“Hoş geldin 2024!”
Tolga onları bir apartmanın önünde bırakıp, ayrıldı yanlarından. Atlas, Parla beklerken apartman görevlisine gidip anahtarı aldı geldi ve asansöre binip ikinci kattaki daireye girdiler. Parla ancak o zaman anlayabildi, Atlas’ın onu kalacağı yere getirdiğini. Evin içi sade ama kaliteli eşyalarla döşenmişti.
“Neresi burası?” dedi evde kimse olmadığını fark edince, perdelerin tümü de sıkı sıkı kapatıldığı için tuhaf görünüyordu.
Atlas hemen gidip salonun perdelerini açtı, “Burası da bir başka arkadaşımın ailesinin evi. Yurt dışında yaşıyorlar ve senede bir kez Türkiye’ye geldiklerinde bu evde kalıyorlar. O yüzden rahat olabilirsin. Bir ay önce gittiler ve daha on bir ay gelmeyecekler!”
“Burada mı kalacağım? Bir şey demeyecekler mi?”
“Hayır demeyecekler elbette, onların izni olmadan anahtarı nasıl alayım başka türlü. Nişanlımın zor durumda olduğunu söyleyince evi kendileri önerdiler zaten!”
Parla “nişanlım” ifadesine takılmadı bu sefer, bir anda günlerdir kafasını kurcalayan iki büyük sorunu çözülüvermişti, annesini tek başına bırakmış gibi hissediyor olsa da, Atlas’ın gerçekten söylediği gibi her sorunu çözmesine inanamıyordu bile.
“Sen evi gezerken ben gidip marketten bir şeyler alayım!” dedi Atlas ve onu evde tek başına bırakıp ayrıldı yanından.
İki odalı evin konforu gerçekten yerindeydi, harika bir banyosu ve kocaman bir mutfağı vardı. İki kişilik yatak olan odanın özel olduğunu düşündüğü için tek yataklı olan diğer odaya girip, yatağın üzerine oturdu. Annesi aklına gelince yine ağlamaya başladı. Tek başına kaldığını anlamış mıydı acaba ya da nerede olduğunu. Kliniğin sahibi Burak bey çok kibar bir adamdı. Karısı öldükten sonra bu kliniği açtığını ve kendini buraya ve hastalarına adadığını anlatmıştı, Ayşegül hanımın odasına yerleşmesine refakat ettikten sonra. Yücel beyin çok yakın arkadaşı olduğu için özel olarak ilgilenmişti onlarla. Ayşegül hanımla da çok nazik konuşmuştu.
Atlas geri geldiğinde onu yatağın üzerinde kıvrılmış uyurken buldu. Sonunda rahatlayan bedeni dayanamamış kendini uykuya teslim etmişti. Dolabı açıp, bulduğu ince battaniyeyi üzerine örttükten sonra mutfağa gidip aldıklarını yerleştirmeye başladı. Sonra da internetten yemek tarifleri bakıp, Parla için yemek hazırlamaya başladı. Uyanınca birden bire tek başına kalmasını istemediği için bekleyecekti. Yurda belirli bir saatte sonra girmek yasaktı ve gelmeyeceğini bildirmesi gerekiyordu ama şimdi hiç bir şey nişanlısından önemli değildi. Markete giderken dedesini aramış ve olanları hızlıca ona anlatmıştı. İşin aslı anne kızın başına ne geldiğini tam olarak bilmiyordu ama hızlıca sorunları çözdüğü için kendini iyi hissediyordu.
“Aferin benim aslanıma!” demişti dedesi, “Halledemeyeceğin bir şey olursa beni ara! Bir de konu neymiş iyice öğren sonra senin başını belaya sokacak şeyler yaşama! Neden sokakta kalmışlar mutlaka öğren! Bana da haber ver!” diyerek kapatmıştı sonra. Eğer peşlerinde olan biri varsa, torununun zarar görmesini istememişti o da. Bu kadar sorunlu bir kız olmasına da tedirgin olmuştu Parla’nın. Bir süredir Atlas’tan dinleyip dursa da, olayın böyle gelişmesi pek normal bir durum değildi.
Parla karnı aç olduğu için mutfaktan gelen yemek kokularını duyunca uyandı bir kaç saat sonra. Artık hava karardığı için anlayamadı önce nerede olduğunu, sonra Atlas’la geldiklerini hatırladı ve doğrulup gitti mutfağa. Atlas yemekleri hazırlamış güzel bir sofra kurmuştu. Her şey tam istediği gibi olmasa da elinden geleni yapmıştı.
“Sen mi yaptın?” dedi Parla utanarak, “Sana teşekkür bile etmedim değil mi?”
“Teşekkür etmene gerek yok bunları yapmak benim görevim, seni zor durumda bırakacak değildim! Haydi otur!” diyerek çorbayı böldü tabaklarına. Olması gerekende biraz tuzlu ve sulu olsa da çorbanın tadı yerindeydi. Parla günlerdir boş olan midesini bastırması için ekmekle yedi tabağındakinin hepsini ama doyduğu için makarnadan yiyemedi.
“Zaten biraz lapa olmuş!” dedi Atlas gülerek, “İlk kez yemek yapıyorum!”
“Teşekkür ederim!” dedi Parla.
“Sen istersen dinlenmeye devam et, ben yurda dönemem bu saatte o yüzden izin verirsen salonda uyuyacağım! Yarın da okul yok nasılsa, kahvaltı ederken konuşuruz olur mu?”
“Tabi burayı sen buldun zaten, keyfine bak!” diyerek Atlas’ın itirazlarına rağmen bulaşıkları kaldırdı ve odaya geçti Parla, kapısını da kapattı Yatağın üzerine bağdaş kurup, odayı inceledi biraz sonra yine üzerindekilerle kıvrıldı ve annesini düşünerek uyudu kaldı öylece. Yurda dönmediği için dedesini aramışlardı hemen. Atlas babasının değil dedesinin telefonunu vermişti hem yurda, hem okula. Muhsin bey durumu bildiği için “Bilgim dahilinde!” diyerek kapatmıştı konuyu.
Sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamıştı bu kez, Parla da gün doğarken uyanmış ama onun uyuyacağını düşündüğü için çıkmamıştı odadan. Mutfaktan sesler geldiğini duyunca da kalkıp gitti yine yanına. Birlikte kahvaltı hazırlayıp oturdular masaya. Parla onun olanları merak ettiğini biliyordu, kısa bir özetle anlattı hızlıca hepsini. Atlas’ın ağzı bir karış açık kalmıştı dinlerken. Parla daha fazla konudan bahsetmek istemediği için annesine gitmek istediğini söylemişti peşinden. Bulundukları bu adreste nasıl gideceğini bilmediği için de Atlas’a ihtiyacı vardı yine. Atlas daha sonra rahatça gidebilsin diye taksi yerine otobüsle götürdü onu bu kez. Ayşegül hanım çoktan kahvaltısını bitirmiş, odasının hemen önündeki salonda diğer hastalarla oturuyordu.
“Okuldan mı?” dedi Parla’yı görür görmez.
Atlas anne kız vakit geçirsinler diye bahçede kalmıştı. Parla annesinin rahat bir ortamda olduğuna bir kez daha ikna olduktan sonra içi rahatlamış olarak döndü yanına.
“Sana çok borçlandım!” dedi minnete, Atlas gülümsemekle yetindi. Nihayet Parla’nın ona arkadaşça davranıyor olmasından ve ona yardımcı olmaktan çok mutlu olmuştu. Parla’ya otobüsle geri nasıl gideceğini öğretip, anahtarı ona verdikten sonra ayrıldı yanından. Biraz yalnız kalıp kafasını dinlesin istiyordu. O da iki gündür aynı kıyafetlerle gezdiği için rahatsız olmuştu. Salonda da uyuyamadığı için yurda gidip biraz uyuyacaktı. Bu defa hem Parla’nın telefon numarasını almış, hem de kendininkini onun telefonuna kaydetmişti. Bir ihtiyacı olduğunda hemen aramasını istemişti elbette bunu yaparken.
Yurtta rahat anlatamayacağı için de içeri girmeden dedesini arayıp, Parla’dan dinlediği her şeyi anlatmıştı tek tek. Muhsin bey de üzülmüştü anne kızın yaşadıklarına. Peşlerinde kimse olmadığı için de rahatlamıştı. Yine de sorunlu bir aile olduklarından torununun ne olursa olsun onu arayıp her şeyi anlatmasını tembihlemişti sıkı sıkı.
“Dede!” diye isyan etmişti Atlas, “Ben dedim sana gel ev tutup birlikte kalalım diye, dinlemedin beni!”
“Böyle giderse geleceğim!” diyerek gülmüştü Muhsin bey. Tabi Atlas’ın ailesine olanların hiç birinin anlatılmayacağı konusunda da anlaşmaya varmışlardı yine.
Parla ertesi gün erkenden kalkıp annesinin yanına gitmişti yine, pazar olduğu için ziyarete gelenlerin sayısı da epeyce vardı. Annesi ile bir kaç saat geçirdikten sonra ayrılmıştı yanından. Burak beye göre annesinin normale dönmesi için bir kaç ay gerekirdi en azından ama yine de belli olmaz, beklediğinden daha hızlı da toparlanabilirdi. Atlas’ın mesajını klinikten çıkınca görebilmişti, “Nasılsın? Bir ihtiyacın var mı?” yazıyordu mesajda.
“Yok teşekkür ederim, iyiyim!” yazmıştı ama Atlas’ın aldıkları bitince bu evde yaşayabilmek için paraya ihtiyacı olacağını biliyordu. Atlas gibi yarım gün çalışacak bir iş bulmalıydı o da. Ertesi gün okula gittiğinde Atlas’ta aynı şeyi düşündüğünü söyledi hemen, o gün gidince patronu ile konuşacak, Parla’nın da onunla çalışmasını isteyecekti ondan.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.