Öyle ya da böyle yolu buraya düşen her insanın dram dolu bir hikayesi vardı. Kimse durup dururken hayatında her şey yolundayken gelip böyle bir yaşamı seçmemişti. Rıza beyin Safir’e söylemeye çalıştığı şey de buydu aslında. Safir kendini bu insanların arasında bulmaya çalışıyordu. Kendini ya da kaybettiği umudunu. Leyla’nın ve diğerlerinin başlarına gelen her şeye ve tüm yoksunluklarına rağmen umutları olduğunu görmek onu motive ediyordu. Gündüzleri mümkün olduğunca Leyla ve diğerleri ile vakit geçiren Safir akşamları da Rıza beyle bunları tartışıyordu. Rıza beyin hayat tecrübesi, olaylara bakışı, algıları Safir için önemliydi. Babasının durup dururken onu seçmediğini biliyordu.
İşin artık sonuna geldiğinde hâlâ tam olarak ne yapacağına karar vermemişti. Boya bitince Hüseyin bey ona elbette farklı işler verecek ve karın tokluğuna yapmaya devam etmesini isteyecekti ama Rıza beyi daha fazla orada kalmak için ikna edebileceğini sanmıyordu. Bir yandan olanı biteni kafasında tartıyor bir yandan uygulamak istediği planlarını gözden geçirirken yine o baş dönmelerinden biri geldi ve kendinden geçiverdi. Leyla salçalı ekmeği ile yukarı çıktığında, Safir’i yerde yatarken bulunca hemen yanına koşup yere oturdu ve başını dizlerinin üzerine alıp onu ayıltmaya çalıştı.
“Safir? Safir iyi misin? Aç mı kaldın? Neyin var?”
Safir kısa süren baygınlığının ardından gözlerini açtığında Leyla’nın güzel yüzünü hemen üzerine eğilmiş bulunca hayal gördüğünü sandı önce.
“Çok şükür çok korkuttun beni iyi misin?” dedi Leyla endişeyle.
“İyiyim merak etme!” dedi Safir doğrulmaya çalışırken ama Leyla onu omuzundan tutup geri yatırdı dizlerine hemen.
“Ne yapıyorsun aniden kalkılır mı? Şimdi yine başın dönecek!”
Onun dizlerinde olmaktan hoşnut olan Safir hiç ikiletmedi bu teklifi ve gülümseyerek bıraktı başını yeniden.
“Karnın mı aç yoksa?” diyerek ekmeğinden bir parça kopartıp, yedirdi Leyla hemen, “Bir yerin acıdı mı?”
“Farkında değilim!” dedi Safir ekmeği çiğnerken, daha önce salçalı ekmek neden yemeğine şaşıyordu kendi kendine.
“Biz çalışalım siz burada romantizm yapın!” diyen Kazım’ın sesine döndüler ikisi de, Leyla panikle kalkmaya çalışırken Safir’in başını yere vurmadan doğrulmasına yardım etti önce ve “Bayılmıştı geldiğimde!” dedi hemen.
“Görüyorum bayıldığını! Sen de bu kadar saf olma!” dedi Kazım ters ters, “Hüseyin ağabey çağırıyor müşteri geldi!” diyerek indi aşağıya. Leyla kıpkırmızı olmuş başını önüne eğmişti, “Sonra görüşürüz!” diyerek indi Kazım’ın peşinden hemen.
Safir üzüldü kızın onun yüzünden kendini kötü hissetmesine ve kararını verdi o an. Yardım edecekti bu insanlara, buraya boşuna gelmiş olamazdı. Leyla’ya başka koşullar altında görüşmek istiyordu artık. Kazım’ın suratının ortasına bir yumruk çakmamak için zor durmuştu az önce. O gün işten sonra Leyla ve arkadaşları ile buluştuklarında Leyla’nın onun yüzüne bakamadığını fark etti. Herkesin içinde bir şey sormak istemediği için farkında değilmiş gibi davranmaya çalıştı.
“Senin hikayen ne Safir ağabey?” diye sordu Dilek herkesin yerine, diğerleri onun hikayesini merak ediyorlardı.
“Ben de sizinle bunu konuşacaktım!” dedi Safir kendinden emin bir sesle, “Sanıyorum hep birlikte buradan kurtulmak için bir planım var!”
“Sahi mi?” dedi Osman heyecanla
“Evet ama önce ben de size kendi hikayemi anlatayım! Sonra plana geçeriz!”
Leyla geldiklerinden beri başını kaldırıp ilk kez baktı onun yüzüne, Safir ona gülümsedi ve ailesinden ve vakıftan hiç bahsetmeden geçirdiği kazayı anlattı ilkin, ardından komaya girdiğini ve doktorların ona deneysel bir tedavi uyguladıklarını söyledi.
“Gönüllü mü oldun?” dedi hemen Yade, “Yani para karşılığı demek istiyorum!”
“Aslında gönüllü olmadım çünkü karar veremeyecek kadar komadaydım!” dedi Safir gülerek, “Benim yerime bu kararı babam verdi!”
“Rıza amca!” dedi Dilek heyecanla, kitapları gidip onun aldığını öğrenince çok sevinmiş, Safir ile kulübeye gidip Rıza beye teşekkür etmişti uzun uzun.
Safir bir şey demedi Dilek’in yorumuna, tedavinin onu komadan çıkardığını, belirli ilaçları kullanmaya devam ettiğini ancak sonrasında ona neler olacağını onun da bilmediğini söyledi. Leyla’nın gündüz şahit olduğu bayılmayı da anlatarak, bunun da tedavinin bir yan etkisi olduğunu söyledi. Bu yüzden hayatının geri kalanı ile ilgili kesin planlar yapamadığını ve onlarla tanışana kadar da kendini kaybolmuş hissettiğini anlattı.
Oralarda duymaya alışık olmadıkları kadar sıra dışı bu hikaye karşısında hiç biri şaşkınlıklarını gizleyemediler. Leyla o kadar üzülmüştü ki, gözleri dolmuştu hemen.
“Daha bitmedi!” diye devam etti Safir ve aslında orada neden durduklarını ve neden o lokantada karın tokluğuna çalışmaya başladığını da anlattı doğruca.
“Yaa!” diyerek başını Osman’ın omuzuna bıraktı Yade hemen. Dilek heyecanla Leyla’nın yüzüne bakıyordu. Leyla o kadar şaşırmıştı ki gülse mi, ağlasa mı emin bile değildi, “Yani sen benim için mi kaldın burada?” dedi sesi titreyerek.
“Evet, Kazım haksız değildi yani sana bayıldığım için buradayım! Sensiz de buradan ayrılmaya hiç niyetim yok!”
Leyla bir kez daha kıpkırmızı oldu.
“Planın ne?” diye sordu Osman heyecanla, “Bir planım var dedin!”
“Bizi de götürecek misin Safir ağabey?” diye araya girdi Dilek endişeyle, “Yoksa sadece Leyla ablamı mı götüreceksin!”
“Hepimiz gideceğiz!” dedi Safir, Leyla’nın yanına gidip oturmuştu o sırada, onun küçük elini avuçlarının içine aldıktan sonra anlatmaya devam etti.
“Bir yer biliyorum! Buradan epeyce uzakta bir yer! Sizler her şeyi arkanızdan bırakıp gitme konusunda ciddiyseniz ben de hepimiz için orada bir yaşam olabilir diye düşünüyorum!”
“Hazırız!” dedi Yade heyecanla, Osman iyice sarılmıştı sevgilisine, “Hazırız!” dedi Dilek’te, annesi, Leyla bir gün giderse, kurtulması için onu yanında götürmesini söylüyordu hep ama Safir ağabeyinin annesinin gelmesine itiraz edeceğini sanmıyordu o.
Safir dönüp, Leyla’nın gözlerine baktı cevap vermesi için, Leyla başını salladı heyecanla, “Gerçekten gidecek miyiz?”
“Gideceğiz!” dedi Safir, “Siz toparlanmaya başlayın ben de gerekli bağlantıları kurayım, bir iki güne size haber vereceğim tamam mı?”
“Bir iki güne gidecek miyiz yani?”
“Evet öyle olur diye umuyorum!”
“Safir ağabey! Şey! Annem de bizimle gelebilir mi?”
“Tabi ki!” dedi “Safir onu neden arkamızda bırakalım ki?”
Leyla ağlamaya başladı heyecandan, o ağlayınca, Dilek ve Yade’de ağlamaya başladılar. Safir ve Osman sarıldılar üçüne birden “Her şey mümkün!” diye mırıldandı Safir, “Evet, her şey mümkün!”
Rıza beye danışmadan aklındaki tam olarak açıklamak istemiyordu arkadaşlarına, zaten bu planı uygulayacaksa Rıza beye danıştıktan sonra da babası ile konuşması gerekiyordu, bahsettiği yer babasının uzun yıllar önce vakfa ait bir tesis kurmak için satın aldığı bir arazideydi. Herkes dağılırken o Leyla’nın elini hemen bırakmadı ve diğerleri gittikten sonra onu kendine çekip “Bu gün olanlar için üzgünüm, seni öyle bir duruma sokmak istemezdim!” dedi nazikçe, ona bu kadar yakın durmaktan heyecanlanan Leyla “Sorun değil! Ben bu akşam anlattıklarının etkisindeyim daha çok!” diye gülümsedi. Safir sevgiyle alnından öptü onu ve sonra babasının ona bir şey yapmasından çekindiği için kulübesinin yakınına kadar götürüp, kendi kulübelerine döndü.
Rıza bey yemeklerini yerlerken Safir’i dikkatle dinleyip, “Kararını verdin o zaman?” dedi ciddi bir ses tonuyla.
“Evet!” dedi Safir, “Senin ne düşündüğünü bilmek istiyorum!”
“Sana zaten düşüncelerimi söyledim! Kararın ne olursa olsun, arkanda olduğumu da!” dedi Rıza bey gülümseyerek, “Şimdi söyle bakalım benden ne istiyorsun?”
“Önce annemle konuşmalıyım!” dedi Safir, “Her şey için teşekkür ederim Rıza amca, hayatımın bu döneminde yanımda sen olduğun için gerçekten şanslıyım!”
(devam edecek)