O gün okul boyunca Parla hem konuşmuş, hem de derste yanına oturmuştu Atlas’ın. Eğer hamburgercide de birlikte çalışmaya başlarlarsa tam dedesi ile babaannesi gibi olabileceklerdi artık. Okuldan sonra hamburgerciye gitmesi gerektiği için Parla’nın nasıl döneceğini tarif ederek, yolu bulacağından emin oldu ve hemen patronu ile konuşmak için ayrıldı yanından. Bu arada kendi otobüs kartını da ona vermiş, içine de epeyce bir kontör yüklemişti. Dedesi onun yaptıklarını duyunca harçlığını biraz bol tutmuştu o hafta.
Atlas patronuyla konuşup, Parla ikisi orada çalışırlarsa işleri çok iyi idare edeceklerine ikna etmiş, ikisinin de yarım gün birlikte çalışmalarını ayarlamıştı. Böylece hiç ayrılmadan sürekli birlikte olabileceklerdi. Parla bu habere o kadar çok sevindi ki, gözleri yaşlarla doldu.
“Söz veriyorum, çok çalışıp, sana olan borçlarımı ödeyeceğim!” dedi sevinçle.
“Bunları sana borç olarak yapmıyorum.” diyen Atlas elindeki iki kocaman torbayı da okuldan ayrılmadan eline tutuşurdu, “Mesain yarın başlayacak, sen şimdi bunları al eve git sonra görüşürüz!” diyerek koşa koşa işine gitti.
Aslına patronu onun gerçekten de ünlü ailenin oğlu olduğunu anlamıştı sigorta işlerini yaparken, onun ağzından asla duymadığı için de baştan ailesi tarafından dışlandığını sanmış, sonra telefonda annesi ve dedesi ile konuşmalarına tanık olunca mütevazı ve çalışkan bir genç olduğuna kanaat getirmişti. Baştan şımarık ve tembel olacağından çekinse de zamanla ona güveni artmıştı. O anlatırken, getireceği kızdan hoşlandığını da anlamış ama sesini çıkarmamıştı. Atlas’ı çevresinde sevmeyen yok gibiydi zaten ve onun bu popülerliği dükkanın işlerinin artmasına katkı sağlıyordu gerçekten.
Parla Atlas’tan ayrılıp saatli gelen otobüsü kaçırmamak için durağa koşturduğundan eline tutuşturulan torbaları anlayamamıştı. Otobüste oturacak bir yer bulunca göz ucuyla içlerine bakınca, kıyafetler ve bir çift ayakkabı olduğunu gördü. Eve gider gitmez hepsinin de kendi bedeni olduğunu fark edince iyice şaşırdı ve mahcup bir şekilde Atlas’ı aradı. Atlas normalde çalışırken telefonuna çok fazla bakmıyor olsa da Parla’nın aradığını görünce hemen açtı.
“Bu torbalardakiler?” dedi Parla utanarak.
“Hepsi senin için!” dedi Atlas neşeyle, “Bedenini kontrol ederek aldım!”
Evde kaldığı gece ve ertesi gün gizlice Parla’nın eşyalarına bakmış ve giydiği ayakkabının numarası ve kıyafetlerinin bedenini telefonuna kaydetmişti.
“Sana borcumu nasıl ödeyeceğim!” dedi Parla sesi titreyerek.
“Yarın giyip gelirsen, üzerinde görmekten mutlu olurum!” dedi Atlas’ta, “Şimdi kapatmalıyım kalabalık bu gün burası!”
Böylece Parla ve Atlas’ın aralarındaki arkadaşlık da gün geçtikçe güçlendi. Atlas her ne kadar nişanlım dese de, Parla arkadaşım diye vurgulamakta ısrarlıydı. Hamburgerciden çıktıklarında birlikte Ayşegül hanımı ziyarete gidiyorlar, sonra Atlas onu eve bırakıp, yurda dönüyordu. Bütün günü onunla geçirmiş olmaktan o kadar mutluydu ki oradan oraya gidip yoruluyor olmaktan hiç şikayet etmiyordu. Parla ‘nın morali yükselip, Atlas ile arkadaşlıkları ilerledikçe onun notlarının gerçekten de iyi olmadıklarını fark etti. Özellikle son sınavlarda Atlas, sınav haftası boyunca Parla’nın perişan halini takip ettiği için çok kötü notlar almıştı. Parla o kadar perişan olmasına rağmen sadece her zaman aldıklarından bir kaç not aşağısını aldığı için durumu çok sarsılmamıştı.
“Bak ne diyeceğim!” dedi bir gün işten çıkıp annesine giderlerken, “Ben sana ders çalıştırayım, notlarını düzeltelim, yoksa ortalaman gerçekten düşük olacak!”
“Bunu yapmana gerek yok!” dedi Atlas “Ben halletmeye çalışacağım!”
“Bütün gün benim işlerim için koşup durarak nasıl halledeceksin? Bir yolunu bulup birlikte ders çalışacak zaman bulalım ve izin ver ben de sana yardım edeyim.”
Aslında bunun anlamı biraz daha fazla zaman geçirecekleri olduğu için Atlas direnmeden kabul etti hemen. Ayşegül hanımın durumu her geçen gün iyiye gittiği için Parla sınav dönemleri bitene kadar kliniğe iki güne bir gidebileceklerine karar vermişti. Gitmedikleri günler oturup ders çalışacaklardı.
“Klinikten dönünce de çalışabiliriz!” diye atıldı Atlas hemen, imkan bulsa günün yirmi dört saati hiç ayrılmazdı Parla’nın yanından. Arkadaşları sadece kapıdan giren yirminci kız diyerek kalbini nasıl bu kadar açabildiğini hayretle izliyorlardı ama Atlas, Parla’ya gerçekten aşık olmuştu. Kendine de açıklayamıyordu ama dedesi ve babaannesi gibi olacaklarını daha onu tanımadan da hissediyordu zaten.
“Çok yorgun olmaz mısın?” dedi Parla azmine şaşırarak.
“Hayır, notlarımı düzeltmek için çok çalışmam gerek değil mi? Ayrıca ben biraz yavaş öğrenirim. Yani ne kadar çok çalışırsak o kadar iyi olur benim için!”
“Nasıl istersen!” dedi Parla, böylece her gün akşam Parla’nın kaldığı evde çalışmaya karar verdiler. Atlas’ta Parla yorulmasın diye sınav dönemi boyunca akşam yemeklerini ısmarlayacağını söyledi. Bütün günü yorgunlukla tükettikten sonra Atlas gidince mutfağa girip yemek yapmasını istemiyordu. Nasılsa eve birlikte geleceklerdi o halde Atlas’ta bu sorumluluğu üstlenebilirdi.
“İyi de o zaman yine sana borçlanmış oluyorum!” dedi Parla yüzünü asarak.
“Hayır olmuyorsun, karın tokluğuna öğretmenlik yapmış olacaksın!” diye yanıtladı Atlas, Parla gülümseyince mutlu oldu. Bir süredir onu gülümserken görüyordu artık, hatta tanıştıklarından bu yana Atlas’a yeni yeni gülümsüyordu.
Burak bey annesinin hızla toparlandığını söylüyordu, artık yanına gittiklerinde Parla’yı hemen tanıyor, Atlas’ın da onun arkadaşı olduğunun farkında oluyordu. Kafa karışıklığı nihayet ortadan kalkmış, aklı yeniden başına gelmişti. Tabi yaşadıklarının üzüntüsünü atlatabilmiş değildi. Onları kurtaranın Atlas olduğunu öğrenince çok teşekkür etmişti, kızını koruyup, kolladığı ve başını sokacak bir yer bulduğu içinde çok mutluydu. Aynı Parla gibi o da bu iyiliklerin karşılığını nasıl ödeyeceğini bilmediğini söylüyordu.
Nihayet Atlas’ın da notları Parla gibi yükselmeye başladığında, Ayşegül hanım artık iyice toparlanmıştı ve taburcu olacak duruma gelmişti. Son zamanlarda kendini daha iyi hissetmek için bakım merkezinde diğer hastalara da yardımcı olmaya başlamış, kimine kitap okumuş, kimine arkadaşlık ederek morallerini yükseltmişti. Burak bey, Parla her geldiğinde annesinin çok güzel yürekli bir insan olduğunu söyleyip duruyordu. Taburcu olma zamanı geldiğindeyse, durumlarını da artık öğrendiği için klinikte kalarak yardımcı olmaya devam etmesini teklif etti. Ayşegül hanım hiç beklemediği bu teklif karşısında oldukça şaşırmış, Burak beyin onu güldürmek için şaka yaptığını sanmıştı ama Burak bey teklifinde ciddi olduğuna onu ikna etti. Karısı öldükten sonra Burak bey de bakım merkezinde kalıyor, hastalarının başından yirmi dört saat ayrılmıyordu. Yani teklifi kabul ederse Ayşegül hanım da kalmaya devam edebilirdi. Ne kadar iyi olsa da, dışarıdaki hayatın yorgunluğuna birden dahil olmak ona zor gelecek ve görünüşe göre o da kızı gibi bir iş bulup çalışmak zorunda olacaktı. Burak beyin teklifi tüm bunları birden çözüyordu. Tabi ki kızının kaldığı eve de gidebilir yine bakımevinde çalışabilirdi ama kalması Burak bey açısından daha iyi olurdu.
Parla teklifi annesinden duyunca o da şaşırdı. Oradaki masraflarının karşılığı olarak böyle bir teklif geldiğini sandı önce ama Burak bey tam tersi, Ayşegül hanımı maaşlı çalışan yapacağını söylemişti, yani bir borç ödemek söz konusu değildi.
“Sen ne düşünüyorsun?” diye sordu annesine. Hiç beklemiyor olsa da annesinin burada kalmaya devam etmeye gönüllü olduğunu hissetmişti.
(devam edecek)