Kerem ve Seren İzmir’e tedavi için gittikten sonra Handan o kadar üzüldü ve ağladı ki, Dilek onun üzülmesine dayanamadığı için kızını karşısına alıp Kerem’in onun öz babası olmadığını ama Seren’in öz babası olduğu gerçeğini açıkladı. Bu her ne kadar Handan’ın içindeki öfke ve kıskançlığı arttıracak olsa da annesi ile iş birliği yapıp daha akıllı davranacak kadar büyümüştü artık. Kerem kızına çok iyi davrandığı için o güne kadar bunu açıklama ihtiyacı hissetmemişti Dilek ama şimdi Seren’in hastalıkları bahane ederek sürekli kayrılmasından iyice rahatsız olmaya başlamıştı. Bu yüzden Handan’ı daha akıllıca yönetmesi gerekiyordu. Henüz genç ve tecrübesiz olan Handan hırçınlıkları ile Kerem’i kendinden uzaklaştırmamalıydı.
Nusret bey, Kerem’in Handan hakkındaki gerçeği bilmesine rağmen iki çocuğa da adil olma ve sevgisini esirgememe çabasını takdirle karşılıyordu. Çocukların hayatının etkilenmemesi için yalanını Dilek’in de hiç yüzüne vurmamıştı.
“Biz Dilek ile gerçek bir bağ kurmadık, bu konuda dürüstlük beklemek ne kadar adil bilmiyorum!” demişti Nusret beye, sonuçta o bir çocuk getireceğini zaten söylemiş, onun öz kızı olduğu gerçeğini saklamıştı. Bir annenin kızını korumak istemesinde bir kötülük yoktu. Ayrıca Dilek’in yaptıklarını hata olarak bile değerlendirse, Handan’ın hiç bir suçu yoktu ve bir ailede, baba bildiği biriyle büyümesi ve Seren’in ablası olması herkes için en doğru olandı. Semiha da kızını babası ile büyümesi için göndermişti. Naci ona zarar verecek olmasa da, hem anne acısı yaşamasın, hem de öz babasından ayrı kalmasın diye düşünmüştü. Annelik iç güdüsünün, çocuklarını koruma kaygısı ile kadınlara neler yaptıracağı hiç belli olmuyordu demek. Bu uğurda her şeyi göze alabiliyorlardı.
Nusret bey ,”Ona öz kızın olduğunu söyleyecek misin?” diye sorduğunda ise “Hayır!” cevabını vermişti. Semiha’nın onu istemediğini düşünmesini istemiyordu. En azından kendisi anne olana kadar bunu anlayamayabilirdi. Hele ki onu doğurmak istemediğini ve ardından da yaşamı devam etmesine rağmen babasına yolladığını duysa çok canı yanı yanardı. Nusret bey çocuğun öz babası ile büyüdüğünü bilmeye hakkı olduğunu düşünürken, bir yandan da Nusret’i haklı buluyordu. Seren, Kerem’in öz kızı olduğunu bilirse bu Dilek ve Handan ile ilişkilerini de bozar, Semiha’nın vasiyet ettiği gibi çocuğun sevgi dolu bir aile içinde büyümesini engellerdi. Dilek sevgi dolu bir anne değildi doğruydu, ancak yine de rol olarak vardı ve ilgisizliği, istenmeyen bir çocuk olduğunu sanmasından daha iyiydi Kerem’e göre.
Handan annesinin anlattıklarını duyduktan sonra tam bir sinir krizi geçirdi. Dilek kızının böyle bir tepki vereceğini bildiği için sakin karşıladı ve bir kaç gün fazla üzerine gitmedi. Handan sakinleştikten sonra onunla yeniden konuşarak annesi ile iş birliği yapması gerektiği konusunda iyice tembihledi. Yarın bir gün Kerem Dilek’ten ayrılmak ister ve Handan’ın onun çocuğu olmadığı ispatlanırsa mirastan hiç bir şey alamayabilirdi. Ayrıca ailede hiç kimse bu gerçeği bilmediği için de çok fazla söze maruz kalırlardı. Hele ki Seren’in öz evlat olduğunun ispatı da buna eklenirse işler iyice çığırından çıkardı. Handan’ın sakin olup bu konuda ağzını çok sıkı tutması gerekiyordu. Seren’in bunu asla öğrenmemesi için ellerinden geleni yapacaklardı. Neyse ki o salağın dünyadan haberi yoktu. Fiziksel sağlığı da hiç bir zaman iyi olmadığından yetişkin olduklarında mal varlığının yönetimi Handan’a kalacaktı ama o zamana kadar hiç bir şey belli etmemeliydiler. Handan annesi kadar olgun düşünemediğinden ikna olması ve sakinlemesi bir haftayı buldu. Bunca zaman saklamasından dolayı annesine de kızmıştı, ancak Dilek gerçeği çocukken duyarsa bunları anlayamayacağı ve çenesini tutamayacağını bildiği için anlatmadığını söyledi. Handan bu gerçeği bilmese de Seren’e hiç düşkün değildi ki zaten. Şimdi en azından gerçek kız kardeşi olmadığı hatta rakibi olduğunu bildiği için sevmeyecekti.
Testler ve incelemeler tamamlandıktan sonra yorgun düşen Seren yola çıkmadan bir gün önce otelde dinlendi. Kerem onun bu halde yola çıkıp iyice sarsılmasını istemiyordu. Doktor da zaten doğru olanın bu olduğunu söylemişti. Kızının yanından hiç ayrılmak istemediği için Nusret bey de günü torunlarına alışveriş etmek için otel dışında geçirdi. Ertesi günü erkenden yola çıkacaklardı. Seren babasının yanında olmasından çok mutluydu, onun ilgisi ve sevgisi kendini güvende hissettiriyordu. Annesi sandığı Dilek, ona göre duygularını gösteremeyen bir kadın olduğu için, bütün sevgiyi babasından alıyorlardı. Annesinin Handan’a daha yakın olduğunun farkında olsa da, bunun Handan ile ikisinin farklı karakterlerde olmasına bağlıyordu. Ablası daha çok annesine benziyordu huy ve sima olarak. Seren de babasına benziyordu, hem huy olarak hem de sima olarak. Tabi babası annesi gibi değildi, Handan’a da çok yakın davranıyordu. Şimdi burada sadece ikisi varken Seren bu vaktin tadını çıkarmaktan hoşlanmıştı yine de. Döndüklerinde babası ablasına söz verdiği için onlarla da bir geziye çıkacaklardı. Ertesi gün erkenden Nusret bey eşyaları arabaya yükledi, Seren’in arkada rahat ve konforlu bir yolculuk yapması için gerekli düzenlemeleri yapıp yola çıktılar. Kerem diğer kızını küstürmemek için buraya gelmeden onlarla gidecekleri oteli ve uçak biletlerini ayarlamıştı. Nusret bey evine gidip dinlenirken, onlar başka bir yere doğru yeniden yola çıkacaklardı. Bir haftaya hastane işleri ile geçirdikten sonra bu ikisine de iyi gelecekti. Testler tamamlanmış olsa da sonuçları almaları için biraz beklemeleri gerekecekti. Doktor tam sonuçlar ortaya çıkınca Kerem’i arayacak belki yeniden gelmeleri gerekecek, belki de uzaktan tedavisi devam edecekti.
Seren ne kadar dinlenmiş da olsa arabanın tatlı sallantısından yeniden uykuya dalmıştı. Nusret bey ve Kerem onu uyandırmamak için sessizce yola bakıyorlardı. Onların yola çıktığını bilen Dilek o sabah kızını yeniden karşısına almış ve konuşmuştu. Bir yandan konuşup, bir yandan ertesi sabah çıkacakları yolculuk için hazırlık yapıyorlardı. Seren ve Kerem yoldan gelecekleri için onların eşyalarını hazırlama işi de onlara kalmıştı ama Dilek Seren’in işlerini izinli olan bakıcısını çağırıp ona yaptırmış, kendisi sadece Kerem’in çantasını hazırlamıştı. Seren’in sağlığı bir türlü düzelmediği, Dilek onun sorumluluğunu almak istemediği için liseye gidiyor olmasına rağmen bakıcısı çalışmaya devam ediyordu. Onu büyüten bakıcısı çoktan emekli olmuş, bu yeni kadın da üç yıldır onlarla çalışıyordu. Eski bakıcısını annesi gibi seven Seren, bu yeni bakıcıya onun kadar bağlı değildi ve adına bakıcı denmesinden hiç hoşlanmıyordu. Koskocaman genç kız olmuştu ve insanların bakıcısı olduğunu düşünmelerini istemiyordu. Bağışıklık sistemi zayıf olduğundan ona pişen özel yemekler, odasının ve eşyalarının temizliği ile bakıcısı ilgileniyordu. Evde diğer günlük işleri yapan yardımcılar zaten vardı. Kerem, bahçıvanından, şoförüne her türlü konforu sağlayacak yardımcıyı tutmuştu. Dilek ve Handan’ın da hiç bir işle ilgilenmeleri gerekmiyordu.
Seren ilaçların etkisi ile uyumaya devam ettiği için, Nusret bey ve Kerem’de o uyanana kadar mola vermeden devam etmeye karar vermişlerdi. O uyandığında durup bir yerde bir şeyler yiyecekler, sonra yeniden yola koyulacaklardı. Hava kararmadan eve varmayı planlamışlardı. Nusret bey artık yaşlandığı için hava kararınca araba kullanmak istemiyordu. Kerem’i kırmak istemediği için bu yolculuğuna onlarla çıkmıştı.
Karşı yolda hızla ilerleyen aracın aradaki korkuluklara çarpıp yükselerek onlara doğru düşmekte olduğunu fark ettiklerinde Kerem refleks olarak arkaya dönüp, kızını tutmaya çalıştı. Nusret bey ise düşen araca çarpmamak için direksiyonu nereye kırması gerektiğini anlamaya çalışıyordu.
(devam edecek)