Leyla, Safir’in duymasından çekindiği için Rıza beye işaret etmiş ve ona olanları hızlıca aktarmıştı.
“Senin kanını ona mı vermek gerekiyormuş?” dedi hayretle yaşlı adam.
“Evet!” dedi Leyla, “Babası bir şey demiyor ama geçen her dakika onun aleyhine işliyor biliyorum, bunu hissediyorum!” diyerek göz yaşlarına boğuldu Leyla.“Dur kızım, Safir gibi iyi yürekli bir çocuk mutlaka bir mucize ile kurtulacaktır! Ben inanıyorum, sen de güçlü dur! Kan transferi ne kadar zor olabilir. Mutlaka vardır bir teşkilat bunca şeyin içinde, buldurur Mehmet bey sen merak etme!”
“İnşallah!” dedi Leyla ve içeri girdiler yeniden.
Rıza beyin de yüzü düşmüş olunca Osman ve Yelda bir şeylerin ters gittiğini anladılar ama üstlerine gitmemek için soramadılar. Herkes aynı anda yorulmasın diye Leyla o gece Safir’i yanında kendisinin kalacağını söyleyerek diğerlerini evlerine yolladı. Bir terslik olursa hemen arayacaktı zaten.
Safir ara ara gözlerini açıyor ama bir şey söyleyemeden kendinden geçiyordu. Leyla bezi ıslattığı su ılıdıkça musluktan soğuğunu doldurup, aralıksız onu serin tutmaya çalışıyor ama saatler geçtikçe düşmeyen ateş yüzünden umudunu giderek kaybediyordu. Hem çok yorulmuş, hem de sinirleri bozulmuştu ama Safir’i kaderine bırakmamaya da kararlıydı.
“Sen benim mucizemsin!” dedi onun tersen sırılsıklam olmuş saçlarını okşayarak, “Hayatım boyunca karşıma çıkan en iyi insan, şansımsın. Eğer hayallerimi bedenleyebilseydim inan bana senin kadar iyi olamazdı. Sen bana hayal ettiğimden çok daha fazlasını verdin, inanç, güven, sevgi, yuva. İhtiyacım olan her şeyi. Benimse sana verebilecek nefesim ya da canımdan başka hiç bir şeyim yok. Baban kanımın seni iyi edebileceğini söyledi. Bunu sana anlatmadığım için bana kızmayacağını biliyorum. Burada yan yana dururken sana kanımı verebileceğim bir yol bulamadılar henüz. Dayanacak gücünün azaldığını biliyorum Safir. Bunu kendim halledeceğim!” diyerek kalktı ve mutfaktan keskin bir bıçak bulup yeniden sevdiği adamın başına oturdu. Onun kanının bir şekilde Safir’in damarlarında akan kana karışması gerekiyordu, belki bir kaç saat içinde, belki yarın bir yol bulunabilecekti ama Safir’in giderek kötüleşen durumu Leyla’yı o kadar korkutuyordu ki, geç kalmış olmanın pişmanlığını yaşamak istemiyordu. Daha yeni kavuştuğu bu mucizeyi, göz göre göre bırakamazdı. Onu kurtarma ihtimali olan ilaç onun damarlarında akarken hem de.
Evin ecza dolabında bulduğu antiseptiği pamukla bıçağın üzerine ve kendi avucunun iç kısmına bolca sürdü. Kesikle işi bittikten sonra kanamayı durdurmak için turnike olarak kullanacağı tişört parçalarını da yatağın üzerine bıraktı. Safir’in avucunu içine de bolca antiseptik sürdükten sonra, keskin bıçağın ucuyla önce kendi avucunun içine derin bir kesik açtı. Canı çok yanmıştı ama şimdi aynı işi Safir’in avucuna da yapması gerekiyordu. Kumaşın artan parçasını kendi avucuna tampon yaparak, safirin elini tuttu.
“Çok özür dilerim aşkım, aklıma başka hiç bir şey gelmiyor!” diyerek onun avucunun ortasına da bir kesik açtı. Sonra kesik avuçlarının ikisini birbirine iyice yapıştırdı. İkisinin ellerinden akan kan avuçlarının kenarlarından taşıp yatağa damlıyordu. Bu şekilde bir transferin mümkün olup olmadığından bile emin değildi ama en azından çocukken bu yolla kan kardeşi olduklarını hatırlıyordu. Transfer gibi olmasa bile mutlaka kanı, Safir’in damar yoluna karışacaktı. Akan kanı kumaş parçası ile sarıp elini i sımsıkı onun eline yapıştırmaya devam etti. Safir’in kan akışının eline toplanmaması için yastıklarla kolunun altın desteklemiş ve kesiğin yukarıda kalmasını sağlamıştı. Böylede dışarı akacak kanın miktarını azaltacaktı. Çok fazla kan akışı olmamasına da dikkat etmek zorundaydı. Beş dakika durduktan sonra elini hızla çekip, Safir’in kesiğine tampon olarak kullandığı penyeyi dayadıktan sonra hemen turnike için kestiği parçayı koluna bağladı. Diğer parça ile de tamponun kesikten akan kanı kesmesi için elini sardı ve sonra turnikeyi çıkardı. . Onun kan akışını kontrol altına aldığına ikna olunca aynı şeyi kendi kesiği için uyguladı. Onun kanaması Safir’in kanamasından çok olduğu için biraz başı dönüyor ve midesi bulanıyordu. Kan kesilmesi için kendi kolunu da yukarıda tutmaya çalıştı ama başı döndüğü için yapamadı. Safir boncuk boncuk terlemeye devam ettiği için, bezi ıslatıp onun şakaklarını, bileklerinin ve dirseklerinin iç kısımlarını soğutmaya çalışmaya devam etti. Bunu yaparken hızlıca eğilip doğrulduğu için sonunda dayanamadı ve yatağın yanına yığılıp kaldı.
Aklı Safir’de kaldığı için uyuyamayan Rıza bey, Leyla’nın bayılmasından ortalama bir saat sonra geri geldiğinde, yatağı kan revan içinde görünce paniğe kapıldı. Sonra yerde yatan Leyla ve Safir’in elindeki kanlı sargıları görünce onun ne yaptığını çabucak anladı. Leyla’nın düşerken elindeki tampon da gevşediği için kanaması tam kesilmemiş, kumaştan sızarak halının üzerine de bir para akmıştı.
“Ah kızım sen ne yaptın böyle?” diyerek onu kaldırıp, Safir’in yanına yatırdı Rıza bey. Sonra telaşla Safir’in ateşini kontrol etti. Emin olamadı ama sanki o giderken ki kadar yüksek değil gibi geldi. Aşağı inip ecza dolabından getirdi gazlı bezle, ikisinin de yaralarını yeniden temizleyip sardı. Ateşi düşürmek için kullandıkları suyu tazeledikten sonra Safir’in vücuduna sürdükten sonra Leyla’nın olduğu tarafa dolaştı ve onu ayıltmaya çalıştı.
“Leyla kızım duyuyor musun?”
Leyla ağır ağır açtı gözlerini, “Rıza amca? O iyi mi?”
“Kızım sen ne yaptın Allah aşkına?”
“Ona sahip olduğum tek şeyi verdim, iyi mi?” dedi Leyla inleyerek.
“Bilmiyorum, ateşi tam düşmemiş ama sanki daha iyi gibi, sen nasılsın, geldiğimde yerdeydin. Ya sabah gelsem ne olacaktı? Kan kaybından gidecek miydin? Beni aramadığına inanamıyorum!”
“Yapmama izin verir miydin?”
“Elbette hayır, hayatımda gördüğüm en saçma çözüm bu!”
“İşe yarayacak inanıyorum. O bir mucize!” dedi ve hali kalmadığı için yeniden gözlerini kapattı Leyla.
“Hey Allah’ım hastamız birdi, iki oldu! Ah çocuklar ne diyeyim ben size!” diyerek saate aldırmadan Mehmet beyi aradı hemen ve Leyla’nın yaptığı şeyi anlattı. Kızın ne kadardır yerde yattığını bile bilmiyordu.
“Hay Allah!” dedi Mehmet bey, “Şimdi ikisi de mikrop aldıysa onunla da uğramamız gerekecek, antibiyotik vardır revirde, ben yollatırım sana. “
“Baticon kullanmış sanırım ikisinin avuçlarında da vardı. Kanı durdurdum. Yerde çok sızıntı yoktu. Yorganın ve çarşafın görüntüsü pek hoş değil. Safir’in kolu yukarıda kaldığı için onun fazla kanaması olmamış sanırım. Ateşi de düşmüş gibi.”
“Ender keşke bir çare bulmadan konuşmasaydı Leyla ile!” dedi Mehmet bey, “Artık olan olmuş, kız kendini feda etmiş. Bekleyip göreceğiz, saat başı haberleşelim, ateş gerçekten dediğin gibi düşerse, belki de gerçekten işe yaramış olabilir!”
“Böyle bir ihtimal var mı?” dedi Rıza bey çaresizlikle.
“Evet elbette var! Sonuçta Safir’in kanına kızın kanının ne kadarının karıştığını bilmiyoruz ama birazı bile karıştıysa biz çözüm ürete kadar zaman kazandırabilir!”
“İki üç gün idare eder mi? Fırtına daha önce durmayacakmış biliyorsunuz!”
“Bekleyip göreceğiz!” dedi Mehmet bey, “Ben Ender’e sabah söylerim, sen şimdilik onları arama, karı koca Safir’i yeniden kaybetmekten korktukları için mahvoldular zaten!”
“Tamam aramam, size haber veririm yine!” diyerek kapattı telefonu Rıza bey.
İkisinin o kanlı yatakta yatmalarına gönlü razı olmadığı için kucaklayıp kaldırdı ve salona taşıdı onları, yatağı temizleyip, temiz çarşaflar serdikten sonra da geri getirdi. Bu arada beş dakikada bir durup, Safir’i ıslak bezle silmeyi ihmal etmiyordu. Bir saatin sonunda Safir’in ateşi gerçekten de biraz daha düşmüş gibiydi. Alnında biriken terlerde bile azalma vardı.
“Ah Leyla! Başardın herhalde!” dedi gözleri dolarak, Mehmet beyi arayıp bildirdi durumu, ateş ölçer bulamadıkları için sadece tahmin yürüterek ateşin derecesini anlayabiliyorlardı.
(devam edecek)