Etkinliğin başlamasına yarım saat kala, davetliler ve vakfın desteğini alan kadınlar yavaş yavaş salondaki yerlerini almaya başlamışlardı. Gelenlere yerlerini göstermek için yine vakıftan bir kaç kadına görev verilmişti. Deniz bir kenarda elindeki kağıda bakıp üç cümleyi tekrar ediyordu. Hakan’da anneannesi ve annesi geldiği için onlarla ilgilenmeye gitmişti. Mücella hanım salona kocası ile girdiğinde gözleri hemen Deniz’i aramaya başladı. Ancak onun her zaman sade ve spor giyinmesine alışık olduğu için bunca süslü insanın içinde gözüne hiç öyle biri çarpmadı. Herkes yerini aldıktan sonra Derya hanım oturduğu yerden Deniz’e takdime başlaması için işaret etti. Salonun ışıkları kısılmış, sadece konuşma yapılması için hazırlanan kürsünün olduğu yere bir spot ışığı verilmişti. Deniz derin bir nefes alarak elindeki kağıtla kürsüye çıktı. Üç cümleyi de çoktan ezberlemişti ama yine de güvence olsun diye elinde tutuyordu. Kalabalıkta gözleri Hakan’ı aradı. Anneannesinin masasından kalkıp, kürsüye doğru yürüyen gölgenin o olduğunu fark edince içi rahatladı ve gözlerini ondan hiç ayırmadan ezberlediği üç cümleyi söyleyerek, konuşmasını yapması için Nimet hanımı kürsüye davet etti. Hakan gülümseyerek başıyla selamladı onu ve anneannesine masadan kürsüye kadar eşlik etmek için geri döndü. Deniz o sırada kürsüden inmiş, heyecanını bastırmak için giriş kapısının yanındaki gölgelere saklanmaya gidiyordu ki, birde bire karşısında Mete’yi görünce neye uğradığını şaşırdı. Mete’de gördüğü kadının Deniz olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Okulda onca vakit geçirdikleri ve bir zamanlar sevgili oldukları Deniz’in bu kadar kısa sürede bu kadar güzel bir kadına dönüşmüş olması onu büyülemişti.
“Gözlerime inanamıyorum!” dedi elini ona uzatarak. Tam ona dokunacakken Deniz bir adım geri çekildi toparlanıp.
“Ne işin var senin burada?”
“Seninle konuşmaya geldim!” dedi Mete, ”Daha sakin bir yere gidelim mi?” dedi yine onun kolunu tutmak için uzandı ama Deniz bir kez daha geri çekildi. Hakan anneannesini kürsüye çıkarırken, kapıdan giren adamla Deniz’in tavırlarını fark etmişti. Mete’nin kim olduğunu anlamadığı için davetlilerden biri onu rahatsız ediyor sandı. Anneannesi kürsüye çıkarken onu da konuklara tanıtmak istediği için hemen yanından ayrılamadı ama göz ucuyla Deniz’in olduğu tarafa bakmaya devam etti. Bu arada Mete Deniz’i salondan çıkarmak için ısrar etmeye devam ediyordu.
“Annemler içerideler!” dedi Mete. Deniz karanlıkta görebilecekmiş gibi şaşkın şaşkın salona baktı dönüp, “Burada olduğunu o söyledi bana! Ben de hemen yola çıkıp geldim! Seninle mutlaka konuşmalıyım Deniz, çok pişmanım!”
“Konuşacak bir şey yok!” dedi Deniz, “Ayrıca benim bu gece önemli görevlerim var seninle konuşacak durumda değilim!” diyerek salona doğru döndü.
“Beklerim!” dedi Mete koluna yapışıp, Deniz onu silkeleyerek kurtulmaya çalıştı ama Mete kolunu kuvvetle sıktığı için başaramadı. O sırada Nimet hanımın konuşması başladığı için herkes ona odaklanmıştı. Kapının ağzında Mete ve Deniz’in mücadelesini Hakan’dan başka gören yoktu. Mete onunla konuşabilmek umuduyla biraz sert çekip, kapının dışına çıkardı. Deniz topuklu ayakkabı giymeye alışık olmadığı için bu çekiştirme sırasında ayağını burkunca acıyla “Ah!” diye inledi ve geriye doğru düşecekken birinin onu tuttuğunu fark etti.
“Bu beyefendinin bir sorunu mu varmış?” dedi Hakan’ın sesi ters ters. Bir yandan arkasından Deniz’e durabilmesi için destek veriyor, bir yandan da gözlerini öfkeyle Mete’ye dikmiş meydan okuduğunu belli ediyordu. Deniz’in canı yanmaya devam ettiği için toparlanıp, Hakan’ın kollarından kurtulamadı.
“Siz kimsiniz?” dedi Mete onun halinden rahatsız olup, “Ben onun eski erkek arkadaşıyım ve onunla konuşmak istediğim özel bir meselemiz var izin verirseniz!”
“Ben nişanlısıyım, eski sevgili bey ve onunla konuşacak özel bir meseleniz kaldığını sanmıyorum!” dedi Hakan istifini hiç bozmadan. Deniz duyduklarına inanamıyordu. Ağzını açmaya fırsatı olmadan bir anda iki adam birbirlerine meydan okumaya başlamıştı. Mete şaşkın şaşkın Deniz’e baktı, “Doğru mu söylüyor?” dedi hırsla. Deniz acıyla başını salladı.
“Bu kadar çabuk mu unuttun her şeyi?” diye hırlayacak oldu Mete, Hakan’ın bakışlarını görünce, öfkeyle geri dönüp uzaklaştı. Hakan Deniz’e destek olup, en yakındaki sandalyeye oturttu götürüp ve eğilip bileğine baktı, “İyi misin bir doktora gidelim mi?” dedi şefkatli bir sesle.
Deniz az önce onun Mete’ye meydan okuyuşunun şaşkınlığını yaşıyordu hâlâ, “Geçer şimdi!” dedi, “Ben sanırım sana teşekkür etmeliyim!”
“Normalde kimse vakfa böyle elini kolunu sallayarak giremez, senin burada olduğunu nasıl öğrenmiş?”
“Annesi bağışçıymış, sabah görmüştüm!” dedi Deniz. Bileği biraz daha az acıdığı için Hakan’ın koluna tutunarak ayağa kalktı, “İçeri girmeliyiz!” dedi üzerini başını düzeltip.
“Yürüyebilecek misin?” dedi Hakan endişeyle
Deniz, ”Evet, içeride olmak zorundayız!” deyince onun koluna girip içeri kadar götürdü ve bir sandalye bulup kenarda oturması için yer ayarladı.
“Buradan kalkma! Ben sana bir şey lazım olursa söylerim. Zaten her şeyi ayarladık. Dolanmak zorunda değilsin!” dedi.
O sırada Nimet hanımın konuşması bitmiş, kürsüye Derya hanımı davet etmişti, Hakan dönüp anneannesinin masasına gitmesi için eşlik etti ve Derya hanımın konuşması boyunca da anneannesi ve annesinin yanında oturdu. Yemek servisi başlar başlamaz kalkıp hemen Deniz’in yanına geldi.
“Haydi kalk biz de masamıza gidelim!” diyerek onu alıp, organizasyonda görevli olanlar için kapıya yakın hazırladıkları masaya götürdü. Orkestra yerini almış müzik hafif hafif çalmaya başlamıştı. Eğlence yemek servisi bittikten sonra başlayacaktı.
Mete öfkeyle vakfın bahçesine çıkıp, sakinleşmek için bir kaç sigara içmişti. Daha ne kadar zaman olmuştu da Deniz hem bu kadar değişmiş, hem kendine böyle bir hayat kurabilmişti. Ne çabuk tanışmış, aşık olmuş ve nişanlanmıştı. Sakinleştikten sonra annesini arayıp, masalarının yerini öğrendi ve yeniden içeri girip anne ve babasının yanına oturdu. Deniz masadakilerle sohbet ettiği için onun geri geldiğini görmemişti ama Hakan daha o kapıdan girer girmez fark ettiği için gece boyu bir daha Deniz’i rahatsız etmemesi için takibe almaya karar verdi. Oturduğu masada Mücella hanımın eşinden başka erkek olmadığı için onun adının davetli listesinde olmadığından emindi ama durup dururken de davetlilerden birinin konuğuna müdahale edecek hali yoktu. Garsonlardan birine işaret edip, o masaya bir fazla servis açmalarını söyledi. Sonuçta bu onun değil vakfın etkinliğiydi ve bağışçıları memnun etmek gerekiyordu. Mücella hanım oğlunun burnundan soluyarak geldiğini görünce ne olduğunu anlayamadı. Onun böyle çıkıp geleceğini de hiç düşünemediği için şaşkındı.
“Gördün mü Deniz’i?” diye sordu hemen.
“Gördüm, konuştuk!” dedi Mete gergin bir sesle.
“Tartıştınız mı?”
Mete “Nişanlanmış!” deyince Mücella hanımın şaşkınlığı bir kat daha arttı, “Kiminle?” dedi elinde olmadan.
“Ne bileyim anne! Tanımıyorum. Buralardadır ikisi de görevliymiş!”
Müzik başlayınca herkesin yüzündeki ifadeler çözülmeye başladı ve gülümseyerek tempo tutmaya başladılar. Handan hanım annesini yormak istemediği için tek tek bağışçıların masalarını geziyor ve onlarla sohbet ediyordu. Sıra Mücella hanımların masasına gelince bir sandalye çekip yanlarına oturdu. Mücella hanım onun Nimet hanımın kızı olduğunu bildiği için hemen gülümseyerek karşılık verdi bu ziyarete ve eşine tanıştırdı.
“Bu da oğlum Mete!” dedi sonra gururla oğlunu gösterip.
“Memnun oldum, benim de oğlum burada bu gece! Sizin de yüzünüzden onunla gelmiş olmanın mutluluğunu okuyabiliyorum!” dedi ve Hakan’ı görebilmek için etrafına bakınırken onu oturduğu masada gördü ve el sallayıp çağırdı yanına.
(devam edecek)
Kaleminize sağlık.
BeğenLiked by 1 kişi