“Annemle evlenir misiniz diye soracaktım!” deyiverdi Kerem, aslında böyle planlamıştı ama Altay beyin davranışlarından da korkunca, pat diye çıkıvermişti ağzından.
“Ne?”
“Şey!” dedi Kerem onun yüzündeki ifadeyi görünce, Altay bey şaşkın şaşkın kendini sandalyeye bırakmıştı yeniden, “Annemle evlenir misiniz diye soracaktım ama aslında böyle sormayacaktım. Yani ben sizi önce tanımak istedim. Yani uygun değilseniz zaten annemle evlenmenizi istemiyorum!”
Artık çocuğun aklının başında olmadığına iyice emin olan Altay bey, “Annen burada olduğunu biliyor mu senin? Nerede oturuyorum demiştin?” dedi yine ciddi bir yüz ifadesine bürünerek “Ya da dur annemi arayayım, madem oradan kaçtın? Kadıncağızın da başını belaya sokacaksın! İyi ki başına bir şey gelmeden geldin buraya kadar!”
“Lütfen durun! Aramayın!” dedi Kerem panikle, “Ararsanız Pervin’de ceza alır, o ben odadaymışım gibi durumu idare ediyor! Umuyorum yakalanmamıştır tabi!”
Kafası iyice karışıp, endişelenen Altay bey, Kerem’i daha fazla dinlemenin bir anlamı olmadığına kanaat getirdiği için sandalyeden kalkıp kasanın yanında duran cep telefonu almak için hamle yapınca, Kerem ağlayarak bacağına yapıştı onun.
“Lütfen aramayın, tamam annemle evlenmek zorunda değilsiniz, vazgeçtim! Hemen gideceğim, ne olur aramayın, ne olur!”
Bacağına sımsıkı yapışıp ağlayan çocuğa şaşkın şaşkın bakan bir tek Altay bey değildi pastanede, içeri giren müşterilerle çalışanlar da aynı şaşkınlığı yaşıyorlardı. Altay bey direnmeyi kesip, Kerem’ kollarından tuttu ve ayırdı bacaklarından, “Tamam sus herkes bize bakıyor! Doğruca her şeyi anlatacağına söz verirsen aramayacağım!” dedi sakin konuşmaya çalışarak. Kerem burnunu çeke çeke önce babasının, sonra dedesinin öldüğünü, sonra kendisi uzaklara gider ya da bir şey olursa annesinin tek başına kalmasından korktuğunu, bu nedenle Pervin ile plan yaptıklarını, çiçekçi ve karşı komşunun oğlunu elediklerini, sona Altay beyin kaldığını, annesini önemsediği için önce kendi görüp değerlendirmek istediğini ve ayrıca da annesinin onun gibi papatyaları sevdiğini anlattı göz yaşları içinde. Altay beyin ağzı bir karış açık kalmıştı dinlerken.
“Sen gayet ciddisin değil mi?” dedi Kerem’in yaşlarla ıslanmış sevimli yüzüne bakarak.
“Nasıl olmam, annem söz konusu!” dedi Kerem büyük adam edasıyla, “Siz akıllı bir adamsınız, annem sizi sevebilir! Onunla evlenmeyi düşünürseniz, sizi tanıştırabilirim!” diye tamamladı heyecanla.
Konuşmada evlilik lafı fazla geçince, etraftakiler duyup, yanlış anlamasın diye Kerem’e beklemesini söyleyip, ayağa kalktı yeniden Altay bey ve telefonunu alıp, çalışanlarına yarım saate döneceğini söyledi. Kerem’i elinden tutup kaldırdı ve dışarı çıkardı.
“Şimdi seni annemin evine kadar götüreceğim. Plana uygun bir şekilde içeri girene kadar da apartmanda duracağım anladın mı?”
“Ama beni ele vermeyeceksiniz değil mi?”
“Bu defalık hayır ama sen de, Pervin de bir daha böyle boyunuzdan büyük işlere kalkışmayacaksınız anlaşıldı mı? Ya başına bir şey gelseydi sen buraya gelirken? Annem, annene nasıl açıklayacaktı durumu hiç düşündün mü? Annen seni tam da korktuğun gibi erkenden kaybederse ne olacak?”
Kerem onun ciddi ve biraz da sert çıkan sözlerini dinledikten sonra sessizce başını öne eğip, ağlamaya başladı yeniden Altay bey bu sefer kıyamadığı için durdu ve diz çöküp onun gözlerinin içine baktı sevgiyle, “Haydi tamam ağlama! Yaşadıkların için üzüldüm ama bu işin böyle çözüleceğinden hiç emin değilim. Yetişkinler dünyasında böyle olmuyor en azından!”
“Nasıl oluyor?” dedi Kerem burnunu çekerek.
“Yani önce insanlar tanışır, birbirlerini beğenirlerse görüşürler, biraz görüşüp, tanıştıktan ve sevgi ortaya çıkmaya başladıktan sonra evlenmeye gelir sıra! Bu yaptığını annen duysa inan bana çok üzülür!”
“Ona söylemeyeceğinize söz verirseniz ben sizi tanıştırırım! Sonra siz beğenirseniz biraz görüşürsünüz, görüşüp tanıştıktan sonra sevgi ortaya çıkar, çünkü annem çok güzel ve akıllı biri. Sonra da anneme evlenme teklif edersiniz. Öyle olur mu?”
Altay bey gülmemeye çalışarak derin bir çekti önce, sonra doğrulup, yeniden elini tuttu Kerem’in “Bak tatlı çocuk, bunu düşünelim ikimizde tamam mı, evlilik ciddi bir konudur öyle aceleye gelmez! Bırak yetişkinler karar versinler bunlara!”
Bu sefer Kerem derin bir iç çekti ama cevap vermedi. Eve gidip olanları Pervin’e anlatması ve amcasının gerçekten onları ele vermeyecek kadar güvenilir olduğundan emin olması gerekiyordu.
“Pervin benim yüzümden zarar görsün istemem!” dedi hüzünlü bir sesle. Altay beyin anlamaz bir yüzle ona baktığını görünce, “Yani ailesi bu işe karıştığını duyarsa çok kızarlar, bizi de görüştürmezler. O benim iyi arkadaşım!”
“Tamam merak etme kimseye bundan bahsetmeyeceğim ama siz de plan yapmayı bırakacaksınız ve bu işten vazgeçeceksiniz anlaşıldı mı?” dedi Altay bey kararlı bir sesle. Kerem cevap vermeyince “Anlaşıldı mı diyorum?” diye sordu yeniden.
“Plan yok!” dedi Kerem yine başını öne eğerek ama aklından bir sürü fikir geçmeye başlamıştı bile.
Altay bey söz verdiği gibi onu annesinin dairesinin kapısına kadar götürdü, kapı hâlâ aralık olduğuna göre Pervin yakalanmamıştı. Kerem usulca kapıyı itti ve içeri girip, Altay beye el sallayıp, kapıyı sessizce kapattı ve odaya koştu.
Pırıl meraktan ölmüştü o gecikince, “Nerede kaldın, az kalsın babaanneme haber verecektim Kerem kayboldu diye!”
Kerem hızlıca anlattı olanları, neyse ki o yokken Hamiyet hanım hiç odaya uğramamıştı.
“Amcam bizi ele vermez ama bana da kızacağı kesin!” dedi Pervin, “Ne olacak peki şimdi?”
“Çantamı pastanede unuttum heyecandan!” dedi Kerem
“Eyvah! Nasıl açıklayacaksın annene?”
“Oraya sizinle gittiğimi ve oyuna dalıp unuttuğumu söyleyeceğim ve annemi almaya yollayacağım! Amcanla gelirken fark ettim aslında ama bu yüzden bir şey söylemedim.”
“E hani söz vermişsin amcama plan yok diye!” dedi Pervin kızarak, “Amcam da bizi ele verirse ne olacak!”
“Bu plan değil ki! Çantamı gerçekten unuttum orada!” dedi Kerem dik dik, “Annem oraya gidince tanışmış olacaklar zaten.”
“Ve beğenirlerse!” dedi Pervin cin cin gülümseyerek.
“O zaman görüşmeye başlarlar!” dedi “Kerem de ona eliyle “çak” işareti yaparak.
“Amcam annene söylemez herhalde değil mi?”
“Kimseye söylemem dedi! Onlar birbirini beğenirse söylerse söylesin zaten, ne fark eder ki? Annem en çok biraz kızar, tek başına kalmasından iyidir!”
İyice keyiflendikleri için, rahatlayıp oyun oynamaya başladılar beraber, Pervin’in babası her zaman ki gibi kızını almaya gelince, Kerem’i de götürüp bıraktı evlerine. Kerem daha kapıdan girer girmez çantasını pastanede unuttuğunu söyledi annesine.
“Tamam yarın uğrar alırım!” dedi Ayşe dalgın dalgın.
Çantayı alma işi ertesi güne kalırsa, Altay beyin çantayı getirip Hamiyet hanıma bırakabileceği aklına gelince paniğe kapıldı Kerem, “Anne bu gün alman gerek, ödevim var!”
“Oğlum anaokuluna gidiyorsun sen ne ödevi? ” dedi Ayşe şaşkın şaşkın.
“Var işte! Haydi gidip al!”
“Allah Allah, seni nasıl bırakıp gideyim şimdi. Beraber gitmemiz gerek alacaksak!”
“Şey! Tamam ben arabada beklerim sen alır çıkarsın olur mu? Altay amcayla da tanışmış olursun. Pervin’in amcası ya onun için dedim. İyi bir insan!”
“Tamam tanışırız!” dedi Ayşe gülerek
Az kalsın, “Beğenirsiniz de!” diyecekti Kerem zor tuttu çenesini. Ayşe mutfak önlüğünü çıkarmış ayakkabılarını giymişti bile, “Haydi madem, çabuk ol da gidip alalım. İşim var mutfağı halledip, onlara bakacağım daha!”
Pastaneye geldiklerinde Kerem biraz da korkusundan inemedi arabadan, Ayşe tek başına inip içeri girdi. Altay bey, çocuğun çantasını unuttuğunu fark etmişti ama onları ele vermeyeceğine söz verdiği için Hamiyet hanımı arayıp bir şey dememişti. Çocuk nasılsa bir yolunu bulur, gelir yine diye düşünmüştü.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.