“Altay beyle görüşebilir miyim? Ben Kerem’in annesiyim!” diye içeri giren kadını görünce, çarenin, aynı zamanda anneyle, onu tanıştırmak olduğuna uyanıp, gülümsedi Altay kendi kendine. Anlaşılan Kerem oldukça azimliydi bu konuda. Aslında onu bıraktıktan sonra yol boyu düşününce üzülmüştü onun haline. Zavallı çocuk babasız büyüyünce annesine sahip çıkmak zorunda hissediyordu belli ki kendini.
“Çanta için mi geldiniz?” dedi Altay bey kasanın altındaki rafa soktuğu çantayı çıkarıp gösterdi.
“Ah! Evet kusura bakmayın, çocuklar çok dalgın oluyorlar! Siz de Hamiyet hanımın oğluymuşsunuz sanırım, Ayşe ben de!”
“Memnun oldum!” dedi Altay, elinde olmadan alıcı gözüyle baktı Ayşe’ye ama sonra toparlandı, “Kurabiye seçiyorlardı, heyecanlandı herhalde! Olur öyle!” dedi gülerek. Aslında Kerem masaya getirilen sütlacı da yiyemediği için üzülmüştü arkasından.
“Kerem gelmedi mi?” dedi gülümseyerek, “Size sütlaç ısmarlayayım, güzeldir sütlacımız!”
“Sahi mi?” dedi Ayşe de, günün yorgunluğunun üzerine bir tatlı yeme fikri hoşuna gidivermişti niyeyse, “Arabada Kerem! Sütlacı da sever! Sorayım o zaman, izin verirseniz!” diyerek gülümsedi ve çıkıp arabaya yöneldi ama çantayı kasanın yanında unutunca, “Anne, oğul aynılar belli ki, sütlaç deyince dağılıyorlar!” diye güldü Altay kendi kendine arkasından.
“Sütlaç mı?” dedi Kerem korkuyla, gündüz sipariş verdiği için Altay bey sözünü tutmayıp plan yaptığı için onu tehdit ediyor sandı önce.
Oğlunun yüzünün bir anda alt üst olduğunu görünce “Hastalandın mı sen yoksa?” dedi Ayşe endişeyle, “Rengin attı birden!”
“Yo iyiyim, çantam nerede?”
Durup, elinde çanta olmadığını fark eden Ayşe, “İçeride bırakmışım, madem hastasın eve dönelim o zaman!” dedi ve arabanın kapısını kapatıp döndü pastaneye.
Kerem’in korkusundan gelmediğini anlayan Altay sütlaçları paket yapıp. çanta ile birlikte verdi Ayşe’ye ve kapıya kadar geçirdi onu, “Paket servisi yapıyoruz! Torbanın içine bıraktım telefon numarası yazan mıknatıslı reklamı !” dedi nezaketle. İçeri dönüp kasanın yanındaki vazoda duran kuru papatyalar gözüne ilişinde, Kerem’in gündüz ki konuşmalarında annesinin papatyaları sevdiğini söylediğini hatırladı, gülümsedi kendi kendine “Tatlı çocuk!” diye mırıldandı. Yine de Pervin ile ağabeyi duymadan konuşup, onun da kulaklarını çekecekti, altı yaşında bir çocuk öyle kendi başına hiç bilmediği yerlere gitmemeliydi. İkisi de çok büyük risk almışlardı. Arayı soğutmadan ertesi gün akşam üzeri annesine gidip, Hamiyet hanıma çaktırmadan konuşmaya karar verdi.
Kerem, Altay beyin onu ele vermediğini anlayınca sevindi, eve gidince annesi ile birlikte oturup sütlaçları yediler.
“Baya iyiymiş! Alalım buradan yine!” dedi Ayşe, oğluyla birlikte tatlı yiyince mutlu olmuştu. Kerem zor bir gün geçirdiği için yorgundu, sütlacı yiyince karnı şiştiği için esnemeye başladı. Onun rengini solgun bulan Ayşe önlem olarak bir ilaç içirdi ve pijamalarını giydirip, yatırdı oğlunu. Kendisi de çalışmak için diz üstü bilgisayarını alıp salona geçti.
Altay ertesi gün akşam üzeri planladığı gibi geldi annesine, Pervin okuldan yeni gelmişti. Amcasını görünce hemen boynuna atladığı halde bu kez onun bakışlarını fark edince tereddüt etti. Hamiyet hanım oğlunun getirdiği torbaları mutfağa yerleştirmeye gidince, yeğenini kucakladığı gibi salona kaçırdı Altay. Annesi oyalansın diye markete uğrayıp haftalık alış verişini yapıp gelmişti. Hamiyet hanım alınanları yerleştirirken o da Pervin ile konuştu çabucak. Pervin amcasından mahcup bir şekilde özür diledikten sonra “Evlenmeyecek misin yani? Beğenmedin mi dün gelince!” diye sordu bir şey olmamış gibi.
“Ne konuştum şimdi seninle? Ne inatçı çocuklarsınız siz! Kerem’i e uyar vazgeçin bu işten!” dedi yarı şaka yarı sinirli bir şekilde. O sırada içeri gelen Hamiyet hanım “Hayırdır ne olmuş Kerem’e?” dedi merakla.
“Hiç canım dün annesiyle dükkana geldiler de? Ben de onu soruyordum Pervin’e!” dedi Altay bozuntuya vermeden.
Annesi “A! Ayşe ile mi tanıştın! Canım çok tatlı kızdır, çok acılar çekti zavallı! Tek başına büyütüyor o oğlanı bir de şirketi çekip çeviriyor! Hiç kolay değil!” deyince anlatmayı sevdiğini bildiğinden sordu neler yaşadığını Hamiyet hanım da bildiği kadarını anlattı uzun uzun. Levent’in ailesinin nasıl onu ve oğlunu istemediklerini, babası ve annesinin nasıl üzüldüğüne kadar söyledi her şeyi. Aslında detayları Emine hanımdan öğrenmişti daha çok, yoksa Ayşe öyle her şeyi herkese anlatmazdı. Hikayeyi duyunca Kerem’in annesi tek başına kalacak diye niye o kadar endişelendiğini daha iyi anladı ama o yaşta bir çocuk için fazlaydı biraz bu kaygı hâli. Annesine bir şey diyemediği için üzüldü kendi kendine ve sonra izin isteyip, döndü dükkana, çıkmadan Pervin’e de bir daha böyle bir şeye kalkışmamalarını fısıldadı çaktırmadan.
Ertesi gün serviste Pervin anlattı olanları bir çırpıda, amcasının ona sıkı sıkı tembihlediklerini de sıraladı.
“Annem de bir şey söylemedi pastaneden sonra, sanırım birbirlerini beğenmediler!” dedi Kerem’de çaresizce, “Oysa ben amcanı beğenmiştim, güvenilir ve koruyucu birine benziyordu!”
Henüz küçük olduğundan Kerem’in üzüleceğini düşünemedi Pervin, “Babam gibi!” dedi gülümseyerek. Kerem’in kalbine bıçak saplanır gibi oldu, biraz dudakları titredi ama toparlandı hemen belli etmedi üzüldüğünü Pervin’e. Umudunu kaybedip, canı sıkıldığı için bir süre ara vereceğini söyledi ona. Biraz daha büyüdüğünde başka kişilerle yeniden denerlerdi belki ama şimdi annesiyle evlenmesini istediği kimse yoktu aklında.
Bu arada Berent annesinden onayı kopardığı için bir an önce Ayşe’ye gitme konusunda iknaya uğraşıyordu onu ama Elif hanım her seferinde bir bahane buluyordu.
“Sen ofise gidiver, ne demeye evine gitmek zorundayız sanki?” dedi sonunda sabrı taşarak.
“Tamam da Levent’te olduğu gibi yine karşısında olursun diye çekinir, o yüzden seninle gitmemiz lazım diye konuşmadık mı anne?” diyerek Berent de annesine çattı. Haklı olduğunu için bir şey diyemeyen Elif hanım ertesi gün akşam uğramak için söz verdi oğluna.
Kerem her zaman olduğu gibi okuldan gelmiş, odasında oynuyordu. Ayşe’de biriken çamaşırları makinaya atmış, Kerem’in okulundan gelen veli toplantısı çağrısını okuyordu. Kapı çalınınca çöp toplamaya geldiklerini sanıp önce mutfağa gitti ve elinde çöp poşetiyle geldi kapıya.
Elif hanım gelini bile saymadığı oğlunun eski karısının elinde çöp poşetiyle onları karşıladığını görünce yüzünü astı hemen. Berent annesini dürttükten sonra elinde çöple şaşkın şaşkın kapının ağzında dikilen Ayşe’ye “Bizi içeri almayacak mısın?” dedi nazikçe.
“Hayır!” dedi Ayşe kararlı bir sesle.
“Al buyur!” dedi zaten diken üzerinde gelen gelen Elif hanım, “Hanım efendi baş sağlığına gelen akrabalarını evine bile almıyor artık! Levent görseydi annesinin kapılarda kaldığını!” dedi yğksek sesle.
“Anne?” dedi Berent, “Sen annemin kusuruna bakma biz babanın vefatını duyduğumuz için geldik!”
Bu arada içeriden yüksek sesi duyan Kerem koşup geldi kapıya, tanımadığı bu kadınla adama bakarak annesinin arkasına saklandı. Elif hanım aynı oğlunun küçüklüğüne benzeyen torununu görünce sarsıldı biraz ve yüzündeki gerginlik kaybolup gözleri doldu. Berent bu yumuşama anından faydalanıp, elini uzattı Kerem’e, “Gel bakalım, babanın kardeşiyim ben!”
Kerem annesinin arkasından çıkmadan başını uzatıp annesinin yüzüne baktı. Onun yüzündeki ifadeden tedirgin olduğu için kıpırdamadı yerinden. Ayşe’de eliyle onu arkada kalması için tuttu zaten.
“Kusura bakmayın ama sizi evime almak istemiyorum!” dedi Ayşe, “Uğradığınız için teşekkür ederim!”
(devam edecek)