Deniz yeni misafirlerin geldiğini duyunca vakfın kapısına koşmuş, elindeki listeden henüz gelmeyenlerin sayısını kontrol ediyordu. Başını kaldırıp yeni gelen çifte gülümsemeye hazırlanıyordu ki Mücella hanımla göz göze geline gülümsemesi yüzünde donuverdi.
Mücella hanım da onu görünce şaşırmıştı, “Deniz’di değil mi?” dedi gülümsemeye çalışarak, sonra eşine dönüp onu oğlunun okul arkadaşı olarak tanıştırdı. Uygar beyin olanlardan haberi bile olmadığı için gülümseyerek elini uzattı Deniz’e. O sırada Deniz’e bir şey sormak için yanlarına gelen Hakan onun tedirgin davranışlarını fark ettiği için yanlarına gelmişti. Uygar beyle tokalaşırken onların okul arkadaşının ailesi olduğunu öğrenince Deniz’i huzursuz eden bir hikayelerini olduğunu anladı ve onu kurtarmak için hemen onları Deniz’in yanından uzaklaştırıp, kalacakları yere götürdü. Deniz onun birden bire nereden çıktığını anlamasa da Mücella hanım ve eşini uzak tuttuğu için sevinmişti. Hakan onları yerleştirdikten sonra soracağını sormak ve onun nasıl olduğuna bakmak için hemen yanına döndü.
“Pek hoşlandığın insanlar değiller sanırım!” dedi gülümseyerek.
“Öyle de denebilir!” dedi Deniz her zaman yaptığı gibi bakışlarını kaçırarak ve onun sorusunu cevapladıktan sonra işi olduğunu bahane edip ayrıldı yanından.
Mücella hanım oğlunun onun ziyaretinden sonra Deniz’den ayrıldığını ve onun yakın arkadaşı Banu ile arkadaşlık ettiğini biliyordu. Oğlunun mezuniyetinden sonra kendi bulduğu kızla mutlu olacağını sanıp, umduğunu bulamayınca onun Deniz’i unutamadığını da fark etmişti. Mete’nin Deniz’den Banu ile yakalandığı için ayrıldığını bilmediği için odaya çıkınca vardıklarını söyleme bahanesi ile oğlunu arayıp, vakıfta Deniz ile karşılaştıklarını söyledi.
“Şaka mı yapıyorsun?” dedi Mete şaşkınlıkla, “Ne iş var orada?”
“Bilmiyorum kapıda karşılaştık, sanırım burada çalışıyor!” diye yanıtladı Mücella hanım ama oğlunun fark ettiği detayı ne yazık ki aramadan önce düşünememişti.
“Sen onunla hiç tanışmadın ki, nasıl anladın Deniz olduğunu?” dedi Mete şüpheli bir sesle. Mücella hanımlar Mete’nin mezuniyetine gelmişler ama Deniz mezuniyet törenine de katılmamıştı. Kocasının yanında Deniz ile konuştuklarını telefonda oğluna anlatmak istemeyen Mücella hanım yakalandığını anlayınca bocaladı biraz ve sonra anlatacağını söyleyerek geçiştirmeye çalıştı.
Mete, sonradan hayatına giren kimsenin Deniz gibi olmadığını ve olmayacağını anladığından beri onu düşünüyordu ama affetmeyeceğini bildiği için peşine düşmeye cesaret edemiyordu. Telefonlarına cevap vermediği için onu nerede bulabileceğini de bilemiyordu aslında. Annesi arayıp da onu gördüğünü söyleyince, bunun onunla konuşmak için bir şans olabileceğini düşündü ama annesinin onu görür görmez nasıl tanımış olabileceği kafasını kurcaladı. Hemen yola çıkarsa akşama varabileceğini hesaplayarak hazırlandı ve arabasına bindi. Varınca annesine onu nereden tanıdığını da yüz yüze sorabilirdi böylece.
Mücella hanım oğluna Deniz’in gelişinden ve ona söylediklerinden bahsetmemişti elbette. Birden bire telefonda ne diyeceğini bilememiş olsa da, nasılsa ayrılmış oldukları için bunun bir önemi kalmadığını düşündü. Yine de oğlunun onu yeniden görmek istediğin hissettiği için burada olduğunu haber vermişti. Deniz’in burada olması, tüm bu varlıklı insanlarla da arasının iyi olduğunu gösteriyordu. Belki de onu annesi yüzünden yargılarken hata yapmıştı. Vakfın sahibi Nimet hanım oldukça güçlü bir aileden geliyordu. Deniz’de burada çalıştığına göre onunla tanışık olmalıydı. Uygar bey odada dinlenirken o da hem gelenlerle vakit geçirmek hem de Deniz’i yeniden görmeyi umut ederek odadan dışarı çıktı. Onları odalarına yerleştiren genç adam, sohbet ederlerken, vakfın kurucusu Nimet hanımın torunu olduğundan bahsetmişti. Ona yeniden rastlarsa Deniz hakkında soru sorabilirdi.
Misafirler için düzenlenen kahve salonunu katlarda görevlendirilen kadınlar sayesinde buldu. Önceki günlerde gelen konuların bir kısmı burada Nimet hanım ve Derya hanımla sohbet ediyorlardı. Hemen onların yanında boş bir yer gözüne kestirerek aralarına karıştı. Gelen kadınların bir çoğunu kendi şehrinden olmasa bile yardım etkinliklerinden ve tabi magazin basınından tanıyordu. Tüm görevliler oradan oraya koşturarak bir aksilik olmamasını sağladıkları için herhangi birine soru sormanın uygun olamayacağına karar veren Mücella hanım, yakaladığı ilk fırsatta Derya hanıma yanaştı. Böyle bir organizasyonu düzenleyerek ne kadar harika bir şey yaptıkları hakkında övgülerini ilettikten sonra, oğlunun okul arkadaşının da görevliler arasında olduğunu söyledi. Derya hanım merakla kim olduğunu sorunca da, “Deniz!” dedi hemen, kısacık görüşmelerinde onun soyadını öğrenme şansı olmamıştı.
“Ah Deniz çok harika bir kızdır!” dedi Derya hanım, “Nimet hanım da onu çok seviyor, bu organizasyonu Nimet hanımın torunu ile birlikte yürütüyorlar! İnşallah memnun kalırsınız!”
“Ah sahi mi? Vakıfta önemli bir görevi olmalı o halde değil mi? Bildiğim kadarı ile güçlü bir aile hikayesi yoktu çünkü!”
Derya hanım onun sesindeki tuhaf tınlamadan Deniz’in ailesi hakkında olumlu düşünceleri olmadığını hemen anladı. Burada kalan kadınlar ve onların yakınları hatta davalıları ile çokça vakit geçirdiği için böyle şeyleri sezme konusunda uzman olmuştu.
“Deniz’in güçlü ailesi biziz, başka kimseye ihtiyacı yok!” dedi sakin gülümsemesiyle ve başını çevirip diğer misafirlerle konuşmaya başladı. Mücella hanım Derya hanımın Deniz’e bu kadar arka çıkmasına bir anlam veremedi, onun varlıklı ve düzgün bir ailesi olmadığını biliyordu. Ondan başka bir şey öğrenemeyeceğini anlayınca ona rastlamak umuduyla gözleri etrafı kolaçan etmeye başladı ama kalabalık giderek arttığı ve herkes koşturup durduğu için ne ona ne de Hakan’a rastlayamadı. Biraz oturup sohbetleri dinledikten sonra hazırlanmak için odalarına geri döndü. Akşam nasılsa herkes o salonda olmak zorunda kalacaktı ve Deniz’i orada yeniden görebileceğine emindi. Kocası ile biraz dinlendikten sonra hazırlanıp aşağı ineceklerdi.
Deniz akşamın heyecanı ve talaşından Mücella hanıma rastladığını unutup işlere dalmıştı. Hemen hemen tüm bağışçılar vakfa giriş yaptıkları için o heyecanlı heyecanlı akşama hazırlanma telaşında olan kadınların yanına gitmişti. Burada kadın kadına birbirlerine yaslanarak yaşam kurmaya çalışan kadınların solgun yüzleri renklenip, rengarenk fularla görünümlerini zenginleştirince ortamın havası tamamen değişmişti. Deniz ile arası iyi olanların ikisi yanına yaklaşıp onun da makyaj yapması ve saçını yaptırması gerektiğini vurguladılar. Koşturmaktan kuaföre uğramaya vakti olmayan Deniz’in zaten makyaj malzemeleri yoktu, olsa da bu konuda beceri sahibi değildi. Onu kolundan çekiştirerek herkesi sırayla alan kuaförlerden birinin önüne oturttular. Deniz’de onların tatlı heyecanına kapıldığı için itiraz etmedi. Kuaför onun saçlarını yaparken koşup makyaj malzemelerini getirdiler ve görmesin diye yüzünü aynalardan çevirip, makyaj yapmaya başladılar.
“Çok yapmayın lütfen, alışık da değilim, elimi sürer dağıtırım!” dese de iki kadın neşeli neşeli yüzünü boyamaya devam ettiler. Kuaför sürekli topladığı uzun saçlarını açıp, su dalgası modeli yapmıştı. Makyaj da bitince sandalyesini çevirip ona aynada kendini gösterdiklerinde Deniz bile değişime şaşırdı.
“Gerçekten çok güzel oldun!” dedi kadınlar el çırparak, “Tazeliğin yeter zaten!”
Onlar aynanın önünde heyecanla Deniz’in güzelliğine bakarken başka bir kadın elinde siyah bir elbise ile koşup geldi.
“Vakfa gelmeden önce görümcemin nişanında giymiştim. O zamanlar senin gibi zayıftım tabi. Şimdi bana olmuyor maalesef. Düşündüm eğer rahatsız olmazsan bu gece sen giyebilirsin!” diyerek ona uzattı elbiseyi. Makyajını yapan iki kadın daha cevap vermeye fırsat bulamadan kadınlar tuvaletine çektiler onu ve çabucak elbiseyi giymesine yardım ettiler.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.