“Ne güzelmiş buralar değil mi halacığım?” dedi Suna halasının koluna girerek. Denizi seyredilen tepelerden birine gelmişlerdi.
“Çok güzel ya! Rıfat’a teşekkür edelim bizi getirdi buralara!”
Suna kıkırdadı hemen.
“Ben çocukken, babam, amcalarım, kuzenlerim pikniğe gelirdik buralara!” dedi Rıfat, o zamanlar bu kadar da turistik değildi. Gelen giden oluyordu tabi de, daha yereldi yani. Şimdi her yerden insanlar geliyor buraya.” diye anlatmaya başladı Rıfat, Uğur ile babası yetişsin diye vakit kazanmaya çalışıyordu.
“Türkiye’nin tek fiyordu olarak tarihe geçmiş bir yer ayrıca duymuşsunuzdur mutlaka. Açıktan geçen gemiler tarafından görülmediği için eskiden korsanlar saklanırmış buraya. “
“Öyle mi?” dedi Suna, o da ilk defa duyuyordu bunları.
“Tabi bak burada ağaçlar rüzgarın tersi yönüne eğilidir hep, amcam bilir asıl hikayeleri. Burada olsa anlatırdı size şimdi.” dedi devam etti yan gözle Suna’ya bakarak.
Mercan hanım, Rıfat’ın amcası kim bilmediği için hayran hayran dinleyip, tadını çıkardı manzaranın. Sonra yeniden aşağı sahile indiler. Denize yakın çimlerin üzerine kurulmuş tahta masaları olan bir kır lokantasına oturdular. Rıfat birer çay söyledi onlara. Artık buluşma saati geldiği için Suna ile ikisinin gözleri yoldaydı.
Oğlunun park ettiği arabadan inen Vedat bey, “Burada mı buluşacağız?” dedi kır lokantasına bakarak.
“Evet Rıfat burada olacak!” dedi Uğur.
“Oğlum madem iş halledeceğiz ne demeye sahil lokantalarında buluşuyoruz sevgililer gibi?”
“Rıfat’a söylersin karşılaşınca!” dedi Uğur bozuntuya vermeden ve ileride kuzeni ile yanındaki görüp gülümsedi. Suna’da onları görmüştü. Halasının aşık olduğu adamı çok merak ettiği için gözünü onlardan alamıyordu. O bakınca Rıfat ile Mercan hanım da dönüp baktılar.
“İşte oradalar!” dedi Uğur ve onlara doğru yürümeye başladı. Vedat bey masada iki kadın görünce şaşırdı, “Ne karıştırmış bu çocuk yoksa kızı hamile mi bırakmış?” dedi oğluna fısıldayarak. Uğur kahkahayı patlatmamak için zor tuttu kendini.
“Gidip öğrenelim!” dedi ciddi bir ses kullanmaya çalışarak.
“Amcamla, kuzenim geliyor!” dedi Rıfat Mercan hanımın uzaktan tanımadığını anlayınca, “Az önce bahsetmiştim ya hani?”
Vedat bey oğlunun arkasından gelip Rıfat’a baktı önce, sonra dönüp Suna’ya baktı kuzeninin başını belaya soktuğu kız olmalıydı, tanıdı bir yerden ama emin olamadığı için dönüp annesine bakmak isteyince kaldı öylece. Mercan hanım da donmuş kalmıştı oturduğu yerde. İkisi de birbirilerini tanıdılar ama çocukların yanında belli etmekle, etmemek arasında kalınca dondular.
“Amca bu kız arkadaşım Suna” dedi Rıfat onların halini görünce, “Bu da annesi Mercan teyze!”
“Mercan teyze bu da amcam Vedat ve kuzenim Uğur!”
Suna halasının dolan gözlerini hemen fark edince, “Halacığım tanıyor gibi bakıyorsun!” dedi onu çözmek için.
“Tanıyoruz!” dedi Vedat bey dayanamayıp ama hâlâ yeğeninin Suna ile başını belaya soktuğunu sandığı için ne söyleyeceğini bilemiyordu.
“Merhaba Vedat!” dedi Mercan hanım.
“Merhaba Mercan!”
“Çocuklar size göstereceğim şey arabada!” dedi Uğur hemen.
“Tamam gelelim!” diyerek kalktı Rıfat, arkasından Suna’da kalkınca Mercan hanım baktı yeğenine. Onun gülüşünden bunun plansız bir buluşma olmadığını anladı. Gençler yürüyüp gittiler hızlıca.
“Haberin var mıydı?” dedi Vedat bey, onun da gözleri dolu doluydu.
“Yok! Suna, Rıfat seninle tanışmak istiyor deyince. Ben de, geldim! Bilmiyordum senin amcası olduğunu! Çocuklar nasıl bildiler?”
“Rıfat’ın okulunda gördüm ben seni iki yıl önce! Kızınla gelmiştin!”
“Yeğenim!” dedi Mercan hanım, “Kardeşimin kızı!”
“A? Ben sandım ki o zaman!” dedi Vedat bey şaşkın şaşkın, “Ben evlisin sandım, o yüzden gelemedim yanınıza!”
“Sen evlisin herhalde, maşallah oğlun da pek tatlı!”
“Eşimi kaybettik epey oldu, sağ ol, onunla yaşıyorum şimdi. Bir tane evladım var!” dedi Vedat bey ama yıllardır sormak istediği o soruyu sorması lazımdı artık “Ne oldu da ayrıldık biz söylesene? Neden bir anda evlendin?”
Deminden beri içi içini yiyen Mercan hanım da dayanamayıp ağlamaya başladı. Vedat bey kalkıp onun yanına geçti ve tuttu ellerini, “Kötü şeyler yaşadın değil mi? Geldim evinize dayanamadım aylar sonra, baban beni kovdu kapıdan!”
“Geldi mi?” dedi Mercan hanım hayretle.
“Geldim tabi, öylece vaz mı geçerim sandın! Köydekilere de sordum kimse söylemedi nereye gelin gittiğini!”
“Ah Vedat!” diye inledi Mercan hanım, gözlerinden yaşlar süzülerek anlattı başına gelenleri. Dinledikçe içi parça parça oldu Vedat beyin.
“Benim hatam!” dedi Mercan hanım sonunda,, “Cahillik ettim, acele ettim sana yazmak için! Cahilliğim beni senden, eğitimimden, kendimden etti!”
“Ben de seni bulamayınca eve döndüm, yıllarca belki yazarsın, nerede olduğunu söylersin diye bekledim. Sonra babam evlen artık deyince de işte! Bir oğlum var. Karıma da iyi gelmedim erkenden göçüp gitti!”
“Olur mu iyi gelmedin?” dedi Mercan hanım “Allah rahmet eylesin! Sevmişsindir ki evlendin!”
“Senin gibi değil” dedi Vedat bey, “O gün seni okulda görünce kalbim ilk gördüğüm andaki gibi titredi. Rıfat anlamadan seni izleyebileyim diye çok çaba sarf ettim.”
“Nasıl tanıdın beni görür görmez!”
“Sen tanımadın mı?” dedi Vedat bey gülerek, başıyla onayladı Mercan hanım da.
“Çocuklar nasıl öğrendi peki?”
“Ben oğluma bahsetmiştim seni gördüğümden, o da Rıfat’la konuştu demek ki! Ama yeğeninle onun arası nasıl olmuş bilmiyorum doğrusu!”
“Bu da kader herhalde!”
“Herhalde!”
Çocuklar birbirlerine bakmaya doyamadıkları her hallerinden belli aşıkları seyrediyorlardı uzaktan.
“Bence oldu bu iş!” dedi Suna, “Halamı hiç böyle mutlu görmemiştim! Baban da çok yakışıklıymış sahiden!”
“Saçları varken daha yakışıklıymış!” diye güldü Rıfat.
“Sen kime çekeceksin acaba?” diye kafasına vurdu Uğur, “Babam da çok mutlu! Annemden sonra birini elini tuttuğu görünce bozulurum sanıyordum ama hiç öyle olmadı! Aşık olasım geldi yemin ederim!”
Rıfat, Suna’yı kendine çekip sarıldı hemen. Uğur “Ya sabır!” diye söylendi.
“Buraya nasıl geldin peki, yeğeninin okulu için mi geldin?” dedi Vedat bey.
“Orası da başka hikaye!” diyerek iç geçirdi Mercan hanım, Mustafa’nın onu koca evinden nasıl kurtardığından başlayıp, Sinop’a geliş hikayelerini anlattı bu sefer.
“Yani sen beni bulmaya geldin zaten ve bunca yıl birbirimizi bilmeden aynı şehirde yaşadık öyle mi?”
“Seni bulmayı ummadım desem yalan olur ama yıllar geçtikte umudum azaldı. Bu gün, burada seni göreceğimi söyleseler dünyada inanmazdım! Ah Suna nasıl kandırdı beni!”
“Sen benim nasıl geldiğimi bilsen daha çok şaşarsın. Yeğenimin bulaştığı belalı insanlarla hesaplaşmaya geldim sinirle. Sonra ana kız görünce, kızı hamile mi bırakmış hayta dedim. En son seni görünce anladım hepsinin oyun olduğunu. Görmedin mi nasıl sırıta sırıta kaçtılar yanımızdan. Buralarda bir yerden izlediklerine de eminim!” dedi Vedat bey etrafına bakarak.
O dönünce hepsi birden eğildiler panikle saklandıkları yerde.
“Niye saklanıyoruz ki artık?” dedi Suna başları eğik beklerlerken, hepsi bir birine bakıp gülmeye başladılar sonra.
“Bence gidelim yanlarına baya konuştular!” dedi Rıfat. Diğerleri de onaylayınca, dolaşıp geldiler yanlarına yeniden. Çocukları görünce toparlandı Mercan hanım, Vedat bey de sandalyesini geri çekti biraz.
“Gelin bakalım haylazlar, kimin fikriydi bu plan?” dedi gülerek Vedat bey, “Sen de şöyle gel güzel kızım! Halan anlattı hikayeni. “
“Sizinkini de bana anlatmıştı!” dedi Suna gülerek.
“Aynı yaşlarda aynı kandan kızlara aşık olmuşsunuz” dedi Uğur. Suna ve Mercan hanım kızardılar hemen.
“Bu da benim patavatsız oğlum!” diye tanıştırdı Vedat bey Mercan hanıma Uğur’u.
(devam edecek)
Güzel ve sürükleyici bir yazı olmuş tebrik ederim 😌
BeğenLiked by 1 kişi