Yok yere – Bölüm 23

Gönül, Bülent’e ulaşıp, annesinin hatırasını ona teslim etme umudu ile geldiği İzmir’de, acı haberi amanın üzüntüsünü yaşıyordu. Öte yandan Yadigar hanımın hayatı boyu aşık olduğu adamla tanışmak da onu çok mutlu etmişti. Doruk bey de Yadigar hanım gibi yaralıydı ve onunla vakit geçirmek yeniden öğretmenine kavuşmuş olmak gibi hissettiriyordu. Muhtemelen Doruk bey de unutamadığı aşkını konuşabileceği, ona yakın birini bulmaktan mutluydu. Yadigar hanımın günlüğünü oğlunun mezarına gidip ona okumaya başladığını söylemişti. Bu çok canını yakıyor olsa bile, sevdiği kadına bunu borçlu olduğunu düşünüyordu, çünkü oğlunu ondan ayırmakla iyi etmediğini düşünüyordu artık.

Burada sadece Yadigar hanımın aşkını değil, kendi içine hapsettiği Ertuğrul’u da bulmuştu. Okul yıllarında ona karlı boş olmasa bile ona verilen emekleri boşa çıkarmamak, zor elde ettiği fırsatları harcamamak için kayıtsız kalmak zorunda kalmıştı. Aslında kayıtsız kalmayı seçmişti doğrusu. Duygularını görmeze gelip, hedeflerine odaklanması gerektiğini düşünüyordu hep. Şimdi geri dönüp baktığında kararı ona yanlış gelmiyordu ama Ertuğrul’u kaybetmesine mal olmasına her zaman üzülmüştü. Şimdi hayat ona ikinci bir şans verir gibi yeniden karşısına çıkarmıştı Ertuğrul’u ama onun duygularını o kadar çok geri çevirmişti ki, geriye bir şey bırakıp bırakmadığından hiç emin değildi. Ertan’ı gerçekten çok sevmişti. Onun meraklı halleri, dost tavırları hoşuna gidiyordu. Ne aşka, ne de dostluğa açamamıştı kapılarını ama belki de şimdi onların zamanıydı. Yadigar hanım ve Doruk beyin yaşadıklarına ve pişmanlıklarına bakınca, belki de aynı hatalara kendisinin düşmemesi gerektiğini düşünüyordu. Belki de hayat ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu başkalarının hikayeleri üzerinden ki, hikayenin de çok dışında değildi artık. Yadigar hanıma kadar bir aile olmanın ne demek olduğunu bile anlamamıştı. Annesi, Yusuf babası, Zeliha halası ile yaşadıklarını düşününce aslında durumunun gerçekten ne kadar vahim olduğunu ancak anlıyordu. Etrafındaki insanların, mahalleden, okuldan ona karşı aldıkları tavırlarının hayatına bir etkisi olmadığını sansa da aslında kendine ve çevreye ne kadar az güvenmesine neden olduğunu çözüyordu yavaş yavaş. Bu nedenle aslında hiç arkadaş edinmemişti Yadigar öğretmeni ile yaşadığı dönemde bile. Onun yanında olduğu zamanlar hariç hiç bir yerde kendini güvende hissetmemişti belki de. O gittikten sonra son sığınağı da yıkılınca Yusuf babasının onu sokağa atması gibi kendi başına kalmıştı yine. Artık kendine sahip çıkması gereken bir hayata doğru yelken açıp gelmişti buralara. Yadigar hanımın hatıraları bile ona yön göstermişti aslında ve kendini tam da olması gereken yerdeymiş gibi hissediyordu şimdi.

Gönül kendi duyguları ve düşünceleri ile hesaplaşırken, Ertuğrul’da farklı bir durumda değildi. Kardeşinin anlattığı adamdan bu kadar rahatsız olmasına bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Gönül’e karşı hâlâ gerçek duyguları mı vardı yoksa onu isteyip elde edemediği için sadece hırs mı yapmıştı anlamak istiyordu. Onu yeniden gördüğünde kalbi hızlı hızlı çarpmıştı gerçekten ve o yaşlı adam ortaya çıkmadan olmuştu bu. Geçen bunca zamanda da onu sık sık düşünmüştü aslında. Bir kez daha şansını denemeye de cesareti var emi emin değildi. İkinci kez ret edilmek ağır olurdu herhalde. Yine de onu yeniden görme isteğine engel olamıyordu içindeki. Bir kaç gün geçtikten sonra erkek kardeşini ziyaret etme bahanesi ile gitti kliniğe. Ertan onca zaman çalışmasına rağmen sağlık problemleri olmadan ağabeyinin onu ziyaretine alışık olmadığı için anladı hemen Gönül için geldiğini. O gün klinik çok yoğun olmadığı için Gönül hemşire odasında dinleniyordu Ertuğrul geldiğinde. Ertan ağabeyi gelir gelmez, onu alıp hemşire odasına götürdü ve biraz işi olduğunu ve onu beklemesini söyleyerek ayrıldı yanlarından.

Gönül birden bire karşısında Ertuğrul’u görünce şaşırmıştı. Ertuğrul da onu görmek için gelmiş olmasına rağmen kardeşinin böyle bir şey yapacağını tahmin etmediği için afallamış, öylece kalmıştı ayakta.

“Hoş geldin! Elin nasıl oldu?” dedi Gönül hemen ayağa kalkıp yanına geldi ve artık sargısı olmayan elini tuttu Ertuğrul’un kontrol etmek için. Daha Gönül eline dokunur dokunmaz vücuduna yayılan elektrikle iyice sersemleyen Ertuğrul, hayran hayran baktı onun yüzüne. Gönül başını kaldırıp onun bakışları ile karşılaşınca o da kaçıramadı gözlerini kısa bir an ama sonra toparlanıp “Ertan sana iyi bakmış!” diyebildi sadece ve geçip oturdu yerine.

“Beni hiç düşündün mü?” diye çıkıverdi Ertuğrul’una ağzından bir anda, kendisi bile anlamamıştı bunu nasıl söyleyiverdiğini.

Gönül ona bakıp, kısa bir süre tereddüt ettikten sonra “Evet!” dedi mahcup bir şekilde. Ertuğrul hemen onun yanındaki sandalyeye oturdu heyecanla, “Gerçekten mi?” diye sordu sonra ama ikinci bir ret edilişe henüz hazır olmadığı için de tedirgin oldu biraz. Onu yeniden kazanmaya çalışmak gibi mantıklı bir karar varken, ne demeye çenesini tutamadığını sorguluyordu içinden. Şimdi ikinci kez ret edilirse, bir daha nasıl şans bulacaktı.

“Ah aptal kafam!” diye kendi kendini azarlamaya başladığı sırada.

“Seninle yeniden karşılaştığım için mutluyum!” dedi Gönül.

“Ben de! Ben seni çok düşündüm aslında döndükten sonra. Yani beni istemediğini biliyorum ama yine de aklımdan çıkaramadım sanırım”

“Böyle olmasına da sevindim!” dedi Gönül bu kez, o da şimdi umudunu kırarsa Ertuğrul’un bir daha konuşamayacağını hissediyordu halinden ve bir kez daha kaybetmek istemiyordu şansını. İkisi de beklenmedik bu konuşma yüzünden hem çok heyecanlı, hem tedirgin, hem de mutlulardı.

Ertuğrul doğru anlayıp anlamadığından emin olmak için bakıyordu Gönül’ün yüzüne, onun güzel güzel gülümsediğini görünce umutla doldu içi.

“Yemek yiyelim mi birlikte?” diye sordu pat diye.

“Kardeşin için geldiğini sanıyordum!”

“Onunla evde konuşabilirim, düşündüm belki baştan başlayabiliriz. Yani sen bana bu defa bir şans verebilirsen! Arkadaş olmak için en azından!”

“Evet bunu ben de çok isterim” dedi Gönül, “O zamanlar birbirimizi tanımaya pek şansımız olmamıştı.”

“Hikayeni bana anlatmakla başlayabilirsin belki, seni o kadar durduran gücün ne olduğunu hep merak ettim. O kadar kayıtsız davrandın ki bana, bakışların öyle söylemediği halde. Kafam karma karışık dolaştım uzun süre. Gözlerine bakınca istediğini düşünürken, davranışların ve sözlerinle hep en uzağına koydun beni. Ne gidebildiğim, ne kalabildiğim tuhaf bir eşikte gibi hissettirdin uzun süre. Mezun olup, dönmeseydim sanırım sonunda deli olurdum bu belirsizlikten.”

“Sana böyle hissettirdiğimi hiç fark etmedim inan!” dedi Gönül hüzünlenmişti yüzü o günleri hatırlayınca.

“Haydi, yemekte konuşalım bunları!” diye kaldırdı Ertuğrul onu elini tutup. Tam o sırada Ertan girdi içeri, aslında işi olmadığı için ne konuştuklarını da merak edip fazla bekleyememişti dışarıda. Ağabeyinin, Gönül’ün elini tuttuğunu görünce, “İşte bu!” diyerek hopladı olduğu yerde. Gönül güldü elinde olmadan. O gülünce Ertuğrul’da güldü.

“Biz yemeğe çıkıyoruz Gönül’le, seninle akşam evde konuşuruz!” dedi hemen kardeşine peşlerine takılmasın diye.

“Tamam! Ben de zaten işlerimi bitiremediğimi söylemeye gelmiştim!” dedi Ertan hemen ama yalan söylediği her halinden belli oluyordu zaten.

Gönül’ün molası sadece bir saat olduğu için yakınlardaki bir pideciye gittiler beraber, “Başlangıç için pek romantik bir yer sayılmaz ama!” dedi Ertuğrul mahcup bir şekilde.

“Arkadaşlıkla başlamayacak mıydık zaten?” dedi Gönül’de gülerek ve geçtiler bir masaya, bir yandan pidelerini yerken bir yandan Gönül kendi hikayesini anlatmaya başladı Ertuğrul’a çok detaylara girmemiş olsa da Yadigar hanıma kadar olan kısmı dinleyince çok etkilendi Ertuğrul. Bir şeyler olduğunu anlamıştı ama arkasından böyle bir dram çıkacağını hiç düşünmemişti o ana kadar. Gönül’ün anlatırken yüzünün aldığı her şekli, duygularını nasıl ifade ettiğini izledi hüzünle. Tedirginliği, ketumluğunun arkasında olanlara neden olanlara öfkelendi içten içe. Gönül’ün gözleri dolunca da uzanıp nazikçe sildi göz yaşlarını.

(devam edecek)

Yorum bırakın