Zeliha ve erkek kardeşi Yusuf birlikte yaşıyorlardı. Zeliha bir kuaförde manikürcü olarak çalışıyor, aklı yaşıtlarının her zaman gerisinde olan Yusuf’ta ayakkabı tamircisinin çırağıydı. Anneleri Yusuf doğduktan sonra onları babaları ile bırakıp gitmiş. Yusuf’un zeka geriliği olduğu anlaşılınca babaları da başka bir kadınla evlenmek bahanesi ile onları babaannelerine bırakıp terk etmişti. Zeliha on sekizinde iken ölen babaannelerinin ardından iki kardeş hayata birlikte tutunmaya çalışıyorlardı. Zeliha çok uyanık bir kızdı. Çalıştığı kuaföre gelen kadınlara zor durumda olmaları ile ilgili hikayeler anlatıp, onlardan ekstra bahşişler topluyordu. Zavallı engelli kardeşi ile yaşıyordu ve ona bakmak zorundaydı. Anne ve babaları onları terk ettiği için hayatta kalma mücadelesi vermişlerdi. Babaannesi ile ilgili kısma hiç girmeden Yusuf’u da hem çalışıp, hem büyütmüş gibi anlatıyordu herkese. İyi bir semtte olan kuaföre gelenlerin hepsinin maddi durumları iyiydi ve iyi şartlarda yaşıyorlardı. Zeliha bir gün onlar gibi olmak için kendi kendine yemin etmişti. Topladığı fazladan bahşişleri sadece kendine harcıyor. Kardeşinin ayakkabı tamirciliğinden kazandığı parayla da evi idare ediyordu. Yusuf ablasının bu lüks yaşam merakının farkında bile değildi. Ne kazanıyorsa getirip hemen ablasının eline veriyordu.
“Babaannem ölmeden senin artık bu ailenin reisi olduğunu söyledi unutma!” diyordu Zeliha ona, “Bize sen bakıyorsun, benim aldığım üç kuruş hiç bir işe yaramıyor. Sen çalışmasan ikimiz de aç kalırız güzel kardeşim. O yüzden işine dört elle sarıl ve eve bolca para getirmeye çalış!”
Yusuf ablası onu böyle önemseyip, övdükçe elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyor, ustasından her şeyi öğrenip, fazladan her işi üstlenmeye çalışıyordu. Ustası Nevzat bey çok iyi bir insandı. Yusuf’u yedi yıldır yanında çalıştırıyordu. Delikanlı da zeka geriliği olduğu söylense de o çocuğun sadece herkesten saf olduğunu söylüyordu. Temiz bir kalbi olan çalışkan bir çocuktu. Nevzat bey de ablasının huyunu bilmediği için oğlanın anlatmalarından evi onun geçirdiğini düşündüğü için çoğu zaman eline fazladan harçlık veriyordu. Yusuf fazladan aldığı her parayı da büyük bir mutlulukla ablasına getirip teslim ediyordu. Zeliha’da kendi kazandıklarından cebine attıkları yetmiyormuş gibi hemen onlara da el koyuyordu. Öyle iyi bir semtte çalışan biri olarak o kadınlar gibi giyinmeli, saçlarına, bakımına dikkat etmeliydi. Müşteri olmadığı zamanlar yakındaki alış veriş merkezinden kendine alış veriş yapıyor. Kardeşine de kuaföre gelen kadınların giymediklerini acıyıp ona verdiklerini anlatıyordu. Yusuf zaten ablasına paranın hesabını hiç sormadığı gibi, ne dese hemen inanıyordu. Ablası onun annesi gibiydi, çamaşırını yıkıyor, yemeğini yapıyor, ona bakıyordu. O da para kazanıp ablasına bakmak zorundaydı. Zavallı hem çalışıp, yorulup hem de Yusuf’a bakıyordu. Oysa evde bulaşığı, cam, kapı, halı silme işini hep Yusuf yapıyordu. Zeliha sadece yemek ve kendi ütüsünü hallediyordu. Çamaşırları makinaya atıp, asmak Yusuf’un göreviydi. Her pazar güya ikisi temizliğe kalkıyorlar. Zeliha telefonu ile oynarken Yusuf ablasının buyurduğu işleri hallediyordu. Zeliha onun yemeklerini pek beğenmediği için mutfağa sokmuyordu. Becerebilse yemek işini de ona yıkacaktı. Yıkama, doğrama, temizleme işlerini yine yaptırıyordu zaten, sadece karıştırıp, ocağa koyma işini kendi yapıyordu.
Kuaförün yanındaki araba galerisinin sahibinin Mümtaz isminde bir arkadaşı vardı. Zeliha onu bir kaç kez uzaktan görmüş çok beğenmişti. Mümtaz hem çok yakışıklı, hem de zengin bir ailenin oğluydu. Mümtaz’ın galeriye geldiği günler bahaneler bulup dükkanın önüne çıkıyor ve ona kendini göstermeye çalışıyordu. Zeliha’da güzel bir kızdı, galeride çalışan çocuklardan biri ondan hoşlanıyordu ama o sıradan bir çalışanla birlikte olmak istemiyordu. O çocuk Zeliha’nın yaşamak istediği hayatı ona sağlayamazdı ama Mümtaz hayallerinin de ötesinde bir damat adayıydı. Bir süre sonra Mümtaz da Zeliha’yı fark etti. Zeliha fark edildiğini anladığı andan itibaren kaçak oynamaya başladı. Mümtaz’la göz göze geldikleri an utanmış gibi içeri kaçıyordu. Mümtaz bu güzel ve mahcup kızı merak etmeye başlayınca, bir gün kız kardeşini kuaföre getirdi. Meliha’da cin gibi bir kızdı. Ağabeyi, kızla tanışması için onu kuaföre götüreceğini söyleyince hemen atlamıştı. Zeliha kızın, Mümtaz ile geldiğini görünce önce sevgilisi veya nişanlısı sanıp bozulmuş, sonra kız kardeşi olduğunu anlayınca Meliha’yı nereye koyacağını bilememişti. Ona o kadar iyi davranmış ve ilgi göstermişti ki, patronu Zeliha gibi lafı ağzında bir kızın bu kadar eğilip bükülmesine baştan bir anlam verememişti. Meliha gördüğü aşırı ilgiden memnun kuaförden ayrılırken, Zeliha ona kartını verip, isterse eve gelip evde de dilediklerini yapabileceğini söyleyivermişti. Normalde kimsenin evine gidip çalıştığı yoktu ama madem kız gözüne kestirdiği adamın kardeşiydi o aman kaleyi içten fethetmek gerekirdi.
Mümtaz, Meliha’dan olumlu dönüş alınca, bir kaç gün sonra Zeliha’nın iş çıkışı saatinde gelmiş, onu biraz takip ettikten sonra yanına yaklaşıp tanışma teklif etmişti. Zeliha onun bu kadar hızlı harekete geçeceğini tahmin etmediği için gerçekten heyecanlanmış, biraz da role girince Mümtaz onun gibi masum bir kızın nasıl yaprak gibi titrediğine hayran kalmıştı. Bu devirde böyle mahcup, böyle masum kız kalmış mıydı gerçekten. Ayak üstü biraz konuştuktan sonra Zeliha güya laf söz olmasın diye mahcup bir şekilde kaçıp gitmişti. Sonraki günler Mümtaz iş çıkışlarına gelmeye devam etmiş, Zeliha her seferinde kısacık konuşup kaçmıştı. Bunu özellikle yapıyordu ki Mümtaz oyalanmadan bir adım atması gerektiğini anlasın. Gerçekten de giderek daha fazla hoşlandığı bu güzel kızı kısacık görmekten yorulan Mümtaz, Zeliha’yı bir yerlere davet etmişti sonunda ama Zeliha sahipsiz olduklarından böyle bir şeyin uygun olmayacağını söyleyip geri çevirmişti. Mümtaz bir türlü kızla vakit geçirmenin yolunu bulamayınca annesine Zeliha’dan bahsetmiş ve onunla evlenmek istediğini söylemişti.
Safiye hanım da kocasını beş yıl önce kaybetmişti, daha önce Meliha kuafördeki kızdan bahsetmiş ama oğlu bir şey söylemeyince bilmiyormuş gibi yapmıştı. Başlarında bir erkek olmayınca, çocukların her şeyleri ile o ilgileniyordu. Oğlunun etrafında servet düşkünü bir sürü kız dolandığını bildiğinden bir manikürcü ile evlenmek istemesi hiç hoşuna gitmemişti.
“Anacığım sen her zaman insan evladı olsun, sözümüzden çıkmasın, ailesi ile sorun yaşamayalım demiyor muydun? Al sana çöpsüz üzüm bu kız! Bir aklı geri erkek kardeşinden başka kimseleri yok, ona da zavallı Zeliha bakmış büyütmüş zaten! Al kızı nasıl eğersen eğ, bundan âlâ gelin mi bulacaksın. Masumiyetini görsen hemen anlarsın zaten, o kadar zarif, namuslu ve dünya güzeli bir kız. Melek gibi!”
“Oğlum aklı geri bir de kardeşi var diyorsun onu ne yapacaksın söylesene?”
“Anne kocaman adam olmuş çalışıyormuş bir ayakkabıcıda zaten, ne yapacağım, ablasını alıp, onu da kendi hayatına bırakacağım! Evlat edinecek değilim ya!”
“Ya başımıza bela olursa!”
“Olmaz, ben araştırdım, oğlan safın önde gideni. Bu iki kardeş gökten inmiş kadar masumlar inan bana! Ben Zeliha ile evleneceğim, gözüm ondan başkasını görmüyor!”
“Tanışalım o zaman!” dedi Safiye hanım oğlunun ısrarına dayanamayınca, Mümtaz hemen ertesi gün Zeliha’yı iş çıkışı yakalayıp, annesi ile tanıştırmak istediğini söyledi. Zeliha bunun ne anlama geldiğini bildiğinden güya çok heyecanlanmış gibi hemen iki damla göz yaşı dökünce içi eriyen Mümtaz, yol ortası demeden sarılıverdi ona ve yine kollarının arasında titreyen bu güzel meleğe bir an önce sahip olmak için ertesi güne davet etti evlerine.
(devam edecek)