“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!”
Seren, Gültekin hatırlattıktan sonra düşünebilmişti İzmir’de ki doktorla bağlantıya geçmeyi. Orada bir hafta vakit geçirdiğinden dolayı hem adını hem de yerini hatırlıyordu hâlâ. Ertesi gün gidecekleri doktordan sonra o doktorla da bağlantı kurup yapılan tetkiklerin sonucunu öğrenmeye karar verdiler. Ayrıca Nusret beyin ailesi ile de bağlantıya geçmek istiyordu. Nusret beyin onda çok emeği vardı ve babası ile birlikte onu tedavi ettirmek için yanlarındaydı ve onun ölümünden de kendini sorumlu tutuyordu. Zavallı adam emekli olduğu halde babasını kıramadığı için onlarla gelmeyi kabul etmişti.
“Eğer Seren kendisi kaçtıysa, o zaman bir şeylerden şüphelenmiş olmalı!” diyordu Dilek, “Sersem Hakan ona bir şeyler anlatmış olmasın?”
“Hakan böyle bir şeyi asla yapmaz!” dedi Handan.
“İyi de hiç bir şeyden haberi yoksa, neden kaçmayı düşünsün. Ayrıca onunla Mustafa dışında Hakan’da görüşüyordu. Polis yakında bunu da fark edecek. Ya sen onunla evlenmekten vazgeçip, kardeşi ile evlenmeye zorladın diye senden intikam almak istediyse. Böylelerinden her şey beklenir!”
“Ne yani onunla iş birliği yapıp bizi mi tuzağa düşürmek istedi diyorsun?” dedi Handan şaşkın şaşkın, “Yok canım! Hiç sanmıyorum!” diyerek telefonuna uzandı ve aradı Hakan’ı.
“Aşkım!” diye açtı Hakan hemen telefonu, “Beni mi özledin yoksa?”
“Neredesin şimdi?”
“İşteyim! Geleyim mi?”
“Hayır gelmene gerek yok! Seren ile ne zaman görüştün en son diye soracaktım!”
“Aşkım biliyorsun ya sen evdeydin zaten! Niye sordun?”
“Seren dün gece ortadan kayboldu da!”
“Ortadan kayboldu da ne demek?”
“Gitti yani! Yok!”
“Şaka mı yapıyorsun?” dedi Hakan afallayarak, “O kız kendi başına nereye gidebilir?”
“Biz de onu merak ediyoruz. Polise haber verdik, yakında sana da ulaşabilirler diye haber veriyorum!”
“Çok saçma!” dedi Hakan, “Nereye gitmiş olabilir!”
“Bilmiyorum Hakan! Biliyorsan diye seni aradım zaten!” dedi Handan bıkkın bıkkın ve “Bir gelişme olursa ararım!” diyerek kapattı telefonu.
Dilek onun yüzüne bakıyordu yorumunu merak ettiği için, “Yok o olamaz! Sahiden şaşırdı!” dedi Handan.
“Onu o kadar iyi mi tanıyorsun?” dedi Dilek alay eder gibi.
“Of! Evet anne! Onu o kadar iyi tanıyorum!”
O sırada kliniğe varmış olan Seren ve Gültekin doktorun onları çağırması için bekliyorlardı. Doktor Seren’i teslim aldıktan sonra çıkacaktı Gültekin. İzmir’deki doktorla bağlantıya geçebilmesi için onun adını da vereceklerdi. Belki iki meslektaşın bilgi alış verişi yapması Seren’in durumu için de faydalı olabilirdi. Tabi Gültekin’in arkadaşı olduğu için bunu isteyeceklerdi doktordan, yoksa hiç bir doktor kendi tetkiklerinden başkasına güvenmezdi.
İçeri girip Seren’i arkadaşı ile tanıştırdıktan sonra, o hikayesini anlatırken, ayrıldı Gültekin yanlarından. Bir gelişme var mı diye yine Mustafa’nın yanına uğradı. Fatih bey de sorguya çekilmişti dün ve Mustafa babasının işinden olmasından biraz endişelenmişti.
“Baban neden işinden olsun, kimse senin konuyla ilgin olduğunu bilmiyor ki?” dedi Gültekin onu sakinleştirmek için, “Ayrıca öyle bir şey olsa bile, ki olmayacak. Benim için çalışabilirsiniz. Merak etme!”
“Şey!” dedi Mustafa, “O zaman neden hemen başlamıyoruz. Ben bu insanların yanında kalmak istemiyorum daha fazla!”
“Halledeceğim, sabret!” dedi Gültekin gülerek, bu iyi niyetli çocuğu seviyordu gerçekten. Gelmişken ona Nusret beyin ailesinin nerede olduğunu bilip bilmediğini sordu. Mustafa bilmiyordu ama babası arada sırada bir ihtiyaçları var mı diye yokluyordu karısını. Babasından telefonu almasını rica ederek ayrıldı oradan.
Seren’in tetkikleri umduklarından uzun sürünce, işten erken çıkıp onun yanına gitti yeniden. Doktor “Öz ailesinin hikayesini de bilsek iyi olur!” demişti ama Seren onların kim olduklarını ve nasıl bir sağlık hikayeleri olduğunu bilmiyordu. Kendi sonuçları ortaya çıktıktan sonra İzmir’deki doktorla da bağlantıya geçip karşılaştırma yapacaktı. Ancak yapılan tüm tetkiklerin sonuçlanması bir haftayı bulabilirdi. Akıl sağlığı raporu için gerekli olan psikiyatri randevusunu da bir gün sonrası için ayarlamışlardı. Böylece doğum günü geçtikten hemen sonra bu raporla babasının avukatına gidip, vasiyette yazanların hayata geçirilmesini isteyebilirdi.
“Mustafa ve senin benim için yaptıklarınıza minnettarım gerçekten!” dedi Seren bir kez daha dönerlerken. Gültekin ona uğradığını ve konuştuklarını da Seren’e anlatmıştı. Polis Seren’i aradığı için dışarıda çok fazla görünmek istemiyorlardı. Klinik kayıtları doğum günü geçtikten sonra sisteme işlenecekti.
“Sabahtan beri oradasın acıkmış olmalısın!” dedi Gültekin gülerek.
“Aslında beni hiç aç bırakmadılar ama yine de tok olduğumu söyleyemem!” dedi Seren, “Üzerimden baskı kalkınca, karnım daha çok acıkmaya başladı sanırım!”
“Kendine geliyorsun artık bence!” dedi Gültekin, “Onun fiziksel halsizliği dışında bir sorunu olmadığını düşünüyordu dünden beri ama yine de yarın ki rapordan sonra belli olacaktı her şey.
Eve döndüklerinde, dolaptaki malzemelerle kolay bir şeyler hazırladı Gültekin onlara. Kendisi hiç bir şey yapmazken, Gültekin’in mutfağa girmesinden mahcup olmuştu Seren.
“Üniversite de heves ve biraz da inat edip ayrı eve çıkmıştım!” diye anlattı Gültekin, “Harika bir hayatım olacağını sanıyordum ama benim gibi titiz bir adamın arkasını toplayan olmayınca çöplükte yaşayamayacağını anlayınca koşa koşa eve döndüm! Emin ol bundan fazlasını bilmiyorum!” dedi hazırladıklarını yerlerken.
“Bu kadarını bile bilmeyen biri olarak bulduklarıma şükretmeliyim!” diye yanıtladı Seren ve o akşam da Gültekin’in hayatı hakkında sohbet ederek geçirdiler. Seren onunla bu kadar iyi anlaşacaklarını hiç düşünmemişti ama iki akşamdır yaptıkları sohbetlerden oldukça memnundu. Tabi Hakan da olduğu gibi boşluktan yersiz düşünce ve hislere kapılmamak konusunda temkinliydi bu sefer. O kadar uzun süre tek başına kalınca, en ufak yakınlığa kanıyordu çabucak. Bu kadar iyilik yaptıktan sonra Gültekin’den zarar gelmeyeceğini biliyordu artık, güvenmesinde bir sakınca görmüyordu o yüzden. Kendi düzenini kurduktan sonra da arkadaşlıkları devam etsin isterdi yine de. Gerçekten iyi bir insandı Gültekin.
Ertesi gün psikiyatri randevusu için yeniden kliniğe gittiklerinde Seren kendini çok gergin hissediyordu. Yolda “Ya gerçekten de sandığım gibi değilsem ve gerçekten kendimi aklım başımda sanıyorsam ne olacak?” demişti sesi titreyerek.
“Bana gayet iyi görünüyorsun!” dedi Gültekin.
“Ama biliyorsun nörolojik rahatsızlıklarda hastalar kendilerini hep normal zannederler!”
“İyi de o zaman ben niye seni normal bulayım!”
“Belki de henüz anlayabilmen için gerekli koşullar oluşmamıştır!”
“Bence kendine çok fazla yükleniyorsun. İkimiz de senin o hallerinin sana verilen ilaçlar yüzünden olduğunu biliyoruz. Tamam kazadan sonra kötü günler geçirmiş olabilirsin bu da anormal değil ama sonrasında kendine gelememen için ellerinden geleni yapmışlar!”
“Eminsin değil mi?”
“Benim emin olmam bir şeyi ispatlamıyor ama biraz sonra doktor sana emin olman için gerekenleri söyleyecek!”
Doktor Seren’i içeri çağırdığında “Bana şans dile!” diyerek girdi içeri. Gültekin annesinin seçtiği değil ama Dilek hanımın diğer kızıyla bu yaşadıklarını bilse ne düşüneceğini merak ediyordu. Aslında tam olarak onun sözünü dinliyordu şu anda ve Handan yerine Seren’i tanımış olmaktan da memnundu. Bir insanın hayata tutunmasına yardım etmeye çalışmanın da ona iyi geldiğini fark etmişti bu arada. Seren’in tek başına yaşamasına engel olan bir durumu olduğunu da sanmıyordu. Çocukluğundan beri ona aciz olduğunu bir şekilde öğretmişlerdi. Bünyesinin zayıf olduğu söylemi dışında konulmuş bir teşhisi bile yoktu zaten.
(devam edecek)