Parla hayatında ilk defa uçağa biniyor ve ilk defa yurt dışına çıkıyordu aslında. Diğer on arkadaşı ile birlikte olduğu için kendini şanslı hissediyordu. Tek başına bu yolculuğa çıkmış olsa muhtemelen kaygı dolu bir yolculuk geçiriyor olurdu. Gençlerin her biri hem heyecanlı hem de ailelerinden ve sevdiklerinden ayrıldıkları için hüzünlüydüler.
Atlas için Parla’sız günler çok zor geçiyordu. Onsuz ders çalışmak bile istemiyordu ama döndüğünde okulunu uzatmış olmamak ve tüm hayallerini hayata geçirmek için bırakmamaya gayret gösteriyordu. Muhsin bey her zaman ki gibi tek teselli vereniydi. Hatta torununun sürekli Parla’dan bahsetmesine dayanamayıp “İstersen alayım uçak biletini!” dedi ama Atlas oraya gidip Parla’ın aklını karıştırmamak için kabul etmedi. Giderse dönmek istemeyeceği de kesindi, o yüzden dişini sıkıp onun gelmesini bekleyecekti. Yüzüğü parmağına takıp gitmişti ama geldiğinde parmağında olacak mı emin değildi ve dedesinin dediği gibi artık bir şeylerin kendiliğinden gelişmesine izin vermesi gerekiyordu. Her şey illa ki babaannesi ve dedesinin hayatlarında olduğu gibi olacak değildi. Bu onların hayatı, onların aşkıydı ve biraz akışa bırakmakta fayda vardı.
Atlas’ın babası Yavuz bey ilgilenmiyormuş gibi gözükse de oğlundaki değişikliklerin farkındaydı. Muhsin bey söz verdiği için Atlas’ın çaldığını ve utanmayıp geri bile vermediği paranın kendisinde olduğunu oğlunu söylemiyordu ama onun ne kadar sorumlu bir çocuk olduğunu, okuldaki bir arkadaşına ne kadar büyük iyilikler yaptığını, çalışıp kendi harçlığını çıkardığını anlatıyordu. Üstelik ortalaması da oldukça yükselmiş, muhtemelen iyi bir derece ile mezun olacaktı.
Yabancı bir ülkede her şeye uyum sağlamaya çalışmak Parla için de zor oluyordu. Atlas ile ancak yurda döndüklerinde, yurdun interneti üzerinden haberleşebiliyorlardı. Tabi annesi ile de öyle, Burak bey Ayşegül hanım kızı ile görüşebilsin diye ona internet üzerinden nasıl görüntülü konuşulabildiğini öğretmişti. İkisi görüşürken rahatça hasret giderebilsinler diye selam verdikten sonra ortadan kayboluyordu. Atlas takıldığı yerleri sorma bahanesi ile her gece yaptıkları konuşmaları uzatmaya çalışıyordu ama Parla odada tek başına olmadığı için diğerleri rahatsız olmasın diye bir süre sonra kapatmak zorunda olduğunu söylüyor, mesajdan devam ediyorlardı. Staj için başladığı şirketten çok memnundu. Büyük bir tesadüftü gerçekten ama onu şirketin makarna sektöründe iş yapan fabrikasına vermişlerdi. Dünyanın en ünlü İtalyan makarnaları burada üretiliyordu.
“Babam duyarsa beni evlatlıktan ret edip seni alır herhalde!” diye gülüyordu Atlas. Parla döndüğünde onlar kozmetik alanında çalışmayı planlıyorlardı. Böyle ünlü bir markada staj yapmış olmak Parla’nın kariyerinde çok şık duracaktı elbette.
Atlas’ın ağabeyi, Tunç da artık mezun olmuş, şirketteki işleri resmen üstlenmiş ve babasının onayladığı bir kız ile sözlenmişti. Ağabeyinin sözüne dedesi ile gelen Atlas, bütün gece Parla ile ikisinin de yakında böyle aşamalardan geçeceklerini düşünüp durmuştu. Bu arada Yavuz beyin şirketinin işleri de gerçekten iyi gidiyordu ve yabancı markaların bir kısmı şirketi satın almak veya ortaklık anlaşmaları için görüşmeler talep ediyorlardı. Atlas, arkadaşının o markalardan birinde staj yaptığını ağabeyine fısıldadı ama babasına bir şey söylemedi. Tunç bahsettiği arkadaşın, kardeşinin aşık olduğu kız olduğunu biliyordu.
Giden öğrencilerin bir kısmı yarı yıl tatilinde ulaşım masraflarını kendileri karşılayarak ailelerin yanına, ülkelerine dönerlerken, Parla hem masraf çıkarmak istemediği hem de eksiklerini tamamlamak istediği için geri gelmedi. Aslında Atlas onun geleceğini umarak heyecanlanmıştı ama aldığı kararın kendi için doğru olduğuna inandığını için bir şey söylemedi. Eğer bir ömrü birlikte geçireceklerse birbirlerinin kararlarına da saygı duymaları gerekiyordu.
Sonunda bir eğitim yılı doldu ve tüm öğrenciler başarı ile mezun olarak ülkeye geri geldiler. Parla dahil üç öğrenci staj yaptıkları şirketlerden ciddi iş teklifleri almışlardı. Parla’nın staj yaptığı fabrikanın müdürü Parla’ya isterse kalabileceğini, şirketin oturma izni, çalışma izni ve kalacak yer sorununu halledebileceğini söylemişti. Bu teklifin ne kadar değerli olduğunu bilse de Parla geri dönmek istemişti. Buraya kadar geldikten sonra Atlas’ı yarı yolda bırakmak istemediği gibi, ayrı kaldıkları bunca zaman boyunca hayatının geri kalanında onunla olmak istediğini fark etmişti.
Parla’nın gelişinden üç ay sonra Tunç’un düğünü olacaktı ve Atlas kavuşmanın heyecanını atlattıktan sonra Parla’ya düğüne onunla katılmak istediğini söyledi. Artık ikisi de mezun konumunda olduklarına göre, Parla’yı ailesi ile tanıştırmak istiyordu ve düğün bunun için çok güzel bir bahane olacaktı.
“Bu çok özel bir gece!” dedi Parla çekinerek, “Benim orada olmam ailen açısından ne kadar doğru olur bilmiyorum!”
“Ne demek ne kadar doğru olur?” dedi Atlas şaşkınlıkla, “Sen benim nişanlımsın, gelecekteki ailemsin ve dedem de orada olacağı için çekinmene gerek yok!”
Muhsin beyin de orada olmasının neyi değiştireceğini anlamadığı için güldü Parla. Ayşegül hanım ve Burak bey de bu teklifi kabul etmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Atlas gerçekten çok iyi bir çocuktu, Parla’dan asla vazgeçmeyeceğini de ispatlamıştı. Ayrıca ailesinin Parla’yı istememesi için de hiç bir neden yoktu. Parla tertemiz, başarılı bir genç kızdı.
“Peki sen istiyor musun Atlas’ı?” diye sormuştu Burak bey, “Bir insanın sadece çok iyi olması yetmez biliyorsun. Ailesi ile tanışacaksan, önce kendinden de emin olman gerekir!”
Ayşegül hanım kızının bakışlarını kaçırışından anlamıştı istediğini ama korktuğunu, “Merak etme!” dedi Parla’nın saçlarını okşayarak, “Her şey çok güzel olacak, Atlas’ı kırma ve git o düğüne!”
Bütün bunlar olurken bir yandan da kuracakları şirket için hazırlıklara başlamışlardı. Dedesi ondan kalacak olan mirasın Atlas’ın payına düşen kısmını bu işe yatırım olarak kullanmaya karar vermişti. Bu yüzden bir sıkıntıları olmayacak, Atlas’ın babasından destek almasına gerek kalmayacaktı. Parla yurt dışındayken sadece stajını yapmamış, orada iş birliği yapabilecekleri başka markaları da araştırmış ve bazıları ile de yazışmıştı. Atlas’ta boş durmamış, kendi bağlantılarını kullanarak bazı girişimler de bulunmuştu. Üretime geçtikleri anda görüştükleri yerlere numuneleri göndereceklerdi. Kendi ürünleri tutunana kadar bir büyük markanın Türkiye dağıtımcılığını da üstlenmeye karar vermişlerdi ancak yeni bir şirket oldukları için başka referanslara ihtiyaçları vardı. Onları da Muhsin bey sağlayacaktı. Piyasadan çekilse bile sevilen ve saygı duyulan bir insandı. Kendi alanından olmayan da pek çok dostu ve arkadaşı bulunuyordu. Burak bey de kendi hastaları ve ailelerinden bir kaç destekçi bulunca şirket daha kurulur kurulmaz bir çok bağlantısını tamamlamış oldu. Tunç’un düğün günü geldiğinde numuneler üretilmiş ve dağıtımı başlamıştı bile. Atlas hem hayalindeki işi kurmuş olmanın, hem de Parla ile yeniden sürekli birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Yavuz bey oğlunun kurduğu şirketten haberdardı elbette, Atlas kendi şirketlerinde veya sektörlerinde çalışmak istemiyor olsa da, babasına haber vermeden iş kuracak kadar saygısız bir evlat değildi. Parla dönemden önce gidip babası ile görüşmüş, onun desteğini almadan buraya kadar geldiğini, bu noktadan sonrada yoluna kendi hayallerinin peşinden giderek devam etmek istediğini söylemişti. Okulundan ve yurt dışında stajını tamamlayan arkadaşı ile ortak olacaklardı ve Muhsin bey başlangıçta Atlas’ın zaten sahip olacağı miktarı aşmadan onlara finansal destek sağlayacaktı.
Yavuz bey oğluyla çoktan gurur duymaya başlamıştı ama henüz çaldığı para ile ilgili bir özür dilemediği ve açıklama yapmadığı için tavrını bozmadan, başarılar dilemekle yetindi. Atlas onlarla konuşurken destek talep edeceğini ummuştu ama oğlunun kendinden eminliği hoşuna gitti. Tabi babasından söylediğinden fazlasını Atlas’a vermeyeceği konusunda da bilgi almayı ihmal etmedi devamında.
(devam edecek)
💐
BeğenLiked by 1 kişi