Kerem’in sakinleşmesine yardımcı olmak isteyen Pervin “Ben sana güveniyorum!” dedi yanağından öperek, “Biz bu iş başaracağız!”
Kerem başını sallarken kapının zili çalınca, ikisi de hemen ayağa kalkıp hazır pozisyona geçtiler. Hamiyet hanım misafirleri karşılayıp salona aldı. Onlar gelir gelmez pasta ve çay servisine başlamayacağı için ilk selamlaşmanın harareti sürerken Kerem ok gibi fırlayıp, apartmana çıktı, Pervin de arkasından kapı kapalıymış gibi görünsün diye hafifçe itip, kalbi çarparak odaya geri döndü.
Kerem korkusunu bastırmak için hiç oyalanmadan hızla merdivenlerden aşağı indi. Apartmanın kapısından çıkmadan önce soluklanıp toparlanmaya çalıştı. Biraz sonra o kapıdan çıktığında asıl macera başlıyor olacaktı. Annesinin çocukları kandırıp kaçıranlarla ilgili sözleri aklına gelince göğsü daha hızlı inip çıkmaya başladı ama gideceği zaten üç sokaktı ve oyalanmadan yola çıkması gerekiyordu. Apartmanın kapısını açıp hızla bahçeden kaldırıma ulaştı. Heyecandan yanlış yöne döndüğünü bir kaç adım sonra fark edince, telaşla diğer yöne döndü. Pervin’in çizmiş olduğu plan avucunun içinde terden ıslanmaya başlamıştı. Paraları içinde olduğundan okul çantasını da yanına almak zorunda kalmıştı. Tarife göre devam edip, köpeği olan kırmızı evin önüne gelince biraz rahatladı. Görünüşe göre doğru yoldaydı. Neredeyse koşarak hareket ettiği için dinlenmek için biraz yürümeye karar verdi ama sonra korkusu geri gelince yeniden koşmaya başladı. O koştukça sanki yol uzuyor gibi gelmeye başlamıştı. Dönüş yolu da uzun süreceğine göre fazla oyalanmadan pastaneden çıkması gerekiyordu. Zamanı dar olacağı için de sohbeti hızlı ilerletmek zorundaydı. Yaklaşık on dakika sonra pastaneyi ileride görünce derin bir nefes aldı. İşte hedefe ulaşmıştı. Dikkatlice yolu geçip pastanenin önüne geldi. İçeri girmeden önce biraz durup heyecanını bastırmaya çalıştı. Hem heyecanlı hem de koşturmaktan yorgun olduğu için nefesi çok hızlanmıştı. O kapının önüne kendi kendine toparlanmaya çalışırken, Altay bey onun iyi olmadığını düşünüp yanına gelmişti.
“Merhaba genç adam iyi misin?” dedi eğilip.
Kerem içeri giremeden onu gördüğü için doğru kişi olup olmadığından emin olamadı bakınca. Önlüğü yoktu, Pervin’in tarifine uyuyor mu diye dikkatle yüzüne baktı. Benziyordu. Son olarak kasada duran başka kimse var mı diye Altay beyin arkasına eğilip baktı, kimse yoktu. Doğru kişi olduğuna emin olunca gülümsedi ve “Tabi, müşteriyim ben!” dedi tuhaf bir tonlama ile.
Altay bey bu tuhaf davranışlı sevimli çocuğun tek başına gelmiş olmasını garipsediği için “Ailen nerede?” diye sordu hemen, “Tek başına mı geldin?”
“Tabi ben müşteriyim!” diyen Kerem, telaşla çantasından paralarını çıkarıp gösterdi, “Bakın param da var!”
“Yine de tek başına dolaşmak için biraz küçüksün!” dedi Altay bey durumu anlamak için onu içeri alıp bir masaya oturttu.
“Adın ne senin?”
“Kerem”
“Memnun oldum Kerem, müşteri olduğuna göre bir şey istiyor olmalısın değil mi?”
“Kesinlikle!” dedi Kerem bir buluş yapmış gibi, fazla zamanı olmadığı için Altay beyin hemen konuya gelmesinden hoşlanmıştı, “Alıp gideceğim zaten ama en zor ne hazırlanıyor?” dedi kendine güveniyor gibi görünmeye çalışarak.
“Ne demek istiyorsun?” dedi Altay bey şaşırarak.
“Yani en uzun sürede demek istiyorum. Mesela sütlaç yapmak kolay mı?”
“Yani kolay sayılmaz, sütlaç mı istiyorsun!”
“Kaç dakikada yapılıyor sütlaç?” diye sordu Kerem bu sefer, en uzun sürede hazırlanan şeyi isterse, Altay beyle sohbet etme fırsatının da o kadar uzun olacağını düşünüyordu.
“Kaç kişilik yapacağımıza göre değişir!”
“Bir kişilik sadece benim için!” dedi Kerem, “Alıp gideceğim!” diye tekrarladı sonra.
“Tamam, zaten yapılmış sütlacımız var! Hemen paketlesinler senin için!” dedi Altay bey ve tezgahın arkasında duran çalışanın işaret etti bir tane sütlacı paketlemesi için.
“Hayır!” dedi Kerem sütlacın hemen hazır olduğunu duyunca, “Onu istemiyorum!”
“Ne istiyorsun peki?” dedi Altay bey ama durumdan iyice şüphelenmeye başlamıştı.
“Başka şey!” dedi Kerem ama aklına bir şey gelmedi. Pastanede her şey hazırlanmışa benziyordu. Dışarıda ki masalardan birinde oturmuş tatlısını yiyen adamı görünce, neden paket isteyip, orada yemek istediğini söylemediğine hayıflandı ama geç kalmış sayılmazdı, “Tamam sütlaç istiyorum, burada yiyeceğim!” dedi gözünü dışarıdaki adamdan ayırmadan.
Altay bey bu kez çocuğun o adamdan çekindiğini düşündüğü için iyice huylandı, “Tanıyor musun?” dedi başıyla adamı işaret ederek.
“Yo hayır!” dedi Kerem telaşla, işleri sarpa sardırmaya başladığının fark etmişti, o yüzden bir an önce amacını gerçekleştirip gitmesi gerekiyordu, “Burada yendiğini bilmiyordum o adamı görünce anladım, o yüzden bakıyordum!” dedi gülümsemeye çalışarak.
Altay bey çalışanına sütlacı paket etmeyip masaya getirmesini söyledi, Kerem’in durumundan iyice şüphelenmişti.
“Bana söylemek istediğin bir şey var mı?” dedi onun gözlerinin içine bakıp, “Sana yardım edebilirim!”
Kerem onun aklından geçenleri nasıl anladığına hayret ettiği için şaşkın şaşkın yüzüne baktı gözlerini açarak, “Sahi mi?” dedi o da Altay bey gibi ne eğilerek.
“Tabi sahi, bana güvenebilirsin!”
“Pervin mi söyledi yoksa?” dedi Kerem bir an için afallayarak.
“Pervin mi? Sen onun arkadaşı mısın yoksa?”
“Şey ben onu tanıyorum!”
“Neyi Pervin mi söyledi?”
“Sizinle konuşacağımı!” diye yanıtladı Kerem, iyice kafası karışmıştı, “Bana yardım edeceğinizi söylediniz ya!”
“Buraya benden yardım istemeye mi geldin?” dedi Altay beyin de kafası karışmıştı, “Başın dertte mi yoksa?”
“Hayır ama annemin başı dertte olabilir ileride!”
“Anlamadım, annen tehlikede mi yoksa?”
“Şimdi değil ama sonra olabilir ama lütfen bunu ona söylemeyin tamam mı?” dedi Kerem yalvarır gibi.
Altay bey onun neden bahsettiğini anlamadığı için iyice endişelenmişti, “Acaba çocuğun babası annesine ve ona şiddet mi uyguluyor?” diye düşündü ilkin ama Kerem’in hali pek öyle dayak yiyen bir çocuğa benzemiyordu, tabi şiddet sadece fiziksel olmayabilir ya da görünen yerlerinde bir iz olmayabilirdi, “Yoksa istismar mı ediliyordu bu yavrucak?”
“Kimseye söylemem, güven bana! Anlat haydi!” dedi ona biraz daha eğilerek, “Aramızda kalacak!”
“Çok fazla vaktim yok!” dedi Kerem heyecanla, Altay beyin onu böyle hemen anlamasına çok sevinmişti, demek akıllı da bir adamdı, annesi de çok akıllı olduğuna göre ikisi gayet iyi anlaşabilirlerdi.
“Evden mi kaçtın yoksa?” dedi Altay bey.
“Evet Pervin beni bekliyor, misafirler gitmeden eve dönmezsem başımız büyük belaya girer!”
“Ne? Pervin de mi siz de?” diye iyice panik oldu Altay bey Kerem’in parça parça söyledikleri yüzünden aklına olmadık senaryolar geliyordu. Kerem’in istismarcı babası ile yeğeni aynı evde miydi şimdi yani? Adam onlara zarar veriyor diye bu çocuk yardım istemeye mi gelmişti, “Nerede evin çabuk söyle gidelim!” dedi ayağa kalkarak.
“Olmaz şimdi gidemeyiz annem evde yok!” dedi Kerem telaşın nedenini anlayamadığı için.
“Pervin babanla evde yalnız mı yaldı?” diye inledi Altay bey bu defa iyice paniğe kapılmıştı, Kerem’i omuzlarından tutmuş sarsmak üzereydi ki.
“Benim babam yok, öldü!” dedi Kerem şaşkın şaşkın, bu adam biraz tuhaf mıydı acaba? “Babam olsa niye size geleyim ki? Pervin annenizin evinde ayrıca bizim evde ne işi var?” dedi korkuyla.
İyice kafası karışan Altay bey bıraktı Kerem’in omuzlarını, onun yüzünde korkuyu görünce geri çekildi, “Af edersin, bir an için kafam karıştı? Sen tam olarak ne istiyorsun benden söyler misin?” dedi ciddi bir sesle, “Pervin güvende değil mi?”
“Evet dedim ya Pervin, Hamiyet teyzenin evinde, ben sizinle konuşmak için kaçtım ama geri dönmem gerek. Hamiyet teyze buraya geldiğimi bilmiyor!”
“Hiç bir şey anlamıyorum! Ne için geldin buraya böyle gizlice öyleyse? Ne istiyorsun? Annen niye tehlike de? Söyle artık be çocuk!” dedi Altay bey sabırsız bir şekilde.
(devam edecek)