Doruk bey toparlanıp geri geldiğinde, Gönül henüz tamamlamadığı hikayesinin Barış ile ilgili kısmına geldi. Yadigar hanımın ona Doruk bey ile üniversite yıllarında yaşadıklarını anlattığını söyledi. Doruk beyin oğlunu alıp gitmesinin ardından, karşılaştıkları konferansı da bildiğini, Yadigar hanımın Bülent’i o gün gördükten sonra acısını hiç bastıramadığından bahsetti. Tam Doruk bey ağzını açıp bir şey diyecekti ki, Gönül ardından Yadigar hanımın da evlenip bir oğul sahibi olduğunu söyleyince susup dinlemeye devam etti. Barış ismindeki bu ikinci oğulun da hayatını kaybettiğini öğrenince artık kendini tutamayan Doruk bey, bu defa içeri kaçmadan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
“Çok özür dilerim!” dedi Gönül acıyla, “Ben sizin canınızı yakmak için anlatmadım tüm bunları! Lütfen beni affedin. Benim tek amacım Bülent’le tanışmak ve ona annesinin onu ne kadar sevdiğini söylemekti!”
Doruk beyin hıçkırıkları daha da artınca iyice eli ayağına karıştı ve kalkıp yaşlı adamın yanına gitti ve yüzüne kapattığı ellerini tutarak, “Lütfen ağlamayın! Lütfen, çok üzgünüm. Affedin beni. Keşke doğrudan Bülent ile konuşsaydım!” dedi pişman bir sesle.
“Konuşamazsın!” dedi Doruk bey gözlerinden yaşlar inmeye devam ederken, “Maalesef ben de onu kaybettim!”
“Ne?” dedi Gönül neye uğradığını şaşırarak, “Yani o da ?”
“Maalesef Bülent’te, Barış gibi bir kazada hayatını kaybetti!”
Gönül iyice tıkanmış, ne diyeceğini bilemeden kalmıştı öylece, yani Yadigar hanım sadece Barış’e değil, Bülent’e de kavuşmuştu gittiği yerde, kendini tutamayıp oda başladı hüngür hüngür ağlamaya ve Doruk beyin oturduğu koltuğun önünde halının üzerine çöküp kaldı.
Eski aşkından bir hatıra getirdiğini ve Bülent ile Doruk beyin mutlu olacağını düşünürken, Doruk beyin acılarını katlamıştı şimdi. Bülent’in de kardeşi gibi hayattan ayrılmış olabileceği hiç aklına gelmemişti.
“Ben ona söyleyemedim!” diye inledi Doruk bey, “Bülent gitti diyemedim!”
“İyi ki söylememişsiniz!” dedi Gönül de inleyerek, “Mahvolurdu!”
“Evet! Ben de mahvoldum!”
“Beni affedebilecek misiniz?” dedi Gönül yeniden doğrularak.
“Kızım bu hikayedeki en masum kişi sensin! Nereden bilecektin olanları? İyi niyetle gelmişsin! Bülent’i tanımak istemişsin!”
“Aslında ben ona bir şey verecektim!” diyerek kalktı ve çantasından defteri çıkardı Gönül ve getirip Doruk beyin kucağına bıraktı, “Bu Yadigar öğretmenimin Bülent için tuttuğu günlük. Her doğum gününde ona bir mesaj yazmış. Aslında bunu yok etmemi istemişti benden ama ben yapamadım ve Bülent’in annesinin sözlerini duymak isteyeceğini düşündüm!” der dermez yeniden göz yaşlarına boğuldu.
Doruk bey elleri titreyerek sevdi defterin kapağını, “Ben gidince ona okurum!” diye mırıldandı belli belirsiz, “Annesinin yanındadır eminim ama sözlerini benden duyar!”
Bir süre ikisi de sessizce ağladıktan sonra, “Ben Yadigar’ı hiç unutamamıştım zaten!” diye söze girdi Doruk bey, “Ondan ayrılmayı da hiç istememiştim ama öğrenmişsin zaten, şartlar bizi çok zorladı. Sonra Gülten ile evlendim. Bülent’i de kabul etti, onu çok sevdi Gülten, öz annesi gibiydi. Bülent bize yeter başka çocuğa gerek yok dedi her zaman. İkimizin de fazla çocuk isteği yoktu o zamanlar. Sonra Bülent hayattan ayrılınca o da çok üzüldü, kahroldu adeta. İkimiz de yaşama sevincimizi kaybettik, yapmadık birlikte, ayrıldık. Şimdi geriye ne oğlum var, ne Yadigar, ne de Gülten. Gördüğün gibi böyle tek başıma kaldım ben de! Nasıl bir talih vermiş Allah bize böyle bilmiyorum!”
“Doruk amca! Size böyle söyleyebilir miyim?”
“Tabi kızım, ne istersen öyle söyle, seni de çok üzdüm kusura bakma!”
“Olur mu? Ben gelip sizin acılarınızı tazeledim ama Yadigar öğretmenim de sizi son nefesine kadar çok sevdi bilmenizi isterim. Sizi de Bülent’i de çok sevdi. Onun kocaman bir yüreği vardı, o yüreğe beni de aldı sizlerin ardından. Ben sizi bulmak için İzmir’e geldim ve buraya yerleştim. İzin verirseniz, bundan sonra da görüşmeye devam etmek isterim! Siz de bana Yadigar öğretmenimden geriye kalansınız aslında!”
Sevgiyle başını okşadı Doruk bey, Gönül’ün “Onun öz kız olsan ancak bu kadar benzerdi yüreğin ona! Sen de bana onun hatırasısın artık, tabi ki ben de görüşmek isterim” dedi sevgiyle, “Haydi gel şu yemeği birlikte yapalım, ben de tek başıma yemiş olmayayım!” diyerek kalktı Doruk bey yerinden, “Bu ağırlığı üzerimizden atalım biraz, senden bahsedelim, neler yapıyorsun bana onları anlat!”
Gönül o yeniden gülümseyince, gülümsedi hemen ve göz yaşlarını silip kabul etti teklifini. Birlikte mutfağa geçtiler ve Doruk beyin hazırladığı etli kuru fasulye pişerken, Gönül de bir pilav yaptı hemen sonra oturup birlikte yediler. Gönül çalıştığı poliklinikten ve kiraladığı evden bahsetti Doruk beye, tabi bankada beklettiği evin parasından da bahsetti. Onu Bülent için saklamıştı.
“Yadigar o evi sana vermiş, zaten verebileceğin kimse de yok artık. Sen onun vasiyetine uyup, kendine başını sokacak bir ev al kızım!” dedi Doruk bey, “Bak zaten sahipsiz kalmışsın sende, zor bir hayat yaşamış buraya kadar zorluklarla gelmişsin. Bir evin olsun hiç değilse, kiradan kurtul!”
Ev sahibinin Ertuğrul ve ailesi olduğunu düşündü Gönül iç geçirdi belli etmeden, o evden çıkarsa şans onları bir daha karşılaştırır mıydı acaba?
Bu arada Zeliha, Yusuf’tan ve Gönül’den kurtulduğu için rahattı. Safiye hanım vefat ettiği için Meliha ile Mümtaz’ın arasındaki bağlarda iyice zayıflamıştı. Mümtaz kardeşi, Emin’den hamile kaldıktan sonra annesinin hatırı için kız kardeşine hoş görü göstermişti zaten. Safiye hanım da gidince, çoktan beridir kafasına göre yaşayıp, Ayşe Naz’a da doğru dürüst sahip çıkmayan Meliha’yı iyice görmeze gelmeye başladı. Meliha annesinin ölümünün ardından ağabeyinin suratını çekmemek ve her yaptığının bilinmesini istemediği için ona kalanlarla başka bir yere taşınmıştı. Ayşe Naz’da annesi dayısı ile bağını koparınca, Zeliha ve kuzenlerini de arayıp sormaz olmuştu. Yusuf ve Gönül’ün ardından kayınvalidesi ve görümcesinden de kurtulan Zeliha kocası şirketin hâlâ başında olduğu ve mirasta paylaşıldığı için iyice şımarttığı oğulları ile rahat bir hayat yaşamaya başlamıştı. Annesinin kontrolünden de kurtulan Mümtaz artık kendi başına karar alıyor, ortakları ile arasını da annesinin zamanındaki gibi iyi tutamıyordu. Zeliha ortaklarla araları bozulursa onların durumunun da bozulacağını ön gördüğü için kocasını uyarmaya çalışıyor ama dinletemiyordu. Bir zamanlar karısına deli gibi aşık olup, onun için her şeyi yapmaya çalışan Mümtaz’da artık eskisi gibi değildi. Zeliha kocasının ilgisini üzerinde tutmak için her türlü oyuna başvursa da o eski rağbeti bulamıyordu. Oğulları da büyümüş cepleri para dolu serserilere dönüşmeye başlamışlardı. Okullarından durmadan şikayet geldiği için Mümtaz iki oğlanı da Zeliha’nın şımarttığını söylüyordu. Halalarından da huy kaptıkları ortadaydı. Ne Ayşe Naz, ne de Zeliha’nın oğulları hiç bir konuda başarılı olmamışlardı. Ayşe Naz babasından sonra da üniversiteyi kazanamamış lise mezunu olarak kalmış, miras parası yiyordu. Mümtaz yeğeninin halleri de annesine benzediği için başlarına bir iş açacağını söylemişti ama onlar taşınıp gittikten sonra da hiç umursamamıştı neler olduğunu. Zeliha kocasının bir metresi olduğunu Emin’in karısından öğrendiğinde az kalsın Meliha’nın kızı da senin kocandan deyiverecekti ama Mümtaz’dan ayrılırsa yeniden kuafördeki işine dönemeyeceği için çenesini tuttu ve kocasına hiç bir şey söylemedi. Hırsında içi içini yese de alıştığı hayattan vazgeçmek ona çok zor geliyordu. Ne oğullarına ne de kocasına sahip çıkamıyor olsa da, konforu için susup hepsini göze alarak yaşamaya devam ediyor, kendini kocasının onu sevdiğini ve gönül eğlendirdiğini iknaya uğraşıyordu.
(devam edecek)