Yok yere – Bölüm 6

Yusuf yine de boşanmak istemediğini söylüyordu sürekli, şimdi eski yerine dönerse, ablası, karısı, kızı hepsinden uzak kalacaktı, “Hiç üzmem Meliha’yı, hatta gözüne gözükmem, ne olur ayırmayın beni kızımdan evimden!” diye inledi.

“Ablacığım, bak sen böyle yaparsan bu aile ikimizi birden kapının önüne koyar! Bak ikinci yeğenin geliyor!” diyerek Yusuf’un elini alıp karnına koydu, “Şimdi iki çocukla kapıya mı koysun Mümtaz beni ha? Hiç mi acımıyorsun ablana?”

Sonunda ablasının kendisinden daha zor durumda kalacağına ikna olan Yusuf, kızından ayrılmak pahasına ablasını korumaya karar verip boşanmaya ikna oldu. Meliha neredeyse kurban kesecekti sevincinden. Apar topar Yusuf’un eşyalarını toplayıp, daha dava başvurusu yapılmadan kapının önüne çıkardı. İşten gelip, bir çanta eşyasını kapının önünde bulan Yusuf o gece kalacak yer olmadığından mecburen ablasında yattı. Zeliha ikinci geceye tahammül edemeyeceği için Yusuf’un patronunu arayıp durumu anlattı. Her şeyin çok güzel gittiğini sanan adamcağız o kadar şaşırdı ki bu habere ne diyeceğini bilemedi. Ancak tabi ki Yusuf eski yerine dönüp kalabilirdi. Gerçi o da dükkanı kapatıp köye gitmeyi düşünüyordu ama zamanı gelince Yusuf ile konuşup hallederlerdi.

Böylece Yusuf hemen ikinci gece, uzun süredir kullanılmayan o eski ve toz dumana bulanmış evine geri döndü. Nevzat bey hem kendini hem evini toparlasın diye ona bir kaç gün izin verdi. Yusuf hem ağladı, hem temizledi eski evini. Karısı, özellikle de kızı burnunda tütüyordu ama ablasının mutluluğunu bozmamak için sabretti.

Nevzat bey sahiden de baharda dükkanını kapatıp, köyüne geri dönmek istiyordu. Artık yorulmuştu, ayakkabı tamirciliği de para getirmiyordu. Başına bu talihsizlik gelen Yusuf’un işsiz ve evsiz kalacağına da üzülüyordu ama onun hayatı bozulacak diye de kendi hayalinden vazgeçecek değildi. Yusuf taşınır taşınmaz ona buraya geçici yerleştiğini söyledi. Giderken evi de dükkanı da satıp gidecekti. Yusuf aklı başında bir çocuk olsa dükkanı ona bırakır giderdi ama bu halde koca dükkanı çevirmesi mümkün bile değildi. Yıllardır orada çalışıyordu evet ama usta olması için hâlâ kırk fırın ekmek yemesi gerekiyordu. Eşine dostuna çırağına bir ev ve iş aradığını duyurdu ki gitmeden ona bir faydası dokunsun. Bu arada Yusuf yaşadıkları yüzünden toparlanmakta zorlandığı için üç hafta sonra dayamayıp ablasının kapısına gitti.

“Abla ben kızımı görmek istiyorum, elini ayağını öpeyim Meliha ile konuş kızımı göstersin!” diye ağladı. Salya sümük kapıda duran kardeşinin kokusundan öğürecek gibi olan Zeliha, onu kapıdan bir an önce göndermek için iyi bir plan yapması gerektiğini anladı.

“Sen şimdi git, böyle görmesin kızın seni! Bak duşunu bile almamışsın, yüzün gözün ağlamaktan pas içinde! Bir düşün bir çocuk babasını böyle görse ne hisseder değil mi ama? Baba dediğin güçlü olur! Dik durur, kızın için fedakarlık yapıyorsun, benim için yapıyorsun. Sen bir kahramansın ağlanmaz böyle! Küçük çocuk o boşanmadan anlamaz ki, seni görürse ağlar, üzülür arkandan. Biraz daha büyüsün ben sana getireceğim. Sen harçlık biriktir kızına bolca, getir ver bana, ben baban getirdi der veririm olur mu?” diyerek ikna etti Yusuf’u yine yolladı.

Yusuf yakında işsiz kalacağını bildiği için ablasının söylediklerini nasıl yapacağını da bilmiyordu. Sonunda Nevzat beyin balıkçı bir akrabası yanında çalışacak ve barınakta yatıp kalkacak bir yardımcı aradığını söyleyince Yusuf’u hemen oraya yolladı. Eski oturduğu ve kızının yaşadığı yere epeyce uzaktı balıkçı barınağı ama iş işti Yusuf’a göre. Üstelik kalacak yeri de olacak, barınağa ayrıca para ödemeyecekti. Balıkçı ile tanışıp, anlaşınca hemen taşındı önce bir kaç gün çalışıp ablasına geldi koşa koşa.

Kapıyı açıp, buram buram balık kokan kardeşini gören Zeliha artık saklayamadı öğürdü onun suratına.

“Korkma pis değilim, balık kokusu bu, balıkçı ile çalışacağım artık!” dedi Yusuf gülümseyerek, sanıyordu ki hayatını düzene koyup iyi bir baba olacak diye ablası sevinecek ama Zeliha eliyle ağzını kapatıp bir daha öğürünce yüzü değişti.

“Yusuf berbat bir koku bu, kösele kokusu bundan iyiydi yemin ederim. Apartmanı sarmış kokun oğlum, Allah aşkına duşunu almadan gelme! Haydi hayırlı olsun ben söylerim Meliha’ya sen git!” diyerek kapıyı kapattı kardeşinin suratına. Kapının ağzında öylece kalan Yusuf duş almadan geldiği için kendine kıza kıza dönüp gitti barınağa. Ertesi akşam duşunu alıp geldi yeniden ama bu defa da ablasına hediye olarak getirdiği balıkların kokusunu aldı ablası.

“Size getirdim, hediye, yeğenim de yesin. Biraz da Ayşe Naz’a verirsin belki baban getirdi dersin?” dedi mahcup bir şekilde.

“Olur veririm, sen merak etme!” dedi Zeliha paketi parmaklarının ucuyla alıp, götürüp çöpe attıktan sonra döndü kapıya, “Koydum ben dolaba! Biz balık alıyoruz zaten isteyince, sen zahmet edip taşıma buralara kadar!”

“Olur mu bunlar benden hediye!” diye ısrar etti Yusuf, kızım da yesin büyüsün çabucak.

“Annesi yediriyor oğlum onu sen merak etme, balık kokusunu da sevmiyorlar pek. O yüzden sen harçlık getir bundan sonra balık alma. Ben ne istiyorsa alırım Ayşe Naz’a, baban aldı derim tamam mı? Hiç unutturmuyorum zaten seni hep söylüyorum baban seni çok seviyor diye!”

“O ne diyor abla?” dedi Yusuf heyecanla.

“Ne diyecek ayol küçücük çocuk, selam yollayacak hali yok Yusuf bir alemsin!” diye azarladı ablası onu ve yine kandırıp gönderdi.

Sonraki her ay eskiden olduğu gibi kazandığı paranın yarısını ablasına getirmeye başladı yine, güya Zeliha parayla kızına bir şeyler alıyor ya da Ayşe Naz’ın hesabına bankaya yatırıp biriktiriyordu paraları. Oysa kardeşini evlendirdikten sonra ondan gelen harçlığı geri gelince aynen kendine harcamaya devam etti Zeliha, hiç de bahsetmedi kimseye paralardan. Hoş zaten bahsetse de Meliha almazdı biliyordu. Ayşe Naz bakıcı ile büyürken, Meliha’da gezip tozmalarını abartmıştı iyice.

Ayşe Naz beş yaşına geldiğinde, Zeliha artık Yusuf’u oyalayamaz olduğu için ikisini görüştürmek istediğini söyledi kayınvalidesine, hiç değilse arada bir görüşürlerse o da rahat ederdi.

“Ayol onun kızı değil ki, çocuk niye buluşsun o geri zekalıyla?” dedi Safiye hanım doğrudan.

“Tamam da anneciğim, çocuk okula başlayacak yakında benim kardeşim de gel git akıllı okuldan alıverir bir gün babasıyım diye Mazallah bu kadar zorlamayalım artık!” dedi Zeliha. Yusuf’un asla böyle bir şey yapmayacağını bilse de ısrarlarından kurtulmak için kayınvalidesini korkutmak istemişti sadece. Bir anda yüzü değişen Safiye hanım çocuğun Zeliha ile gidip arada bir babasını görmesinin iyi olacağına karar verdi hemen. Meliha da bu fikirden hiç hoşlanmamıştı ama annesi onu da ikna etti deliyi kışkırtmayalım diye.

Yusuf yine göz yaşlarına boğuldu kızı ile ilk buluşmasında, Zeliha gözlerden uzak bir çay bahçesinde bir araya getirdi ikisini. Çocuk karşısında sürekli ağlayan bu tuhaf adamı görünce korktu önce. Zeliha da “Bak böyle çocuğu korkutursan bir daha gelmek istemez!” diye azarladı kardeşini. Beş yıl sonra gördüğü kızını bir daha göremem korkusuyla hemen toparlandı zavallı Yusuf, aldığı hediyeler ve şekerlemelerle biraz gönlünü kazandı Ayşe Naz’ın. Ayrılırlarken bunun ancak üç dört ayda bir olabileceğini söyledi Zeliha ve bir saat kaldıktan sonra alıp gitti kızı.

(devam edecek)

Yok yere – Bölüm 6’ için 2 yanıt

Yorum bırakın