Leyla iki saat sonra ancak kendine gelebildi ve gözlerini açtı. Mehmet bey ayıldıktan sonra bol bol sıvı almasını istemişti. Rıza bey onlar uyurken gidip bir sürahi tuzlu ayran hazırlamış ve Leyla’nın başında hazır bekletiyordu. Onun gözlerinin açıldığını görünce o tarafa geçip doğrulmasına yardım etti. Yastıkla sırtını destekleyip, oturttuktan sonra kaşıkla yavaş yavaş ayrandan içirdi biraz. Leyla doğrulur doğrulmaz Safir’in ateşin kontrol etmişti. Ateş tam düşmemiş olsa bile artık alev alev değildi. Heyecanla Rıza beyin yüzüne baktı.
“İşe yaramış!” dedi Rıza bey gülerek, “Mehmet beyle haberleşiyoruz her saat başı! Bu ayranı içeceksin haydi bakalım, iki hastaya birden bakacak kadar genç değilim!” dedi ve kaşıkla yavaş yavaş içirmeye devam etti.
Sabah olduğunda Leyla yatağın içinde oturmuş, Safir’in kesik olmayan elini tutmuş gözlerini açması için dua ediyordu. Rıza bey ateş artık makul bir seviyeye indiği için Safir’i silmeyi bırakmış, halının üzerinde yarı uyur, yarı oturur vaziyette tetikteydi. Gün doğalı bir kaç saat olmuştu ama dışarıdaki fırtına yüzünden her yer karanlıktı hâlâ, cama vuran yağmur damlaları ve arada bir gökyüzü parçalanıyormuş gibi duyulan gök gürültüsü ruh hallerini iyice geriyordu. Sonunda Safir’in göz kapakları oynamaya başlayınca Leyla heyecanla “Rıza amca?” diye seslendi. Zaten tetikte duran adam hemen açtı gözlerini ve doğruldu.
“Safir oğlum?” dedi elini Safir’in artık kuru olan alnına koyarak.
Safir’den inleme benzeri bir ses çıktı, sonra hafif araladı gözlerini.
“Ah Safir bizi çok korkuttun!” dedi Leyla heyecanla.
Safir göz bebeklerini ona çevirdi ve dudaklarını aralamaya çalıştı.
“Susamış olmalı!” dedi Leyla ve baş ucunda duran ayrandan onun dudaklarına biraz damlattı.
“Aman yavaş kızım bir de boğazına kaçırmayalım!” diyerek Safir’in başının altındaki yastıkları kaldırdı biraz ve yarı oturur duruma getirdi onu Rıza bey. Safir elinin acıdığını hissettiği için hâlâ yastıkların üzerinde havada duran eline ve kanlı sargıya baktı.
“Bir şey sorma şimdi!” dedi Rıza bey, yan gözle Leyla’ya bakarak, “Bu gün öğleden sonra hava biraz açacakmış, Mehmet beyle konuştum. Helikopter kalkabilirse donanımla buraya gelecek!”
Safir gözlerini kapattı yeniden. Biraz sonra Yelda ve Osman’da geldiler nöbeti devralmak için, onlara kapıyı açan Rıza beyden gece olanları dinleyince şaşkına döndüler.
“İçeride bir şey söylemeyin, Safir gerilmesin!” diye tembihledi Rıza bey onları, eve gidip dinlenmesi için ısrar etseler de bu şartlar altında burada durmayı tercih edeceğini söyleyip, onlarla odaya döndü. Leyla başını Safir’i omuzuna dayamış yeniden uykuya dalmıştı. İkisinin de dermanları çok düşüktü. Mehmet bey ikisi içinde ayrı serumlar hazırlatmıştı. Onlar gelince daha hızlı toparlanabileceklerdi. Yelda ve Osman’ın odaya girdiğini fark edince gözlerini açtı Leyla, Yade onun kolundan tutup kalkmasına yardım etti ve birlikte salona geçtiler. Osman Safir’in yanına yere oturdu. Rıza bey de kızlarla çıktı odadan.
“Size kahvaltı hazırlayayım, kötü görünüyorsunuz!” dedi Leyla’ya bakarak.
“Rıza amca anlatmış sanırım!” dedi Leyla elini göstererek.
“Evet anlattı, kahramanlık yapmışsın!” diye güldü Yelda, “İyileşin, ikiniz hakkında bir kitap yazacağım yemin ederim!”
“Nedenmiş o?” dedi Leyla gülmeye çalışarak, elini öyle derin kesmişti ki hareket ettirdikçe acıyordu avucunun içi.
“İkinizin de birbirinizi kurtarmak için tuhaf yöntemleriniz var. O senin için koca bir adayı tahsis etti, sen de damarlarındaki kanı ona sundun! Hiç böyle tuhaf aşıklar görmemiştim!”
“Sen Osman için yapmaz mıydın?”
“Yapardım herhalde!” dedi Yade.
“Sana bir şey olsa, Safir’e ne diyeceğimizi hiç düşündün mü?” dedi Rıza bey babacan bir kızgınlıkla, “Madem böyle bir işe kalkıştın, hiç değilse bizi çağırsaydın, kanamanıza müdahale etseydik!”
“Dedim ya Rıza amca izin vermezdiniz ki bunu yapmama!”
“Çaresiz kalırsak verirdik herhalde!” dedi Yade ama o da emin değildi söylediği şeyden, “Neyse işe yaramış sen de iyisin ya!”
“Mehmet bey mikrop kapmış olabileceğinizi söyledi, bu gün revirdeki antibiyotiklerden gelecek. İkinize de içireceğim. Ekmek bıçağı ile operasyon yapmanın riskli sonuçları olabilir!” diye yine araya girdi Rıza bey.
“Ekmek bıçağı ile mi yaptın?” dedi Yade şaşkınlıkla.
“Neşter bulacak halim yoktu!” dedi Leyla ama başı dönüverdi birden Rıza bey son anda yakaladı onu oturttu kanepeye.
“Mehmet bey gelene kadar ayakta fazla dolanmasan iyi olur!” dedi Rıza bey, “Gerçekten Safir’in bir de sana endişelenip, strese girmesini istemiyorum. Ateş yeniden yükselirse artık yapabileceğimiz bir şey yok!”
“Tamam!” dedi Leyla endişeyle, “Antibiyotik ateşine iyi gelmez mi?”
“Sebebi kan akışı olduğu için gelmez dedi Mehmet bey sordum!”
Yade’nin hazırladığı kahvaltıyı yedikten sonra yine sessiz bir bekleyişe geçtiler, Rıza bey arada kalkıp gökyüzünü kontrol ediyordu ama bulutların henüz dağılmaya, yağmurun da durmaya niyeti var gibi gözükmüyordu. Safir’in ateşi tamamen düşmemişti ama en azından yeniden yükselmiyordu şimdilik. Hava tahmin edilen üzere açmayınca helikopter adaya gelemedi. Bir gece önce olanlardan sonra Rıza bey hepsinin bir arada kalmasının daha doğru olacağını söyledi. Hiç biri kendi evlerine geçmediler. Yade, Osman ve Rıza bey sırayla Safir’in yanında duracaklardı. Leyla salonda dinlenecek ve bu nöbetlere dahil olmayacaktı, zaten ayağa kalkar kalkmaz başı döndüğü için istese de Safir’in başında duramazdı. Safir akşama doğru yeniden açtı gözlerini.
“Leyla?” diye mırıldandı. O sırada yanında olan Rıza bey, “Leyla uyuyor iyi merak etme!” dedi hemen. Safir gözleri ile elini işaret edince, onun gece olanların farkında olduğunu anladı Rıza bey.
Derin bir iç çekerek anlatmak zorunda kaldı nedenini, Mehmet beyin söylediklerini, Leyla’nın önceden gönüllü denek olduğunu kısaca anlattı. Transfer için çare bulunamayınca, Leyla kendi çözümünü üretmişti, kesin çözüm olamasa da işe yaramıştı.
“İyi mi?” dedi Safir zorla.
“İyi halsiz olduğu için uyuyor, uyanınca sana getiririm tamam mı? Haydi zorlama kendini kan akışını yavaş tutmak zorundayız!”
Gözlerini kapattı Safir yeniden. Gece iki-üç saat arayla nöbet değiştirerek başında durmaya devam ettiler. Sabaha doğru dışarıda yağmurun sesi azalmıştı. Ateş hâlâ düşük halde devam ediyordu. Gün ağarmak üzereyken kapı hızlı hızlı vurulunca uykuda olan Yade ve Osman fırladılar yerlerinden ve Osman kalkıp kapıyı açtı. Mehmet bey ve arkasındaki iki adam ellerindeki çantalarla içeri girince şaşırdılar önce, onlar Mehmet beyle daha önce karşılaşmamışlardı, hava biraz açınca, Mehmet bey eski bir askeri pilot olan arkadaşını arayıp, gelmenin yolunu bulmuştu. Leyla gözlerini açtığında adamların biri ona damar yolu açıyordu. Diğer adam Mehmet beyle birlikte Safir’in yanına girmişti. Rıza bey onları görünce neredeyse mutluluktan ağlayacaktı. Bir saat sonra aynı helikopter Ender bey ve Aytül hanımı da adaya getirdi. Evlatlarını o kadar merak etmişlerdi ki, Mehmet bey hava koşulları değişmeden helikopteri geri göndermiş onları da aldırtmıştı. Leyla ve Safir’e bağlanan serumlar henüz tükenmeden gelebilmişlerdi. Aytül hanımın ağlamaktan gözleri kıpkırmızıydı. Zavallı kadın böyle zor bir durumda oğluna ulaşamamış olmaktan mahvolmuştu. Mehmet bey dinlenmesi için Leyla’nın serumuna sakinleştirici koyduğundan onlar geldiğinde salonda derin derin uyuyan kurtarıcılarına teşekkürü sonraya bırakıp hemen Safir’in yanına geçtiler. Safir serumun da etkisiyle gözlerini biraz daha açabilecek duruma gelmişti. Mehmet bey gerekirse diye kan transferi için gereken her şeyi getirmişti. Leyla’nın bedeninden akıttığından çok daha az kan alarak Safir’i toparlayabileceklerdi. Ancak öncelikle ikisinin de biraz kendisine gelmeleri gerekiyordu. İkisinin de avuçlarındaki kesiklere dikiş atılıp pansumanları yapılmıştı.
(devam edecek)