Yaşamak gibi – Bölüm 12

Safir, Leyla için her şeyi yapabilecekmiş gibi hissediyordu kendini. Daha önce de hoşlandığı kızlar olmuştu ama nedense Leyla’ya hissettikleri kendine bile tarif edemediği kadar yoğundu. Onu gördüğünde nefesi hızlanıyor, ona yaklaştığında kalbi daha hızlı atıyordu. Leyla’da daha önce hiç böyle sevilmemişti. Safir ona olan aşkını söyleyip, belli ettikçe tıkanıyor, ne söyleyip, nasıl karşılık vereceğini bilemiyordu. Yade ve Osman’ı tanıyordu aşıklar olarak ve onlara her zaman hayranlık duymuştu ama şimdi kendi başına gelince bir türlü sahiplenemiyordu olanları, aklı almıyordu. Kalbi patlayacakmış gibi oluyordu Safir’i düşündüğünde, yüzü kızarıyordu. O başına gelenleri anlatıp, vakıftan bahsettiğinde hissettiklerini bile söyleyememişti. Osman’ın korkularını dinlediğinde kalbinin orta yerine düşen o kocaman şüpheden de bahsedememişti.

Beş ya da altı yıl önce babasının zoruyla Safir’in ailesinin kurduğu vakfının ilaç geliştirmek için anlaştığı şirketlerden birinde gönüllü olmuştu. Verilen para iyi olduğu ve genç insanlar arandığı için babası onu zorlamıştı. O zamanlar reşit bile olmadığı için bu yapılan işlem kayıtlara alınmadan karşılığı babasına nakit olarak elden ödenmişti. Süreç boyunca iki hafta onu özel bir odaya almışlar, sonra kanına bazı ilaçlar vererek onu odada bırakmışlardı. Uyandığında ise babası gelip onu almıştı. İki hafta orada kaldığını babasından duyunca çok şaşırmış ve içeride neler olduğunu bile anlayamamıştı. Tek bildiği altı ay boyunca geceleri ateşlendiğiydi. Geri geldiklerinde ateşi uzun süre düşmeyince babası şirketi aramış, şirket bunun normal olduğunu, ateşlenme sona erdiğinde onu yeniden getirmesini söylemişti. Altı ay sonra geceleri yükselen ateşi gerçekten de bir anda kesiliverince babası yine para vaat edildiği için onu yeniden şirkete götürmüş, kanından örnekler alıp, onu geri göndermişlerdi. Söylediklerine göre başlangıçta bir uyku ilacı olarak formüle edilen ilaç, Leyla’nın bedeninde test edilerek beyine giden kan akışını hızlandıran bir yapıya dönüştürülerek, darbe alarak komaya giren hastaların uyandırılmasında kullanılmak üzere geliştiriliyordu. Altı ayda Leyla’nın kanında ilacın yarattığı tahribat tespit edilmesi için de kanının alınması gerekiyordu. Altı ay boyunca Leyla’nın bedeni kan akışının hızlanması nedeni ile sürekli yüksek ateş ve eklem ağrıları yapmış, vücut sonunda bu akışa uyum sağladığında ise belirtiler yok olmuştu. İlaç Leyla’nın damarlarında dolaşmaya devam edecek ama artık belirtilerin hiç birisi gerçekleşmeyecekti. Onlara verilen bu bilgilerin ardından paraları ödendi ve bir daha kimse onları aramadı. Gruptakilerin hiç birinin bu hikayeden haberi yoktu, Safir’in anlattıklarını dinleyene kadar Leyla’da hatırlamıyordu. Hatırlayıp söylemek istese bile, Safir’in ona olan duygularını anlatmasına şaşırdığı ve çok heyecanlandığı için ağzını açıp tek kelime bile söyleyemedi. Ayrıca babasının vakfının çalıştığı şirketin kayıtsız bir şekilde insan kobaylar kullanıyor olduğunu söyleyerek Safir’i üzmek istememişti. Üzerinde denemelerine izin verdikleri o ilaç olmasa belki Safir’i hayata geri getiren bu tedavi yapılamayacaktı. O gece daha sakin düşünmeye çalışarak, bu konudan ona hiç bahsetmemenin daha doğru olduğuna karar verdi. Hayat onu Leyla’ya getirdiği içi minnettardı, hayatında ilk defa gerçekten sevildiğini hissediyordu. O berbat gölün kokusu, derme çatma bu kulübeler, canını yakan babası bile umurunda değildi artık. Kanına karıştırdıkları o kimyasallar sayesinde kurtarıcısı gelmiş ve onu bulmuştu. Leyla’nın bilmediği onların üzerinde yapılan testlerin ardından ilacın aslında piyasaya hiç çıkartılmayıp, rafa kaldırılmış olmasıydı. Safir, ilaç kanı akışını hızlandırmaya devam ettiği için baş dönmesi yaşayıp bayılıyordu. Mehmet bey ona verdiği ilaçlarla vücudundaki bu dengeyi korumaya çalışıyordu. Leyla’nın bedeninde gerçekleştiği gibi altı ayda ilacın etkileri herkeste kaybolmadığı gibi, deneklerin yüzde ellisinden fazlasında da beklenilen sonucu vermiyordu. Leyla az etkilenen, Safir ise ilaç sayesinde uyanabilen şanslı azınlıktandı şimdilik.

Dilek ve annesi Tülin hanım sabaha kadar bir yandan ağlayıp, bir yandan götüreceklerini toplamışlardı. Tülin hanım içine düştüğü bu berbat hayattan sadece kızını bile kurtarabilse şans sayacakken şimdi onun önüne de bir çıkış yolu sunulmuştu. Gidecekleri yerin neresi olduğunu bilmese bile peşine düşeceklerin onları asla bulamayacakları bir yer olduğunu hissedebiliyordu. Dilek genç kızlığa adımını atmadan önce bu hayatın içinden çıkacak olması için hep dua etmişti. Birlikte olmak zorunda olduğu erkeklerin hiç birini kulübeye getirmemiş, bir kızı olduğunu herkesten sor gibi saklamıştı. Safir denilen delikanlı gerçek bir kahraman gibi hayatlarına girmiş, onları bir bataklığın içinden çıkarabileceğini söyleyerek hayatları boyunca hissetmedikleri bir heyecan dalgası yaşamalarına neden olmuştu. İçten içe bu kadar büyük bir mucizenin gerçek olup olmadığını sorguluyor ve gittikleri yerde başlarına kötü şeylerin gelme ihtimalini düşünüyor olsa bile Dilek’e hiç bir şey belli etmedi. Sabah olduğunda anne kızın küçük çantaları hazırdı. Hayatlarının özeti bile olmayan bu eşyaların çoğu Dilek’e aitti. Tülin hanım geceleri kullandığı çamaşırlar, kıyafetler ve kozmetik ürünlerinin hiç birini yanına almıyordu. Safir’in söylediği saat gelene kadar elleri titreyerek bekledi kulübede kızıyla birlikte.

Yelda kulübelerine döndüklerinde Osman’a bir gün önceki heyecanından sonra tüm o şüphelere nasıl kapılıp, Safir’e sorular sordu. Aslında Osman’da bilmiyordu ama o da Tülin hanım gibi kurtuluşun bu kadar kolay ve yakınlarında olmalarına çok şaşırmıştı. Bu bataklıkta yaşayan insanların hiç birine bu kadar hızlı ve kolay bir çözüm üretilebileceğini rüyasında bile görse iyiye yormazdı. Kendine bir şey olmasından korkmuyordu ama eğer Safir bir sahtekarsa Yade’yi ona yem etmeyi asla göze alamazdı. Geride onu güvenle bırakabileceği bir yer olsa bırakır, önce kendisi gidip, Safir’in vaat ettiği yaşam alanının gerçek olup olmadığını görmek isterdi. Ancak Yade’yi burada bırakıp gitme şansı yoktu. Kalması, gelmesinden bile tehlikeli olabilirdi.

“Biz ailelerimizden kaçarken bile bu kadar düşünmedik!” dedi Yade ona sevgiyle bakarak.

“Evet ama o zaman tek amacımız kaçmaktı, artık iyi bir hayat kurmak zorundayız! Bu bataklıktaki hayatın içinden çıkıp, herkes gibi normal bir yaşam sürmek istiyorum seninle. Sana beyaz gelinlik giydirmek, baba olmak istiyorum” dedi Osman gözleri dolarak.

“İşte şimdi bunu yaşamak için bir fırsatımız var! Bizi zorladıkları hayattan kaçarken olduğumuz gibi cesur olmalıyız. Bu kadar kötü bir yerde yaşadık bunca zamandır. Gittiğimiz yerde de koşullar ne olursa olsun yine yaşarız!”

Onlar da gece yanlarına alacakları eşyaları gözden geçirdikten sonra, sabah işlerine gittiler. Safir’in minibüsü akşam üzeri ancak gelebilecekti.

Leyla’nın gece heyecanını paylaşabileceği kimsesi yoktu yanında. Aslında bu güne kadar dışarıda ne kadar hayat dolu gözükürse, gözüksün geceleri hep tek başına kalmıştı karanlığın içinde. Karanlık ve şiddet doluydu gece onun için. Babasının kumardan sarhoş geldiği o gecelerin sadece bir kaçında kazandığı için dayak yememişti. Görünürde kumarda kaybetmesi ile Leyla’nın bir bağı olmasa da her gece alkolden kendini kaybeden adam, kulübeye gelince karısının başka bir adamla onları nasıl terk ettiğini hatırlıyor ve küçük bir çocukla berbat şartlarda ortada kalmanın acısını yine Leyla’dan çıkarıyordu.

Karısı varken kızı ve onun için elinden geleni yapan dürüst bir adamdı İsmail bey. Oturdukları ev karısının ailesinden kalma eviydi. Daha iyi bir hayat için ikisi de çalışıp para biriktiriyorlardı. Amaçlarına ulaşmalarına çok az bir zaman kala karısı bir not bırakarak tüm birikimlerini alıp kaçıverdi. Üstelik oturdukları evi de başkasına satmıştı.

(devam edecek)

Yorum bırakın