İnsanın sevdiği birinin öldüğünü öğrenmesi, onu bir daha göremeyeceği düşüncesinden daha çok yakıyordu içini. Nusret bey ile o akşam yaptıkları konuşmaya kadar, hiç değilse bir gün Semiha ile karşılaşma ihtimalleri olduğuna inanırken, şimdi hiç bir ümidi kalmamıştı. Üstelik onunla son bir kez görüşme fırsatı bile elde edemeden gittiğini öğrenmek zorunda kalmıştı Kerem. O akşam eve geldiğinde tuhaf bir yüz ifadesi olduğunu Dilek hemen anlamıştı, onun sessizce uyuyan Seren’in odasına girdiğini ve kapıyı kapatıp içeride sessizce ağladığını da fark etmişti. Dilek aptal bir kadın değildi, Kerem’in her hareketini izliyor, onun zayıf bir anını kolluyordu hayatına tam olarak dahil olmak için ancak Kerem bu fırsatı asla yaratmıyordu. Bu gece her zaman olduğundan çok daha zayıf olduğu gözle görünür bir gerçek olmasına rağmen, neden doğrudan o çocuğun odasına gidip böyle acı çektiğine bir anlam verememişti. Kerem odadan çıkıp yeniden Handan ve onun yanına geldiğinde yüzünün ne kadar solgun olduğunu gördü, gözlerindeki kızarıklıklar içeride ağladığını doğruluyordu.
“Neler oluyor?” dedi Dilek fısıldayarak, Handan bakıcısı ile oynuyor, Seren’in bakıcısı da aşağıda çocukların ütülerini yapıyordu. Seren bir gün önce ateşlendiği için gece boyu uyumamış, o gün okula gitmemişti. İlaçların verdiği rahatlama ile o akşam erkenden sızıp kalmıştı, “Hasta olduğu için mi endişelisin?” dedi Dilek onun yüz ifadesini takip ederek.
Kerem Seren’in onun öz kızı olduğunu yeni öğrenmişti ama bunu Dilek’e söyleyip, söylememesi gerektiğini o ana kadar hiç düşünmemişti Üstelik eve gelip tuhaf davrandığı için şimdi bir açıklama yapması gerekiyordu. Acele etmemek için Dilek’in ona sunduğu kozu kullanmaya karar verdi.
“Evet, ailemi kaybettiğim için sanırım, çocukların hasta olmaları beni gereğinden fazla endişelendiriyor!”
“Daha önce de hasta oldular ! Çocuk bunlar! Seren’in sınıfında bu ay dört kişi ateşlenmiş, öğretmeni ile konuştum. Ayrıca ilaçlarını da içti, dün geceden çok daha iyi durumda! O zayıf bünyeli bir çocuk biliyorsun, çok sık hasta oluyor!” dedi Dilek ikna olmadığını belli eder bir ses tonuyla.
“Haklısın” dedi Kerem, “Üzgünüm, sanırım bu gün duyduğum bir çocuk ölümü yüzünden duygusallaştım biraz! Dediğin gibi Seren’in zayıf bünyeli olmasından da endişe ediyorum biraz.” dedi ve kendini daha fazla ele vermemek için odasına üzerini değiştirmeye gitti. Dilek ile aralarında duygusal bir bağ yoktu yine de onun Seren’in öz kızı olması ile ilgili gerçeği nasıl karşılayacağından emin değildi. Onun Handan’a, Seren’den daha fazla yakınlık duyduğunun farkındaydı. Aşağı yeniden inse bile pek keyifli davranamadı ve kafasını dinleyip, düşünmek için erkenden odasına çekildi. Sabaha kadar Semiha’ya daha önce ulaşsaydı, hamile olduğunu bilseydi neler olurdu düşünüp durdu. Semiha onun bütün yollarını kesmiş ama yine de çocuğunu ondan esirgememişti. Oysa çocuğun doğduğu güne kadar haberi olmuştu Kerem’in, doğanın kendi çocuğu, doğuranın da Semiha olduğunu bilse büyük ihtimal kimseyi dinlemez ve merkeze kendi giderdi. Nusret beye de içerlemişti, en azından o aşamada söyleyebileceği halde Semiha’dan yana durup sessiz kalmayı seçmişti. Ertesi sabah uykusuz bir şekilde onu almaya gelen Nusret beyin kullandığı arabaya bindi
“Kötü görünüyorsun!” dedi Nusret bey onun akşam vicdan muhasebesi yaptığını tahmin ederek. Kendisi de Semiha’nın ölümüne çok üzülmüştü. Bunun olacağını bildiği halde yine de uzak ihtimalmiş gibi hissetmeyi seçmişti.
“Kendi kızımın üvey babası olmak istemiyorum!” dedi Kerem.
“Dilek ile konuştun mu yoksa?”
“Hayır henüz değil!”
“Sana bir şey daha söylemem gerek!” dedi Nusret bey, Dilek ile konuşacaksa bile Kerem’in her şeyi iyice tartması gerekiyordu.
“Yine mi?” dedi Kerem gerilerek, “Ne söyleyeceksin?”
“Bu yüzde yüz ispat edebileceğim bir şey değil ama ben yüzde doksan beş eminim!”
Araba hareket halinde olduğundan dikiz aynasından birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı doğrudan. Nusret bey aslında söylemeyi planlamadığı bu şeyi şimdi söylemenin doğru karar olup olmadığından emin değildi ama madem Seren’in kendi kızı olduğunu öğrenmişti Kerem, adım atmadan önce bunu da bilmeliydi.
“Handan da Dilek’in öz kızı!”
“Ne?” dedi Kerem şaşkın şaşkın, “Şaka yapıyorsun herhalde!”
“Hayır şaka yapmıyorum, onu ailesinden gizli doğurduğu için gelirken orada bırakmıştı. En azından orada yaşadığı yıllarda hamile olduğunu ispatlayacak şahitlerim var!”
“Peki ya babası?”
“Sanırım adam kaçıp gitmiş!”
“Sen nasıl öğrendin tüm bunları? Bana söylemediğin başka neler olduğunu merak etmeliyim bilmiyorum!”
“Sana söylemediğim başka bir şey kalmadı!” dedi Nusret bey gözlerini yola dikerek, Kerem’in iki gündür duydukları ile ona karşı güveninin azalabileceğini biliyordu ama ikisini de yapmak zorunda olduğunu düşündüğü için pişman değildi. Seren’i korumak zorundaydı, Semiha’ya söz vermişti. Dilek, Seren’in Kerem’in öz kızı olduğunu öğrenirse çocuğa iyice diş bilerdi.
“Neden öyle yapsın ki?” dedi Kerem, “Sonuçta o da Handan’ın öz kızı olduğunu itiraf etme şansı elde eder böylece. Bunlar çocuklara hissettiğimiz şeyleri neden değiştirsin. Ben onun kızının babası, o da benim kızımın annesi olacak yine?”
“Peki ya Handan?” dedi Nusret bey, “O ne hissedecek? Senin sadece Seren’in babası olduğunu duyarsa kardeşine karşı ne hissedecek?”
“Aynı şey Handan için de geçerli! Evet çocuklar açısından bakınca durum karmaşıklaşabilir ama onlara söylemek zorunda değiliz ki şimdilik. Sadece Dilek bilse yeter!”
“Neden bilmesi gerekiyor?”
“Kızımı daha fazla korumak istiyorum belki bilmiyorum!”
“O da kendi kızını daha fazla korumak isteyecek!”
“Evet bu mümkün!” dedi Kerem, “Peki ne öneriyorsun, bunu sır olarak mı saklamalıyım!”
“Sonuçta o senin kızın, senin yanında, Handan’ın da sahip çıkan babası sensin ve onu da üzmeyi istemezsin! Birilerine söylemen hayatınızı zorlaştırabilir söylememen sana bir şey kaybettirmez!”
“Peki ya Seren’e kaybettirmez mi?”
“Sana baba diyor o çocuk! Biyolojik babası olup olmamanın ne önemi var! Seni daha farklı sevmeyecek ki bilse! Bence acele etme bu kez, Dilek ile evlenme kararı vererek acele ettin zaten!”
“Onunla evlenmeye karar vermeseydim Semiha’dan bahseder miydin bana?”
“Hayır!” dedi Nusret bey, “Semiha evliydi ve senin bilmeni istemiyordu!”
Kerem bir şey söylemeden indi arabadan ve hızlı adımlarla yürüdü şirkete. Nusret bey de derin bir iç çekti arkasından. En azından artık tek başına saklaması gereken bir sırrı kalmamıştı Kerem’e karşı. Onun Dilek ile konuşmasının iyi fikir olmadığından emindi ama Kerem genellikle burunun dikine gitmeyi seçiyordu.
Handan’ın, Dilek’in öz kızı olması onu daha değersiz yapmıyordu ama ikisinin Seren’in, Kerem’in öz kızı olduğunu öğrenmeleri öyle hissetmelerine neden olabilirdi. Bu da girmeye değecek bir risk değildi Nusret beye göre. Onunla konuştuktan sonra Kerem’in de kafası karışmıştı, Dilek’in değil ama çocukların olumsuz etkilenmelerini hiç istemezdi. Şu anda da zaten öz kızının babası rolünde olduğu konusunda Nusret bey haklıydı. Onun öz kızı olduğunu öğrendikten sonra Handan’a olan sevgisinde de bir azalma olmamıştı. Ne olursa olsun, zaten ikisine de her durumda eşit davranacak ve ikisini de eskisi gibi eşit sevmeye devam edecekti. Sadece Semiha’yı daha çok hatırlayacak ve hüzünlenecekti kızına bakarken, bir yandan da ona ait bir parçaya sahip olabildiği için sevinecekti.
(devam edecek)