İlayda – Bölüm 1

Fatih bey her zaman olduğu gibi bir iş seyahatine hazırlanıyordu. Şule hanım kocasının valizine müdahale etmeden yatağın üzerine oturmuş kızları İlayda’nın saçlarını taramakla meşguldü.

“Babacığım çok kalacak mısın?” diye sordu henüz sekiz yaşında olan İlayda.

“Merak etme göz açıp kapayıncaya kadar gelirim!” dedi babası gülümseyerek.

“Neden biz de seninle gelemiyoruz, annemle otelde senin işlerinin bitmesini bekleyebiliriz!”

“Haydi bakalım saçlarını taradığımıza göre gidip, babaannene iyi geceler öpücüğü verebiliriz!” diyerek kaldırdı Şule hanım onu ve elinden tutup odadan dışarı çıkardı. Fatih bey kızına cevap veremeden baktı ikisinin arkasından ve valizini toparlamaya devam etti.

“Babaanne, babam yine gidiyormuş!” diye sızlanarak koştu salona İlayda.

Dilber hanım torununu kucağına alıp, gelinine baktı.

“Bir kaç güne dönerim dedi!” diyerek geçiştirdi Şule hanım. Kocasının gidişinden duyduğu rahatsızlık her halinden belli oluyordu.

“Baban yokken yine ikimiz uyuruz olur mu?” dedi torununa dönüp, “Sana kitap da okurum!”

“Tamam!” dedi İlayda sevinçle sarıldı babaannesinin boynuna. O sırada çantasını kapatan Fatih bey salona gelince, İlayda babaannesinin kucağından fırlayıp yeniden babasına koştu ve sarıldı.

“Babaannem bana kitap okuyacak ama iki geceden fazla kalma tamam mı? Kitaplarım iki gecede bitecek kadar kısa!”

“Tamam güzel kızım merak etme!” diyerek eğilip kızına sarıldı Fatih bey sonra onu kucaklayıp, annesinin elini öptü ve sonra karısının yanağına bir öpücük kondurup, kapıya yöneldi. İlayda’yı yere bırakıp, “Sana o sevdiğin şekerlemelerden getireceğim!” diyerek saçlarını okşadı ve sonra çantasını alıp çıktı evden.

Çocuğun kapanan kapıya dönük hüzünle beklediğini gören babaannesi “İlayda haydi gel kitabını seçelim!” deyice de koşup, onun elinden tuttu ve birlikte odasına çıktılar.

Şule hanım herkes salondan çıkınca, kendini kanepeye atıp, televizyonu kapattı. Biraz sessizliğe ihtiyacı vardı. Arabanın garajdan çıktığını duydu önce, sonra da caddeye açılan demir kapının yana kayarken çıkardığı o metalik uğultu doldu kulaklarına. Gözlerini kapatıp, başını koltuğun arkasına bıraktı.

Başlarda çok özlerdi Fatih beyi bu seyahatlere çıkınca, Dilber hanım evlendiklerinden beri onlarla oturuyordu. Kocası sürekli dışarıda olunca kayınvalidesi ile büyütmüşlerdi kızını. Çok iyi bir kadındı Dilber hanım. Hiç bir zaman kendi evladından farklı yere koymamıştı gelinini. Hatta oğlundan çok sahip çıkmıştı ona. Biliyordu başkası çekmezdi Fatih beyi. O da çekmişti Fatih’in babasından, yıllarca kimse yanında olmamış, oğlu ile baş başa gidecek yeri olmadan beklemişti. Rahmetli kocası giderken çok mal mülk bırakmıştı onlara ama Dilber hanımın da bütün ömrünü tüketmişti. Tam oğlumdan güleceğim derken onun da babası gibi olmasıyla bir kez daha hatırlamıştı her şeyi ve gelini ile torunun onun yaşadıklarını yaşamaması için elinden geleni yapmıştı.

“Sabırlı ol kızım!” demişti Şule hanıma, “Biz iki kadın bununla baş edebiliriz! Her zaman kızını düşün önce!”

Şule hanım da, Dilber hanımı anne yerine koymuştu her zaman. O kadar güzel ve temiz bir kalbi vardı ki, kayınvalidesi ve kızına tutunarak gelmişti bu günlere kadar. Evde huzuru korumak için sessiz kalmış, kocasının hatalarını bırakıp, onu anlaması için dua etmişti her zaman.

“Sen benim limanımsın, sensiz yaşayamam!” derdi Fatih bey , “Evden uzak olduğum her an benim için buradan başka bir yuva olmadığını anlıyorum. Senin huzurlu sessizliğin, sevgi dolu kucağın ve beni bekleyişinin hasreti var içimde.”

“O zaman neden?” diye soruyordu Şule hanım ağlayarak, “Neden yapıyorsun?”

“Lanet olası bir korkağım belki de, belki de seni ve kızımı hiç hakketmediğimi düşünüyorum. Seni değil kendimi cezalandırıyorum. Babamın yokluğunda annemin çektiklerini hatırlıyorum, onun peşine düşüp, eve gelmesi içim yalvardığım günler geliyor aklıma. Annemi üzdüğü için ona nasıl kızdığımı düşünüyorum. Nefret ediyorum ondan aldığım bütün hücrelerimden! Arınmak istedikçe günaha batıyorum! Çaresiz bir aşığım yine de! Kızım ve senden başka bir gerçek yok benim için!”

Henüz on dokuzunda aşık olup evlendiği kocasının her sözüne kanıyordu Şule hanım, liseden sonra okutmamışlardı. Fatih bey gibi zengin bir damat gelince de geri çevirmemişti babası. Şule hanım da görür görmez aşık olmuştu kocasına. Babası da istese zoraki bir evlilik değildi yaptıkları. Onu uzaktan görüp beğendiğini, gizlice takip ettiğini, yanından geçerken saçlarının rüzgarını koklamak için köşelere gizlendiğini dinleyince dizilerde gördüğü o aşkı bulduğuna inanmıştı. Dünyanın en güzel, en değerli kadını gibi hissetmek, orta halli bir ailenin kızı olarak kırmızı halılar üzerinde masal gibi bir gelin olmak aklını başından almıştı. Oğlunu tek başına evlendiren Dilber hanım, Şule’nin ailesi hiç bir şey istemese de yağdırmıştı bohçaları, ikisinin en özel günleri için hiç bir şeyi esirgememiş, Şule’yi ve ailesini kırmamak için elinden geleni yapmıştı. Kendi sahip olamadığı mutluluğu oğlu ve gelini yaşasın, hiç bir şeyden eksik kalmasınlar istemişti.

Çok kıskanan olmuştu Şule’yi, böyle zengin ve aşık bir kocaya, böyle değerli gelin gitmek her genç kızın rüyasıydı. Günlerce konuşuldu, gelinliği, düğünü arkasından. Fatih bey karısını alıp uzun bir tatile çıkardı önce, gitmediği yerlere gidip, bir erkeğin hayatının baş tacı olmanın sarhoşluğunu yaşadı. Bir peri masalının içinde yaşadığını sanıyordu aylarca, kızlarına hamile kaldığında kocası ona düğünde taktıklarından daha değerli bir altın set hediye etti. Giderek yoğunlaşan işleri yüzünden bazen geç gelip, bazen gittiği iş seyahatlerinde kayınvalidesi hiç ayrılmadı yanından. Zor geçiyordu biraz hamilelik ama mutluydu yine de.

Kızları doğunca Fatih beyin sevinci görülmeye değerdi. Yere göğe koyamadı onu günlerce, doğduğundan beri de hiç değişmedi sevgisi. İlayda babasına o kadar düşkündü ki, onun her seyahatinde Şule hanım kızını günlerce teselli etmek zorunda kalıyordu ve baba kızın her buluşması, filmlere konu olacak bir duygusallıkta yaşanıyordu. Belki de kızına olan bu aşkı yüzünden sevmeye devam ediyordu Şule hanım kocasını. Belki de ikisine de daima dünyanın en değerli taşları gibi davrandığı için bilinci ayırdına varamıyordu olanların. Başına geleni anlıyor da konduramıyordu.

“Adam olacak!” diyordu Dilber hanım, on yıllık evlilikleri boyunca hep aynı şeyi söylemişti, “Adam olacak!”

Kendini mi kandırıyordu daha çok, gelinini mi ikisi de bilmiyordu ama kaynana-gelin ikisi de bu söze inanıyorlardı.

“Adam olacak!”

İlkinde Şule hanım yakalamıştı bir seyahat dönüşü valizini boşaltırken bir kadın iç çamaşırı çıkmıştı içinden. Kendince hiç bir açıklama bulamadığı bu çamaşırı, kocasının yastığının üzerine bırakmıştı. Gece pijamalarını almak için yorganı kaldıran Fatih bey, görür görmez anlamıştı savunulacak bir tarafı olmadığını gözlerini kaldırıp, onu izleyen karısına bakmıştı.

“Senin için almadığımı bilecek kadar akıllısın!” demişti, “Senin zekanla alay edecek değilim!”

“Kalbimle de etme!” demişti Şule hanım.

Bütün gece dil dökmüştü karısına, bir yanılgı, bir heves, bencillik, korkular güneşi karısı kollarında karşılamıştı kendini affettirip.

İkincisi yakaladığı bir telefon konuşmasıydı, “Karımın doğum günü!” diyordu karşı tarafa, “Sana onu bırakmayacağımı söylemiştim! Hafta sonu geleceğim, kırmızı bikinini unutma!”

Hayatının en berbat doğum günü olmuştu elbette. Kadın musallat olmuştu bu defa, o yüzden öyle söylemişti. Hafta sonu bir yere gitmediğini görünce o da anlayacaktı. Aynı kadındı, yakasını bırakmıyordu. Telefonda oyalayıp duruyordu rezillik çıkarmasın diye. Söz vermişti ve bir daha karısını asla aldatmayacaktı. Ertesi geceye kadar süren göz yaşları ve söz vermeler ile yine ikna olmuştu kocasına.

(devam edecek)

İlayda – Bölüm 1” için bir yanıt

semrasuer65 için bir cevap yazın Cevabı iptal et