Ertuğrul uzun süredir aklına getirmemeye uğraştığı Gönül’ü yeniden karşısında görünce duyguları depreşmişti. Ertan da ağabeyinin hallerinden onun Gönül’e karşı hâlâ duyguları olduğunu anladığı için ara ara ondan bahsediyordu.
Birlikte geçirdikleri günün ardından Doruk bey bir gün sürpriz yapıp kliniğe geldi. Gönül onu gördüğüne o kadar sevindi ki hemen atlayıp boynuna sarılınca, Ertan’ın da ilgisini çekti. Doruk bey elinde bir buket çiçekle gelmişti, Gönül ile sakin bir köşede uzun uzun sohbet ettikten sonra gözler nemli nemli gidince, Ertan onun kim olduğunu merak etti ama Gönül söylemeyince soramadı.
“Sevgisi mi diyorsun?” dedi Ertuğrul kardeşi akşam gelip de elinde çiçekle gelip, Gönül’e hayran hayran ve gözleri nemli bakan adamdan bahsedince.
“Ne bileyim bir buket çiçek ve o bakışlar aklıma aşkı getirdi!” dedi Ertan biraz da ağabeyini kışkırtmak için.
“Adam yaşlı demedin mi oğlum!” dedi Ertuğrul ters ters.
“Yaşlı ama yani karizmatik adamdı, bizim doktorlar bile baktılar adama öyle söyleyeyim! Aşkın yaşı mı olur hem! Gönül nerede tanışmış bu adamla anlamadım tabi, hiç bir şey de söylemedi! Adam gidince çiçekleri hemen bir vazoya koydu özenle, arada sırada geçerken de dokunduğunu gördüm!”
“Tamam canım herhangi biri olabilir babasıdır belki!”
“Sen demedin mi bu kızın annesi babası yok bir kadın büyütmüş diye!” dedi Ertan hemen, “Ben de öyle biliyorum hem, öyle söylemişti!”
Ertuğrul cevap vermedi Ertan’a ama içine tuhaf bir kıskançlık duygusu yayıldı. Sahiden o yaşlı adam Gönül’ün sevgilisi olabilir miydi? Artık insanlar yaşın önemli olmadığını düşünüyorlardı gerçekten. Ertuğrul onun unutmaya çalıştıktan sonra yaşlı bir adamla birlikte olduğunu görmek için mi yeniden karşılaşmıştı şimdi yani. Nasıl bir şanstı bu böyle?
Ertan ertesi gün çiçeklerin ne kadar güzel olduğunu söyleyip, Gönül’ün bir şeyler anlatmasını beklemişti ama Gönül çiçeklere sevgiyle bakıp, iç geçirmekten fazlasını yapmamıştı ne yazık ki. Akşam ağabeyine bunu da anlatmıştı Ertan hemen. Aslında eli kesildikten sonra pansuman için tekrar Gönül’e gitmesi için çok ısrar etmişti ağabeyine, en azından aralarında yeniden sıcak bir diyalog oluşurdu ama Ertuğrul inat edip, Ertan’a yaptırmıştı pansumanını. Görüşüyor olsalar şimdiye öğrenirdi belki hayatında biri olup olmadığını.
Doruk beyin onu ziyaretinin ardından Gönül’de telefon edip pazar günü kahvaltıya davet etmişti onu evine. Doruk bey de bu tatlı kızı gerçekten sevdiği ve Yadigar hanımdan bir emanet saydığı için geri çevirmemişti bu teklifi. Ertan Gönül’ün etrafından hiç ayrılmadığı için hafta sonu bir misafiri olduğunu duymuştu diğer kızlarla konuşurken ama kim olduğunu anlayamamıştı tabi. Gönül ona pırasalı börek yapacağını, o yüzden markete gitmesi gerektiğini anlatıyordu. Yadigar hanım, Doruk beyden bahsederken onun en sevdiği böreğin pırasalı börek olduğunu söylemişti Gönül’e, defalarca Gönül için de pişirmişti elbette. Hatta sonra nasıl yapıldığını da öğrettiği için Gönül hastalığı zamanında bolca yapmıştı ona. Zavallı kadıncağız, pırasalı böreği her yediğinde Doruk beyi ve oğlunu anıyordu sevgiyle. Doruk bey kahvaltı teklifini kabul edince Gönül’de ona sürpriz yapmak için Yadigar hanımın tarifi ile börek yapmaya karar vermişti. Onun acılarını tazelediği için de kendini hâlâ çok kötü hissediyordu. Kliniğe ziyarete geldiğine Yadigar hanımın günlüğü ile ilgili bir şey söylemediği için onu okuyup, okumadığını da merak ediyordu açıkçası.
Doruk bey pazar günü Gönül’ün davet ettiği saatte geldi, yine elinde bir çiçek buketi vardı. Daha önce kimseden çiçek almadığı için Doruk beyin bu nezaketi Gönül’ü çok mutlu ediyordu. İçeri girer girmez böreğin kokusunu aldığını yüzünden anladı.
“Umarım benim yaptığımı da beğenirsiniz!” diyerek mutfaktan getirdiği böreği masaya bıraktı Gönül. Doruk bey artık göz yaşlarını ondan saklamaya çalışmıyordu. Bir tane ısırdıktan sonra, “Nefis olmuş ellerine sağlık! Bu tadı bir daha bulamayacağımı sanıyordum ama Yadigar seninle bana geri hediye etti!” dedi gülümseyerek. Bu güzel sözler de Gönül’ü çok memnun etti. Kahvaltıdan sonra uzun uzun sohbet ettiler birlikte. Doruk bey gönlü dayanmadığı için Yadigar hanımın günlüğünü parça parça okuyordu. Bir kez Bülent’in mezarına gidip ona da bir kaç sayfa okumuştu ve okumaya da devam edecekti. Yadigar hanımın oğluna duyduğu özlemi okumak çok içini yakmıştı. O zamanlar en doğru karar gibi gelmiş olsa da aslında onu ömür boyu evladından ayrı bırakarak cezalandırmışlardı belki de. Bu düşünce aklına yerleştiğinden beri vicdan azabı çekiyor, geceleri uyuyamıyordu.
“Olur mu siz buna beraber karar vermişsiniz Yadigar öğretmenim hiç bir zaman bunun sizin tarafınızdan verilmiş bir ceza olduğunu söylemedi bana. Tam aksine oğlunuza iyi bir hayat verdiğiniz için çok mutluydu o. Gülten hanımı o konferansta görünce Bülent’i öz evladı gibi sevdiğini de anlamıştı ayrıca. Bu da onu çok mutlu etmişti. Gülten hanım sizi gerçekten sevmese oğlunuzu kabul edip, böyle bağrına basamazdı zaten. Böyle sevilmenizden de mutluydu o.”
“Yine de ona oğlu ile vakit geçirme, onu tanıma şansı vermeliydik belki. Yurt dışında onca yıl kaldıktan sonra ancak bir fotoğraf yolladım ona, o fotoğraf da seni bana getirdi ne şans ki. Keşke Bülent yaşasaydı ve annesinin günlüğünü kendi okusaydı ama evlat acısı, onu ayrı beni ayrı vurmuş. İyi ki Bülent’in vefatını öğrenmedi, bu günlüğü okuyunca anlıyorum ki kesinlikle baş edemezdi!”
“Edemezdi evet!” dedi Gönül hüzünle, “Çok ağır gelirdi bu düşünce ona! Barış ve Bülent şimdi anneleri ile cenneteler!”
Yadigar hanımla olan anılarını birbirlerine anlatarak bütün günü tükettiler Doruk bey ile birlikte hava kararınca, Gönül hemen sofra kurdu ve akşam yemeği de birlikte yediler. O mutfağı toplamaya girip geri geldiğinde Doruk bey günün yorgunluğuna dayamamış olsa gerek başı geriye düşmüş, sızıp kalmıştı kanepede. İkisi de o kadar çok ağlamışlardı ki zavallı adamın uykusuzluğu üzerine konuştukları iyice yormuştu belli ki. Bir yastık ve battaniye getirip, onun uykusunu açmamaya çalışarak kanepeye uzanmasına yardım etti. Sonra ışığı kapatıp kendi odasına geçti ve biraz daha göz yaşı döktükten sonra o da sızıp kaldı.
Doruk bey günlerdir çektiği uykusuzluktan sonra kanepede deliksiz sabaha kadar uyumuştu. Gönül işe gitmek için kalkıp hazırlanırken gözlerini açabildi.
“Günaydın!” dedi Gönül neşeyle, “Kahvaltı hazırladım, haydi gelin!”
Yaşlı adam etrafına bakıp bir süre algılamaya çalıştı neler olduğunu, “Bütün gece uyumuşum sanırım kusura bakma sana yük oldum böyle!” dedi mahcup bir sesle ama Gönül bundan çok memnun olduğunu söyleyip kahvaltı davetini tekrarlayınca dünden kalan böreklerle karınlarını doyurdular beraber. Doruk bey arabası ile geldiği için Gönül’ü kliniğin kapısına kadar götürdü. Arabadan inerken, kliniğin kapısından girmek üzere olan Ertan gördü ikisini ve Gönül’ü beklemek için durunca konuşmalarına da şahit olmuş oldu
“Dün kahvaltı için çok teşekkür ederim. Böreklerin o kadar güzeldi ki geceyi bile sende geçirdim gördün!” diye güldü Doruk bey.
“Olur mu ben de çok mutlu oldum! Tekrarlayalım!” dedi Gönül neşeyle ve el sallayıp gönderdi Doruk beyi.
Ertan duyduklarına ne anlam verse bilemeden bakıyordu öylece, Gönül onu beklediğini bildiği için hemen gitti yanına ve neşeyle “Günaydın! Nasılsın bu sabah!” diyerek içeri girdi onunla. Ertan adamın kim olduğunu söylesin diye yine boşuna bekledi bütün gün.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.