Ara tatilde Mete’nin ev arkadaşları memleketlerine gideceklerdi. Mete’nin annesi Mücella hanım da hem oğlu ile vakit geçirmek hem de kaldıkları evi biraz toparlamak için oğlunun yanına gelmeye karar vermişti. Deniz tatilde de görüşebilecekleri için çok sevinmişti bu habere, ayrıca Mete’ye söylemese de onu annesiyle tanıştırabileceğini düşündüğü için de heyecanlanmıştı.
Annesi geldikten sonra Mete’den bir kaç gün hiç ses çıkmadı. Deniz’de hem hasret gidersinler hem de işlerini halletsinler diye hiç rahatsız etmedi. İlk hafta sona erdiğinde artık merak etmeye başlamıştı, “Nasıl gidiyor? Özledim seni!” diye mesaj yazdı Mete’ye ama akşama kadar hiç cevap gelmedi. Mete’nin yanlarına taşındığı arkadaşlarının evi eski sobalı bir evdi. Cevap gelmeyince bu sefer annesiyle ikisinin sobayı yakmayı beceremeyip zehirlenmiş olabilecekleriyle başlayan bir seri kötü senaryo aklına doluşmaya başladı. Mesajı belki görmemiştir diye akşam babası gelmeden bir kaç kez de çaldırıp kapattı ama uykusu gelene kadar beklemesine rağmen yine cevap alamadı. Uyanır uyanmaz telefonunu kontrol etti, kahvaltı hazırlarken bir kaç mesaj daha attı ama dönüş yapan olmadı. İyice tedirgin olduğu için daha fazla bekleyemeyince ve daha önce dışarıdan gördüğü evin yerini hatırladığı için gidip bakmaya karar verdi. Mete’nin daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştı. Ya telefonu bozulmuştu ya da bir şey olmuştu. Öğleden sonraya kadar bekleyip, üzerini değiştirip, otobüse bindi. Duraklar bitene kadar kalbi iyice sıkışmaya başlamıştı. Ev zaten iki katlı olduğundan ve Mete’nin üst kat dediğini bildiği için merdivenleri kalbi çarparak çıktı ve zile bastı. Bu arada içeriden ses geliyor mu diye kulağını kapıya dayamıştı. Ayak seslerini duyunca derin bir nefes aldı.
“Buyurun kızım kimi aradınız?” dedi Mete’nin annesi olduğunu anladığı kadın onu görünce.
Kapıyı annesinin açmasını beklemeyen Deniz’in endişeli stresi bu sefer heyecana dönüştüğü için önce şaşkın şaşkın kadının suratına bakıp adını söyledi.
“Demek Deniz sensin!” dedi kadın, “Ben de Mücella, Mete’nin annesiyim!”
Deniz refleks olarak uzanıp elini öpmek istedi Mücella hanımın ama Mücella hanım izin vermedi, “Mete yok ama istersen gir biraz, buraya kadar gelmişsin!” dedi sonra.
Deniz nasıl davranacağını bilemez halde olduğu için bir şey diyemedi girdi içeriye, bu aynı zamanda Mete’nin evine de ilk girişi oluyordu. Mete’nin annesi ile böyle bir buluşma hiç planlamadığı için ne konuşacağını da bilmiyordu.
“Ben aslında Mete’ye ulaşamıyorum bir haftadır!” dedi boğazını temizleyerek, “Sizin geldiğinizi biliyordum tabi ama merak ettim gelip bakayım istedim!”
Mücella hanım bir şey söylemeden kaşlarını kaldırdı ve Deniz’in ne yöne gideceğini bilemediğini anlayınca, salonun kapısını gösterdi girmesi için. Deniz ikiletmeden girdi içeri. Bu eski püskü eşyalı evde Mete’yi hayal etti elinde olmadan, demek burada yaşıyordu. Soba yanmasına rağmen ev pek sıcak sayılmazdı. Sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın buharından tüm pencere camları buhar olmuştu. Sobanın borusuna takılan çamaşır askısından bir kaç parça erkek eşofmanı sarkıyordu.
“Ne diye güzelim yurttan çıkıp buraya taşındı bilmiyorum!” dedi Mücella hanım etrafına çaresiz gözlerle bakarak, “Sen ilk mi geliyorsun?” dedi sonra imalı imalı Deniz’e bakıp.
“Evet!” dedi Deniz, “Dışarıdan görmüştüm ama içeri ilk kez giriyorum!”
Mücella hanım yine kaşlarını kaldırdı bir şey söylemeden, “Çay içer misin?” dedi sonra, Deniz hemen kalktı oturduğu yerden “Ben doldurayım!” diyerek muşamba örtülü masanın üzerinde tepside gördüğü temiz bardaklardan ikisine sobanın üzerinden aldığı çayı doldurup, birini müstakbel kayınvalidesine verdi, diğerini de alıp oturdu yine ama elleri biraz titrediği için neredeyse dökecekti çayını.
Mücella hanım onu tedirgin ettiğini fark etmesine rağmen gözünü hiç ayırmadan izliyordu hareketlerini.
“Aslında geldiğin iyi oldu!” dedi çayından bir yudum alarak, “Ben de seninle tanışmak istiyordum. Mete olmadan konuşabiliriz rahatça değil mi?”
“Elbette! Ben sizi böyle rahatsız ettiğim için üzüldüm aslında.”
“Baban nasıl?” dedi Mücella hanım Deniz’in söylediklerini duymamış gibi.
“İyi teşekkür ederim!” dedi Deniz çayından tedirgin bir yudum aldı, doğrudan babasını sorduğuna göre annesi ile yaşamadıklarını biliyordu demek Mücella hanım.
Mücella hanım onun aklından geçenleri duymuş gibi devam etti, “Mete bahsetti yaşadıklarından biraz, senin için zor olmalı!” dedi tuhaf bir ima vardı yüzünde bunları söylerken.
“Annemi kastediyorsunuz herhalde?” dedi Deniz başını önünden kaldırmadan.
“Bak kızım! Biz yobaz bir aile değiliz ama böyle şeyleri kaldıracak bir yapımız da yok aslında bakarsan. Elbette sen annenin davranışlarından sorumlu değilsin. Zaten canını yakmış ama biz de gelin alacağımız zaman aile yapısının da iyi olmasını isteriz anlıyorsun değil mi? Belirli bir çevrenin insanıyız. İnsanlar soru sorar, meraklıdırlar. Yani şimdi annenin, yani o genç şeyiyle aile ortamımıza girmesi beni düşündürüyor!”
Deniz yutkundu başını kaldırmadan, Mücella hanımın söyledikleri ağır gelmişti çok bir anda. Mete’nin tüm bunları detayları ile annesine anlatmış olmasına da şaşırmıştı iyice. İki damla yaş yanaklarından inip, bardağı tutan eline damladı. Mücella hanım onun ağladığını anlayınca toparlandı hemen, bardağını bırakıp, Deniz’in yanına oturdu. Elini onun omuzuna koyup, “Güzel kızım amacım seni üzmek değil, ben gerçekleri konuşuyorum. Seni yerdiğimi düşünme sakın!” dedi yumuşak bir sesle, Deniz başını hiç kaldırmadan sarsılarak ağlamaya başlayınca da iyice kötü hissetti kendini, “Benim kalbim yok sanma, aşkı bilmiyorum da sanma. Ben sadece sana düşündüğümü söylüyorum, bu iş olmaz demiyorum. Bizim ailemiz geniştir, böyle şeyler konuşulur, senin de kulağına gelir, üzülürsün sonra. Ben sadece bil ona göre hareket et istedim. Haydi sil göz yaşlarını!” diyerek eliyle Deniz’in başını kaldırıp yanaklarını sildi, “Kısmet olana kimse mani olamaz, oğlumla senin yazılmış bir kaderiniz varsa zaten olur!”
“Annemle hiç görüşmüyoruz!” dedi Deniz, “Benim ne yaptığımı umursayacağını ya da yanımda olmak isteyeceğini hiç sanmıyorum!”
“Tamam, haydi ağlama! Ben biraz ayıp ettim sanırım, daha karşılaşır karşılaşmaz bunlar konuşulmamalıydı kusuruma bakma. Kötü niyetim yok ama kalbimdekini saklamayı da hiç beceremem. Sen iyi bir kızsın belli. Hakkınızda hayırlısı olsun! Ben kararınıza karşı gelmem evleneceğiz derseniz, bunu sakın düşünüp tedirgin olma. Benim gelinim değil, kızım olursun ailemize girersen. “
Deniz cevap veremedi, “Ben gideyim artık!” diyerek ayağa kalkabildi sadece. Mücella hanım iyice üzülmüştü onu böyle ağlattığına.
“Otur istersen biraz daha Mete gelmeyecek ama ben evdeyim!” dese de, Deniz iyice huzursuz olduğu için kalkmakta ısrarlı davrandı. Ayrılırken Mücella hanım ertesi gün döneceğini söyledi. Mete okulun açılmasına bir kaç gün kaldığı için onunla dönmeyecekti. Deniz kibarca tanıştığına memnun olduğunu söyledi ve iyi yolculuklar dileyip ayrıldı evden. Sokağa çıktığında derin bir nefes aldı ve hızlı hızlı yürüdü durağa doğru. Kötü bir kadın değildi Mücella hanım belli ki ama söyledikleri Deniz’in canını epeyce yakmıştı. Otobüse binip düşüne düşüne eve gitti. Annesinin bir daha karşısına çıkacağını hiç sanmıyordu. Onun yaptıklarından utanç duyması için bir neden olduğunu da sanmıyordu. Yine de o günü çok huzursuz ve düşünceli geçirdi. Mete’den bütün gün hiç ses çıkmadı yine. Acaba annesi ile bu konuyu konuşmuşlar Mete’de annesi gibi düşündüğü için mi ondan uzak durmaya karar vermişti. Bunca zaman sonra tam da annesinin geldiği hafta Mete’nin ortadan kaybolması normal miydi yani? Gece olunca kafasında yüzlerce soru dönmeye başladı. Belki de annesi Deniz’i gelin istemediğini söylediği için Mete nasıl söyleyeceğini bilemiyor ve ondan kaçıyordu.
(devam edecek)
Hayatın içinden güzel bir. hikaye ellerinize sağlık gülseren hanım
BeğenLiked by 1 kişi