Gönül bağları – Bölüm 5

“İyi ki doğdun güzel İzmir!”

Evde konuşamadıkları için ertesi gün Gülsunar’ı okul çıkışında yakaladı bu sefer. Gülsunar onu görünce affaladı. Etraftan biri onu Sadık ile konuşurken görürse, bu defa bacaklarını kırarlardı.

Başıyla selam verip, hızlı adımlarla boş arsaya doğru fırladı. Arsa da pinekleyen köpekler kulaklarını dikip ona baktılar. Koşarak geçerse havlayıp peşine düşerler diye adımlarını yavaşlattı. Sadık yetişti arkasından;

“Dur da konuşalım biraz!”

“Olmaz geç kalıyorum!” dedi köpeklere bakarak.

“Korkuyor musun?”

“Korkuyorum evet!”

“Neden buradan geçiyorsun o zaman, yoldan yürüsene!”

“Olmaz bu gün cuma, geç kalırım oradan gidersem! Annem parçalar beni!”

“Cuma ile ne ilgisi var!”

“İstikal marşı vardı ya!” dedi Gülsunar onun neden anlamadığına şaşırarak, “İnanmıyor annem cumaları marş yüzünden geç çıktığımıza, o yüzden buradan geçiyorum vakit kaybetmemek için!”

“Her cuma mı?”

“Her cuma ama korkuyorum bu köpeklerden tabi.”

“Tamam ben gelirim her cuma geçirim buradan seni!”

Dönüp gülümsedi Gülsunar, sonra hızlı hızlı yürümeye devam etti. Sadık onunla yürümenin ona zarar vereceğini anlayınca arkasından takip etti arsadan çıkana kadar. Sonra peşini bıraktı. Ertesi cumaya kadar başka ders yapmadıkları için yine geldi okul çıkışına, Gülsunar sevindi onu görünce önce sonra toparlandı, “Sen yürü ben arkandayım!” dedi Sadık. Böylece okul kapanana kadar her hafta Gülsunar önde Sadık arkada geçtiler arsayı hiç konuşmadan.

Gülsunar Sadık gibi iyi bir öğretmeni olmasından çok memnundu. Onun olmadığı ve tabi Şehnaz’ın dışarı çıkabildiği günler ağacın altına oturup anlatıyordu olanı biteni.

“Ya Sadık ağabey çok iyidir demedim mi ben sana?” diyordu Şehnaz her zaman, “Aslında çok romantik değil mi seni arsadan öyle geçirmesi?”

“Ne romantiği Şehnaz ya? Öğretmenim o benim ama çok iyi biri gerçekten! Matematiği de anlamaya başladım sanki ama tabi notlar aynı yine düzeltemedim daha!”

Birinci sınıf bitince derslere mecburen ara verdiler, Sadık konulardan kopmaması ve eksikleri tamamlamak için yazın iyi bir zaman olduğunu söylese de Nimet hanımın umurunda olan Matematik değildi. Zaten Sadık her yaz olduğu gibi ailesi ile Alex’in memleketine gidecekti ve bir buçuk iki ay orada gezeceklerdi.

Okul olmayınca Nimet Gülsunar’ı yanında temizlik işlerine götürmeye başladı, artık büyüdüğüne göre biraz iş öğrenmesi lazımdı. Böylece öğretmen hanımla da tanışmış oldular. Annesi tembihlediği için hemen her dersten özel ders aldığını, notlarının çok iyi olduğunu, öğretmenlerinin de onu çok sevdiğini anlattı mecburen. Kadıncağız da verdiği paranın boşa gitmemesine sevindi. Ayrıca böyle gelip annesine yardım ettiği için de onu takdir etti. Hem çalışkan, hem de iyi yürekli bir gençti Gülsunar.

“Tabi ben size söyledim kızım bir tanedir!” diyordu Nimet’te ağzı kulaklarında, oysa Gülsunar’ın en akılsız kızı olduğunu söylüyordu sürekli, ablalarının yarısı kadar aklı yoktu. Yaz boyu annesi ile işe gidip durdu, elleri ve dizleri halı silmekten kıpkırmızı olmuştu. Okulun açılması için dua ediyordu ki annesi ile dolaşmak zorunda kalmasın. Bazı evlerde evin hanımları işte olduğu için Nimet kenara çekilip her işi ona yaptırıyordu Hele yapılacak ütü de verilmişse hem ona ekstradan para alıyor hem de hepsini Gülsunar’a ütülettiriyordu.

“Yarın el kapısına gidince bu işleri bekleyecekler senden, hem kocayı memnun edeceksin, hem bu işleri halledeceksin. Bak bakalım kolayına mı oluyormuş bu işler, öyle ders almak, okumaya kalkmaya benzemez. Parası nasıl kazanılıyor onu bileceksin önce?”

O yaz sonunda büyük ablasını isteyen adam parayı denkleştirince bir de kız verdiler okul açılmadan. Mahalleye gelen davulcu ve zurnacı eşliğinde evden çıkardılar ablasını. Şehnaz ve Gülsunar için çok eğlenceli bir gün oldu o gün. Herkes sokaklarda çalan müzikle oynadı durdu. Sonra ablasını alıp götürdüler.

“Bu kadar mı?” dedi Şehnaz Gülsunar’a abla arabaya bindirilip götürülünce.

“Bu kadar! Ne olacak başka?”

“Bir filmde gördüm ben evet diyorlar gelinle damat bir yere gidiyorlar, herkes alkışlıyor!”

“Hoca geldi sabah, ona dediler herhalde ama biz alkışlamadık!”

“Ne bileyim ben dans ediyorlardı o filmdekiler”

“Ne dansı ya?”

“Kızım öyleydi diyorum işte!”

“Çok televizyon izliyorsun sen!”

Gülsunar’ların evinde televizyonu gündüz küçükler, akşam da babası seyrediyordu. Öyle film, dizi hiç açılmazdı. Varsa yoksa haberleri izlerdi babası. Şehnaz okulu bırakınca gündüz evde tek kaldığı zamanlar oluyordu. Ağabeylerinin neredeyse hepsi çalışıyor, çalışmayan küçük ağabeyi de kahvede takılıyordu. Annesi de işe gittiği için o da evdeki işleri yaparken dizi, film, kadın programı ne bulursa seyrediyordu. Bazılarından çok etkilendiği için de gelip Gülsunar’a anlatıyordu. Çok yakışıklı adamlar, çok güzel kadınlar vardı, öyle güzel yerlerde yaşıyorlardı ki, hiç benzemiyordu onların yaşadığı yere.

Gülsunar’da annesi ile gittiği evleri anlatıyordu ona, kendi evlerinden sonra gördüğü apartman daireleri bile saray gibi gelmişti ona.

“Muslukların üzerinde kırmızı işaretler var, onu açarsan sıcak su akıyor. Küvet var banyoda içine giriyormuşsun yıkanırken, havuz gibi doluyormuş. “

“Gördüm ben onları filmde, perdeleri vardı ama kadını öldürüyorlardı içinde, çok kötüydü!”

“Onlar gerçek değil ben gerçeğini gördüm diyorum sana!”

Nihayet yaz bittiğinde Sadık’ta geri gelmişti seyahatlerinden. Gülsunar’a da küçük bir hediye getirmişti oradan ve vermek için sabırsızlanıyordu. Bakkalın önüne gelmeye başladı sık sık, Nimet hanım onu görüp çağırır diye düşünüyordu ama okullar açılalı bir ay olmasına rağmen ve Nimet hanım her gün oradan geçip onu fark etmesine rağmen çağırmadı. Öğretmen hanım yaz boyunca da parayı vermeye devam etmişti. Gülsunar’ı da tanıdıktan sonra çok mutlu olduğundan, hiç aksatmıyordu. Okul açıldığı için artık annesi ile gidemeyen kızı sürekli sormaya devam edince Nimet hanım ortaya çıkmasın diye Sadık’ı yeniden çağırmak zorunda kaldı. Sadık geri geldiğnde Gülsunar’ı biraz daha büyümüş ve güzelleşmiş buldu. İki ayda bile fark etmişti, “Ya da ben özledim!” diyordu kendi kendine. Hediyesini evde veremeyeceğini bildiği için okul çıkışına gitti yine bir gün;

“Bunu sana getirdim!” dedi karşısına çıkarak.

Küçük hediye paketini görünce şaşırdı Gülsunar “Ne ki bu?”

“Bir kolye aldım sana!”

“Bakayım!” diyerek heyecanla açtı paketi, incecik bir zincirin ucunda dört yaprakllı minik tatlı bir yoncaydı bu.

“Çok güzelmiş!” dedi iç çekerek Gülsunar “Ama bunu kabul edemem!”

“Neden? Takayım istersen boynuna!”

“Olmaz! Annem bunu aldığımı anlarsa parçalar beni yaşatmaz!”

“Niye bu kadar hırpalıyorlar seni?” dedi Sadık elinde olmadan.

Gülsunar bir cevap veremedi ve kolyeyi yeniden ona verdi.

“O zaman bunu al bari!” dedi Sadık, parlak kağıda sarılı bir çikolataydı elindeki.

Gülsunar aldı çikolatayı, açıp yedi hemen, panikle kağıdını ne yapacağını bilemediği için uzattı Sadık’a, teşekkür edip, koşar adım uzaklaştı. Bir yandan koşuyor bir yandan ağzında çikolata izi kalmasın diye eliyle siliyordu durmadan. Yediği en güzel şeydi bu çikolata.

“Alsaydın keşke kolyeyi!” dedi Şehnaz duyunca.

“Ya nasıl alayım, evde saklayacak yer mi var? “

“Buldum yerde derdin!”

“O zamanda alırlardı elimden! Hem niye hediye alayım ki öğretmenimden?”

“Gerçekten niye hediye almış ki sana öğretmen?”

“Yabancı ülkeye gitti ya ondandır belki!”

“Ya anlattı mı oraları hiç sana?” dedi Şehnaz heyecanla.

“Anlattı evet, her gün oturup saatlerce sohbet edebiliyoruz çünkü!” diye güldü Gülsunar, “Televizyon seyrede seyrede iyice hayalperest oldun sen!”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın