“Gitme! Lütfen!” dedi Seren, “Biliyorum hiç ilgin olmayan konulara bulaşmak zorunda kaldın ama şimdi tek başıma kalmak istemiyorum!”
“Anneni mi düşünüyorsun?” dedi Gültekin.
“Evet, bir hastalığı olduğunu bile bile yaşamayı düşünüyorum. Neden korunmamışlar ki sanki! Onların bir gecelik aşklarının sonucunu neden yaşatıyorlar bana böyle? Biri beni kendinden uzaklaştırmış, diğeri sırlarla bırakıp gitmişken, bunca şeyle ben nasıl baş edeceğim şimdi. Üstelik ya annem gibi hastaysam ne olacak? Ya hiç yaşayamadan, hastalık beni alırsa?”
Gültekin sandalyenin arkasında durup omuzlarını tuttu Seren’in, “Korkma! Sana hiç bir şey olmayacak, annen ve baban için de acele karar verme! Bolca zamanın var. Şimdi şoktasın, geç duyduğun için kırgınsın. Kendini onların yerine koyamıyorsun, ayrıca ne düşünürsen düşün, hiç bir şeyi değiştiremezsin. Şimdi düşünmen gereken daha önemli şeyler var önünde!”
“Başım ağrıyor! Şu göl kadar durgun olmak istiyorum gerçekten!”
“Haydi sadece gölü izle o zaman, zihnine kulak verme. Ben tam arkandayım!”
“Tamam!” dedi Seren ve gözlerini kapatıp gölü dinlemeye çalıştı bir süre, kızıllık, karanlığa dönmeye başlamıştı artık. Güneşin parlak silüeti çekip gitmişti az önce, ardında bıraktığı renkler bile onun ne kadar gösterişli bir sanatçı olduğunu anlatır gibi dans ediyordu gök yüzüne, koyudan açığa doğru sıralanmışlardı renkler. Işık tamamen kaybolduğunda hava da serinlemişti birden, Gültekin onun zayıf olduğunu bildiği için kaldırıp arabaya getirdi yeniden.
“Daha iyiyim teşekkür ederim!” dedi Seren minnetle, “Her günün sonunda sana yeniden teşekkür etmemi gerektiren bir şeyler oluyor!”
“İnan bu gün duyduklarını ben de beklemiyordum. Doğum günün için iyi bir sürpriz olur sanmıştım ama sanırım hayatındaki en berbat ve unutulmaz doğum gününü yaşattım sana, bu yüzden gerçekten üzgünüm!”
“Aslında tam da doğum günümle ilgili bilgiler öğrendim bu gün öyle değil mi? Sen yanlış bir şey yapmadın, nasıl doğduğumu, nasıl kaçırıldığımı, öz annemi, beni büyüten babamın öz babam olduğunu öğrendim. Hepsi ben ve doğumumla ilgili. Hepsi de sürpriz! Yani tam bir doğum günü sürprizi oldu bana!”
“Şaka yapma lütfen!” dedi Gültekin üzgün bir sesle, “Keşke ben önceden konuşsaydım Nedret hanımla!”
“Sen olmasan bunları asla öğrenemeyebilirdim. Beni o evden kaçırdın, sakladın, hayatımdaki en büyük sırları açığa çıkardın. Gerçekten mucize gibi bir şeysin!”
“Hiç böyle yaklaşacağını düşünmemiştim!” diye güldü Gültekin, “Bence bunca şeyi atlatıp bu güne kadar geldiğine göre asıl mucize sensin! Bu hikayeyi bana biri anlatmış olsa abartıldığını düşünürdüm yemin ederim. Hayatımda böyle bir şeye şahitlik etmedim daha önce ve her şey annemin bir kızla tanışmamı istemesi ile başladı! Handan! İnanamıyorum annem duysa kalp krizi geçirir zaten zavallı! Annen, yani Handan’ın annesi, anneme senin kaybolduğunu anlatmış ağlayarak ve o da çok üzülmüş bana anlattı!”
Seren kaşlarını kaldırıp baktı Gültekin’in yüzüne, yanakları hâlâ ıslaktı göz yaşlarıyla ama bir anda kendini tutamadı ve püskürerek gülmeye başladı.
“Aman Tanrım gerçekten sinirlerim bozuldu!” diyerek kapaklandı dizlerine ve bir süre güldükten sonra yeniden ağlamaya başladı. Eve geldiklerinde, Gültekin onu yürütmeden kucakladığı gibi aldı içeriye, anneannesinin yatağına götürüp uzanmasına yardım etti ve kendisi de oturdu yanına.
“Bak ne diyeceğim, her şey bittikten sonra bu hikayeyi yaz lütfen, ya da birine anlat o yazsın tamam mı?”
“Bir daha hatırlamak ister miyim hiç bilmiyorum!” dedi Seren.
“Kabullenmen zaman alsa da bu senin hikayen!” dedi Gültekin ve kolunu onun başının altına koyup uzandı yanına, “Yarın İzmir’deki doktorla, gittiğimiz doktoru arayalım! Aklındaki soru işaretlerinden bir an önce kurtul!”
“Tamam!” dedi Seren sayıklar gibi ve ikisi sessizce uzandılar saatlerce, Gültekin’in içi geçip uykuya daldığında Seren hâlâ uyanıktı. Artık düşünecek hâli kalmamış olsa da uyuyamıyordu. Gözlerini boşluğa dikip yattı sabaha kadar. En azından tek başına değildi bunları yaşarken.
Gültekin sabah gözlerini açtığında yanında değildi Seren, içeriden sesler geldiğini duyunca kalkıp mutfağa gitti.
“Uyandın mı?” dedi Seren gülümsemeye çalışarak, bütün gece uyumayıp ağladığı için gözleri kıpkırmızıydı, “Pek iyi sayılmam ama kahvaltı hazırladım” dedi masayı göstererek, “Bana ömür boyu bakacak değilsin öyle değil mi?”
“Eline sağlık iyi görünüyor!” dedi Gültekin, “İnan daha kötülerini de gördüm bekar evlerinde!”
Birlikte oturup kahvaltı ederken Nedret hanımdan öğrendiklerini gözden geçirdiler beraber. Canı yansa da, Seren de bunları öğrenmiş olduğunun çok iyi olduğunu kabul ediyordu.
“Öz annenin mirasçısı bile olabilirsin istersen!” dedi Gültekin
“Hayır! Bunu istediğimi sanmıyorum, o adama da annemi hatırlatıp, benim aslında ölmediğimi söylemeye gerek yok değil mi? Bari o kendi inandığı haliyle yaşamaya devam etsin!”
“Bu konuda haklısın!” dedi Gültekin, “O tarafını düşünememiştim. Anneni gerçekten çok sevmiş olmalı! Üzüldüğü kadarı ona yeter! Biz şu sağlıkla ilgili şüphelerini yok edelim önce, sonra babanın avukatına gideriz. Elimiz çok daha güçlü artık!”
Avukat, Seren’in on sekizinci yaş günün ertesinde Dilek’i arayıp, kızın kaybolduğunu duyunca o bulunana kadar mirası erteleyeceğini söyledi.
“Bunu yapmaya hakkınız olduğunu sanmıyorum.” dedi Dilek sinirle, “Sonuç olarak diğer kızım yanımda ve siz onun hakkını da gasp etmiş oluyorsunuz. Vasiyete göre Seren’in on sekizinci doğum gününden sonra ikisi de mirastan paylarını almaya haklarını kazanıyorlar!”
“Tabi siz de!” dedi avukat.
“Neyi ima etmeye çalışıyorsunuz!” dedi Dilek yine sinirle, “Kızlarımın hakkını savunuyorum ben!”
“Seren ortaya çıkana kadar maalesef bir işlem yapılamaz.” diyerek kapattı avukat telefonu.
“Bu kızın bize yaptıklarına inanamıyorum!” dedi Dilek hırsından deliye dönmüştü, “Resmen ava giden avlanır diye buna diyorlar!”
“Peki ya başına bir iş geldiyse ne olacak?” dedi Handan.
“Ah keşke!” diye inledi Dilek gözlerini devirerek, “Umarım ortaya çıkmasının bir yolu yoktur!”
“İyi de ne kadar beklemek gerekecek! Ölüsü ya da dirisi bulunamazsa mirası hiç alamayacak mıyız?”
“Adama bunları kendin sormak ister misin?” dedi Dilek ters ters, Hakan’ın sürekli aramasına izin verdiği için iyice kızmıştı kızına da. Gönül hanımın oğlu da ortalara çıkmıyor, hiç bir şey istediği gibi gitmiyordu. Onca yıl sabrettikten sonra artık bir kaç dakika bile beklemeye tahammülü kalmamıştı. Seren’in ne gerekçeyle kaçtığını da bilmediği için iyice huzursuzdu. Kız kendiliğinden avukata ulaşmayı akıl ederse o zaman yaptıkları her şey boşa gidebilirdi.
“Öyle olsa avukat sana söylerdi herhalde!” dedi Handan.
Gültekin’in, Seren’i götürdüğü doktorun sonuçları henüz çıkmadığından, İzmir’deki doktorla kendileri konuşmaya karar vermişlerdi. İnternetten doktorun kliniğinin telefonunu bulup ulaşsalar da adam telefonda kimseye bilgi veremeyeceğini söyleyince, Gültekin hemen o akşam için iki İzmir bileti aldı ikisine. Gece bir otelde kalıp, gündür gideceklerdi doktorun yanına. İzmir’de aynı doktordan dönerken kaza yaptıkları ve o zaman da otelde kaldıkları için Seren kendini kötü hissetmeye başlasa da, Gültekin’in onca çabasından sonra daha fazla üzülmesini istemediği için saklamaya çalıştı stresini. Zaten onu strese sokacak o kadar çok şey olmuştu ki, saklayamasa da Gültekin’in aklına bile gelmemişti onun düşündükleri. O da kendini olaylara kaptırmış sürükleniyordu Seren ile birlikte. Geri çekilip olayın dışına çıkmayı aklına bile getirmiyordu.
(devam edecek)
Hikayelerinize bayılıyorum her gün merakla bekliyorum. Bir de çabuk bitmese:)
BeğenLiked by 1 kişi