Eve gelir gelmez heyecandan Atlas’ın aramasını bekleyemedi ve kendisi aradı. Atlas onun aramasına alışık olmadığından hemen açtı telefonu ve “İyi misin?” diye sordu hemen.
“Evet çok iyiyim! O kadar iyiyim ki hemen sana anlatmak istedim!”
Atlas’ın yüreği çarptı heyecanla, “Anlat haydi ben de merak ettim!”
Parla hızlı hızlı anlattı annesi ve Burak bey arasında olanları.
“Burak bey senin cici baban mı olacak şimdi yani?” dedi Atlas şaşkınlıkla.
“Aslında hiç öyle düşünmemiştim ama sanırım öyle olacak. Bu söylediğim tuhaf olacak biliyorum ama keşke başından beri babam o olsaydı diye düşündüm şimdi sen söyleyince!”
“Tuhaf değil!” dedi Atlas, “Sen her şeyin iyisini hakkediyorsun. Öz baban olmasa bile sonunda annenin ve senin hakkettiği iyi bir adamla karşılaştınız.”
Parla sessiz kaldı bir süre, bu cümlenin içinde o dile getirmese de Atlas’ın da olduğunu biliyordu içinde. Gerçekten de tüm olanlardan sonra, kendilerini değersiz ve sahipsiz hissederlerken bambaşka bir şekle dönüşmüştü hayatları. Hatta başlarına gelen o son olaylardan önce çıkmıştı karşısına Atlas ve onu kurtaracağını söylemişti başından beri ama Parla bir anlam verememişti o zaman.
“Biliyor musun?” dedi o da kalbi çarparak ama gerisini söylemeye cesaret edemedi. Atlas’ta kalbi çarparak bekledi telefonun diğer ucunda cümlesini tamamlamasını, “Çok mutluyum!” diye toparladı Parla sadece, “Benim gerçek kahramanım sensin!” demeye utandı.
Burak bey ve Ayşegül hanımın nikahlarında Atlas dönmüştü artık. Burak beyin iyi bir kaç dostu, Parla ve Atlas’tan başka kimse yoktu yanlarında. Ayşegül hanım hem çok mutlu, hem de sanki ilk evliliğinden ve kocaman kızından sonra mutluluğu bulduğu için suçluymuş gibi hissediyordu.
“Kim mutlusun diye seni suçlayabilir ki?” demişti Parla ona nikahtan sonra, “Ancak mutluluğundan rahatsızlık duyanlar olabilir onlar. Sen de herkes kadar mutluluğu, sevilmeyi hakkediyorsun. Bu güne kadar ne yaşadığının, sana ne yaşatıldığının önemi yok. Sen mutsuzken kimse müdahil değilse, mutluyken de olmamalı o kişiler! Lütfen hayatın tadını çıkar anne!”
Ayşegül hanım gözyaşlarına boğularak sarılmıştı kızına, en çok ondan çekiniyordu aslında. En çok “Anne sen bu yaştan sonra ne yapıyorsun? Bizi rezil edeceksin!” demesinden korkuyordu. Birine aşık ve kimseyi eksiltmeden o biri ile mutlu olan biri neden rezil olacaktı ki? Kaybeden var mıydı bu güzel mutlulukta. Arkada kalan, ağlayan, incitilen var mıydı? İki insan yaşlardan, yaşamlardan sonra sevemezler miydi birbirlerini?
“Annemin bu güne kadar sevilmediği için hiç açmayan bir çiçek olduğunu düşündüm bu gün!” demişti Atlas’a nikahtan sonra Parla. Annesi ve Burak beyin yüzlerinde güller açarak diğer insanlarla sohbetini izliyorlardı uzaktan, “Sevilmenin güneş, su ve temiz hava gibi ihtiyaç olduğunu, verimli bir toprak olmanın sevgi olmadan bir işe yaramadığını, hayatımızdaki insanların bizi nasıl bir çöle çevirdiğini anladım. Şimdi ona bakım bu kadın benim annem mi diyorum kendime. Bir kır çiçeği gibi kendiliğinden ve doğalında açabilecekken, karanlık ve susuz bırakılmış bir erkeğin ellerinde. Oysa iyi bir insanın sevgiyle dokunuşu onu nasıl da değiştirdi öyle değil mi?”
Atlas, Parla’nın mırıldanır gibi söylediği bu sözleri dinlerken onun yüzündeki o güzel ifadeyi izliyordu bir yandan, “Benim de senin güneşin ve suyun olmak istediğimi ne zaman göreceksin?” diye döküldü dudaklarından. Parla uykusundan uyanmış gibi dönüp baktı onun yüzüne ve gülümsedi sadece.
Nihayet dördüncü sınıf başlamak üzereyken, Parla okul yönetiminden bir mektup aldı. Okuldaki en başarılı öğrencilerden on tanesini bir yıl boyunca, öğrenci değişim programı ile okullarının iş birliği yaptığı yabancı bir üniversiteye göndereceklerdi. Bu öğrenciler son sınıf stajlarını, o ülkedeki dünyaca ünlü gıda şirketlerinden birinde yapacaklardı. Üniversite yurt ve yemek sağlayacağı için öğrencilerin, ulaşım ve oradaki kişisel harcamalarını kendileri karşılamaları bekleniyordu. Eğer oraya gittiklerinde o üniversitenin son sınıf bursuna başvurur ve kazanırlarsa ayrıca aylık avro olarak da ödeme alacaklardı. Parla okullarında böyle bir uygulama olduğunu duymuştu ama bu öğrencilerden birinin kendisi olacağını hiç düşünmemişti. Aynı mektuptan Atlas’ında almış olabileceğini düşünerek hemen onu aradı.
“Hayır! Benim notlarım sayende toparlandı biliyorsun başından beri iyi değilim.” dedi Atlas, “Sen bunu hakketmiştin!”
“İyi ama ben bu masrafı karşılayamam ki?”
“Ben ne güne duruyorum?” dedi Atlas hemen, “Sakın ola para yüzünden bu şansı geri çevirme!”
“Yok artık bu kadarını kabul edemem!” dedi Parla, tam o sırada annesi aradığı için Atlas’ı kapatıp, annesine anlattı heyecanla. O sırada annesinin yanında olan Burak bey “Hazırlan o halde!” dedi heyecanla, “Arkanda ben varım!”
“Sahi mi?” dedi Parla, Burak bey onun cici babası olmuştu ama babasının yapmadığı kadar destekliyor ve ilgileniyordu annesi ile evlendiğinden beri.
“Elbette sahi!” dedi hemen, “Biz annenle zaten burada yaşıyoruz bir masrafımız bile yok! Kazandıklarımızı daha iyi nasıl değerlendirebiliriz öyle değil mi?”
Ayşegül hanım, Parla’dan önce ağlamaya başlamıştı telefonda, telefonu kapatınca “Burak bey karşılayacak!” yazdı hemen Atlas’a. Ertesi gün buluştuklarında Atlas hem heyecanlı hem buruktu biraz. Parla’da ondan farklı hissetmiyordu. Bu inanılmaz güzel bir haber olsa da bir yıl birbirlerinden ayrı olacakları anlamına geliyordu.
“Giderken yüzüğü tak lütfen, orada kimsenin seni benden almasını istemiyorum!” dedi Atlas.
Parla gülümsedi yine sadece.
“Dedemle konuştum, döndüğünde kendi şirketimizi kuracağız!” dedi Atlas içini çekerek ve konuyu değiştirdi. Uzun bir süredir ikisi de Atlas’ın hayallerini gerçekleştirmek için plan yapıyorlardı. Parla onun bütün hayatını düzelten Atlas için yapabileceği en iyi şeyin onun hayallerini paylaşmak olduğuna karar vermişti. Bu hayallerin içinde bir ömür birlikte olmakta vardı elbette ama onun ailesinin Parla gibi bir kızı kabul edip etmeyeceklerini bilmediğinden kendine ve Atlas’a umut vermek istemiyordu. Eğer Atlas’ın hayallerini gerçekleştirip, başarılı olurlarsa o zaman aralarında böyle bir dengesizlik kalmayacaktı. Parla’nın gülümsemelerinin arkasına sakladığı umudu buydu aslında.
Bir kaç hafta içinde başvurular, kayıt ve yolculuk için gerekli tüm işlemler tamamlandı ve Parla’nın yola çıkma zamanı geldi. Atlas, Burak bey ve annesi havaalanına onu uğurlamaya gelmişlerdi. En azından annesinin emin ellerde olduğunu bildiği için içi rahattı artık Parla’nın ama Atlas’tan ayrılmayı gerçekten istemiyordu. Atlas onun yine gülümseyerek geçiştireceğini bildiği için çok duygusal davranmamaya çalıştı ama gözlerinin dolmasına engel olamadı. Parla geçiş kapısına yürürken dönüp arkasına baktığında fark etti Atlas’ın ağladığını ve avucunun içinde sıkıp durduğu yüzüğü çıkartıp onun görebileceği şekilde parmağına taktı ve el salladı. Atlas peşinden koşup gitmemek için zor tuttu kendini. Ayrılık, mutluluk hepsini bir arada yaşadı.
Ayşegül hanım ve Burak bey Atlas’a sarıldılar teselli etmek için onu. Atlas Burak beyin Parla’ya Ayvaz beyden daha bir baba olacağını bir kez daha anladı o an. Hatta kendi babasından bile daha iyiydi belki.
“Sadece için rahat olsun diye takacağım!” yazdı Parla uçağa binmeden.
“Seni seviyorum!” diye geldi cevabı. Yine gülümsedi Parla ama bir şey yazmadı. Ancak uçağa binince bıraktı göz yaşlarını.
(devam edecek)
Facebook’ta gezinirken rastladım sanırım 5 ci bölüm falandı…birkaç satır okuduktan sonra bölümü nefessiz bitirdim.En baştan başlayarak birkaç saat içinde 14 cü bölüme kadar gelmişim bir baktım.Akıcı ve sade yazımınız beni uzun zamandır kitap okuma zevkini tattırdı kaleminize ve yüreğinize sağlık teşekkürler….
BeğenLiked by 1 kişi