı durduğu mahzenden başlayarak, cesetleri gömdüğü mahzenlerin kapılarına ve içlerine dinamitleri ve barutları yerleştirdi. En son Neval’in yanına girdi. Onun geri gelmesiyle irkilen Neval’e pis pis sırıtıp, “Seni farklı bir şekilde öldüreceğim! Çok yaratıcı bir planım var dedi!”

O dinamitleri Neval’in olduğu mahzene yerleştirip bir kısmını da onun üzerine bağlarken, Mert annesini imza karşılığında çıkarabileceğini öğrenmişti. Hemen yanına dönüp, babasının polisin elinden kaçma olasılığına karşı, güvende olana kadar saklanmaları gerektiğini, annesini ne pahasına olursa olsun koruyacağını söylemiş ve imza atarak taburcu olmaya ikna etmişti. Oğlu ile birlikte kurtulabileceğine ve oğlunun onu korumak için gösterdiği çabaya çok heyecanlanan ve mutlu olan Ayşegül hemen kabul etmişti. Onları da tehlikeye atmamak için kendi ailesinden birilerine gitmek istemiyordu.

“Güven bana!” diyordu Mert, “Ben her şeyi planladım! Babam bizi asla bulamayacak ve yakında çok güzel bir hayatımız olacak!”

Oğluna güvenen Ayşegül hiç tereddüt etmeden taburcu olma isteğini imzaladı ve onunla birlikte hastaneden ayrıldı. Önce eve gidip bazı şeyleri almalarının iyi olacağını söylese de, Mert onu güvenli bir yere götürdükten sonra dönüp, ne istiyorsa alabileceğini söyledi. Polis babasını elinden kaçırdıysa gelip onları arayacağı ilk yer ev olacaktı. Önce olayların ne yönde gelişeceğinden emin olmaları gerekiyordu. Onu götüreceği yerde bir şeye ihtiyaçları olmayacaktı. Ayşegül oğluna sevgiyle gülümsedi, uzun zaman sonra yeniden anne oğul gibi olduklarını ve umut olduğunu hissediyordu. Oğlu büyümüştü işte ve şimdi onu da kendisini de kurtarıyordu. Bundan sonra ne olursa olsun geçmişte yaşananlardan daha güzel olacaktı. Araba şehirden çıkıp yeşilliklerin çok olduğu bir yere gelince, evden dışarı çıkmayan ve gezmeye, güzellikleri yaşamaya hasret kalan Ayşegül hayran hayran etrafına bakmaya başladı. Mert şehirden uzaklaşırken aklında tam olarak bir plan yoktu ama babasının isteğini yerine getirmeye kararlıydı. Kadınların çoğu gibi annesi de aptalın tekiydi ve onları ele vermişti. Bunu karşılıksız bırakmayacaktı. Onu sevdiği, iyiliğini istediği hepsi palavraydı. Öyle olsa o sersem herife bağ evinden bahseder miydi? Babası yakalanırsa Mert’i ele vermeyecek miydi sanki? O zaman ne olacaktı?

Bir süre daha gittikten sonra altındaki harika bir manzaranın olduğu viyadükte arabayı kenara çekti, aşağıda akan coşkun bir nehir ve kenarında uzun kavak ağaçları vardı. Bulutların gölgelerinin gezindiği küçük bir köyün camisinin parlak kubbesi küçük bir güneş gibi parlıyordu. Neden durduklarını anlayamayan Ayşegül merakla oğluna baktı, “Buradan manzaraya bakmak isteyeceğini düşündüm!” dedi olanca sevimliliğini ile, “Deminden beri o kadar hayran izliyorsun ki, uzun zaman sonra açık havada güvenle nefes alarak gün batımını izleyebiliriz!”

(devam edecek)

Yorum bırakın