Başından belli – Bölüm 15

Gediz annesine Dilek’in çok başarılı bir öğrenci olduğunu bunu kutlamak için onu yemeğe davet etmek istediğini ama bekar olduğu için kendi evine davet etmenin uygun olmayacağını söylemişti.

“Allah Allah her başarılı öğrenciyi yemeğe mi götürüyorsun sen!” demişti annesi gülerek.

“Bazılarını!” demişti Gediz artık zaten söyleyeceğinden annesinin biraz heyecanlanmasına izin vermek istiyordu.

“Hay Allahım! Kaptıracaksın kızı başkasına, kafeye gelen giden çok o başlayalı beri, Ertan bey demiyor mu sana? Dilek’i görmeye gelen de var!”

“Ertan bey mi diyor sana bunları?”

“Oğlum kızın gül gibi açtığını görmüyor musun ne zamandır? Kafeye gelen birini beğenmese öyle olur mu bir genç kız?”

“Yok canım sanmıyorum öyle bir şey olduğunu?” dedi Gediz telefonda bozulmuş gibi yaparak.

“Sanma sen daha! Ne zaman çağıracaksın kızı?”

“Yarın!”

“Tamam haydi kapat da hazırlık yapayım ben!”

Keriman hanım oğluna sırf derslerinde başarılı diye Dilek’i yemeğe çağırmasına kızmıştı. Ayrıca annesinin evine yemeğe getirmek neydi? Dışarı niye götürmüyordu ki? Kız ne mesaj alacaktı bu yemekten şimdi?

“Ah! Bu çocuk neden evlenemedi bu yaşa kadar belli oldu!” dedi kendi kendine. Gediz’in ağabeyini arayıp, önce biraz şikayet etti, sonra sipariş listesini söyleyip, internet marketinden göndermesini istedi. Keriman hanım artık torbaları taşıyamadığından evin ihtiyaçlarını oğulların söylüyor onlar da internet üzerinden alınabilenleri, Keriman hanımın evine gönderiyorlardı hemen. Tabi telefonu kapatır kapatmaz, ağabeyi Gediz’i arayıp annesinin söylediklerini anlattı.

“Bakalım yarın ne diyecek duyunca?” dedi Gediz neşeyle.

Dilek yine hafif bir makyaj yapmış, sade güze bir elbise giymişti. Gediz ona Keriman hanımın başından beri onu istediğini söylediği için bu konuda bir endişesi kalmamıştı, geçmişi ile de bir şey anlatması gerekmediğini söyleyince iyice rahatlamıştı. Gediz’in evlenme teklifini kabul etmişti. Kendini bunun gerçek olduğunu ikna etmek için sürekli yüzüğüne bakıyor, sonra diğer elinin parmakları ile yüzüğünü okşuyordu.

“Ah Gediz!” diyordu içinden, “Öyle çok aşığım ki sana!”

Gediz, Dilek ile geldiğinde Keriman hanım her şeyi çoktan hazırlamıştı, en sevdiği şeydi oğulları için yemek yapmak, zaten torunu ve oğulları dışında nesi vardı ki? Bir gelini dünya tatlısı bir kızdı, öbürü de Dilek olursa daha gözü açık gitmezdi.

“Hoş geldiniz!” dedi yüzünde güller açarak, “Dilekciğim Maşallah bu ne güzellik kızım, kapacaklar yakında seni!” dedi oğluna yan gözle bakarak. Gediz hiç bozuntuya vermedi.

“Dilek bu kutlama yemeğini duyunca çok memnun oldu, Keriman teyzemin yemekleri çok güzel oluyor dediği için buraya geldik! Sınavı kesin alacak, o zaman ikinizi birden yemeğe götüreceğim!”

“Melih’lerin okulunda da yapışkanlı resimlerden veriyorlardı böyle!” diye homurdandı Dilek duymadan Keriman hanım ama Gediz annesinin ne söylediğini duydu, az kalsın gülecekti zor tuttu kendini.

“Ben de emeğiniz çok! Hakkınızı ödeyemem!” dedi Dilek nazikçe. Yalan söylemeyi sevmediği ve beceremediği için sürekli önüne bakıyordu, Gediz’e “siz” demeyi bırakalı çok olmuştu oysa.

“Artık hayat boyu öğrenme diye bir şey var değil mi anne? İnsanlar her yaşta öğreniyor, gelişiyor, ben de eğer isterse üniversite sınavını kazanana kadar öğretmeni olmak istiyorum!”

“Üniversiteyi bitirtirsin sen bu gidişle!” diye güldü Keriman hanım ama oğluna laf çarpıyordu yine.

“Tabi, öyle yapacağım zaten!” dedi Gediz keyifle, annesinin bu halinden çok hoşlanmıştı ama Dilek’in bakışlarını görücne çok uzatmaması gerektiğini anladı.

“Aslında üniversite bittikten sonra da Dilek’in hayat boyu öğrenme sürecine katkı sağlamak itiyorum ben!” dedi ses tonunu değiştirerek, Keriman hanım oğluna baktı, nihayet bir imada bulunuyor herhalde diye düşündü hemen. Gediz annesinin dikkatini çekince, Dilek’in elini tuttu göstere göstere. Keriman hanım Dilek’in yüzündeki kocaman gülümsemeyi görünce anladı olanları, yüzüğü de o anda fark etmişti.

“Aa! Aa!” dedi bir kaç kez peş peşe heyecanla şükreder gibi birleştirmiş gözleri dolmuştu hemen, “Dualarım kabul mü oldu yani şimdi?” dedi sesi titreyerek.

“Oldu anacığım, oldu!” diyerek ayağa kalktı Gediz, Dilek’in elini tutarak, onu da kaldırdı. İkisi birden Keriman hanımın elini öpüp sarıldılar.

“Allahım şükürler olsun! Bu günleri gösterdin ya bana!” diyordu kadıncağız heyecan içinde, “Ay nasıl sevindim anlatamam! Hemen isteyelim, hemen!” dedi sonunda boş bulunup, Dilek’in yüzünden gelip geçen gölgeyi fark etti Gediz, Keriman hanımda oğlunun yüzündeki ifadeden anladı söylediğini, “hay Allah kusura bakma kızım!” dedi, “Heyecandan ne dediğimi bilmiyorum ben! İkinizde benim evladımsınız, ben isteyip, ben veririm seni!” dedi gidip sarıldı Dilek’e. Dilek’in de gözleri dolunca, ağlaştılar bir süre.

“Ya sizinle de bir şey kutlanmıyor!” dedi Gediz gülerek ama o da duygulanmıştı. Duygu dolu ve mutlu bir akşam yemeği yediler birlikte, Keriman hanım hemen hazırlıklara başlamaya karar verdi. Onlarda bir an önce gidip gün alsınlar istiyordu. Günü belli olursa hazırlıklar ona göre yapılırdı. Gediz’in zaten oturduğu ev vardı ama Dilek beğenmezse başka eve de geçerlerdi. Gülümseyerek Keriman hanımın hızla yaptığı planları dinlediler el ele. Ertesi gün Ertan bey anlatırken hâlâ çok duygulu ve heyecanlıydı Dilek.

Ertesi gün Ertan beyin karısı ile Duygu yemek saati kafeye geldiler, arada bir anne kız gelip, kafede bir şeyler yiyor ve sonra kafe kapanana kadar oturup birlikte çıkıyorlardı. Onlar da Dilek’i hemen tebrik ettiler. İkisi de o kadar şık giyinmişlerdi ki Dilek onların bir yere gideceklerini anladı ama bir şey sormadı. Ertan bey artık ona çok güvendiği için çıkması gerekirse kafenin anahtarını ona bırakıyor, ertesi gün de Dilek açıyordu gelip. Bu hazırlığa bakılırsa birazdan çıkacaklardı ailecek. O bunları düşünürken, Melih, anne ve babası ile girdi kapıdan.

“A? Hoş geldiniz?” dedi Dilek gülümseyerek, Melih Duygu’yu pembe şifon elbisesi ile görünce hemen onun yanına gitti.

“Dilekciğim seni tebrik etmeye geldik diyerek!” ailesi de Dileğe sarıldılar ve sonra Dilek onları Ertan beyin eşiyle tanıştırdı. Onlar sohbete dalmışken kapı yine açıldı bu sefer Gediz elinde koca bir çiçek buketi, bir çikolata kutusu ve kolunda saçlarını yaptırmış ve özenle giyindiği belli olan annesiyle girdi kapıdan. Gediz’in yüzündeki o koca gülümsemeyle başlayan o akşamı hayatı boyunca hiç unutmadı Dilek. Ertan bey gidip kafenin kapısını kapattı ve “Kapalıyız” yazısını dışarıdan okunacak şekilde çevirdi.

İki aile karşılıklı iki ayrı masaya geçtiler, Gediz gelip elindeki çiçekleri ve çikolatayı Dilek’e verdiğinde, Dilek ne yapacağını bilemeden ona bakıyordu. Onu yanağından öpüp “Seni istemeya geldim aşkım!” diye fısıldadı.

Bir elinde çiçek buketi, bir elinde çikolata kutusu ağzı bir karış açık bir halde gülümseyerek ona bakan diğerlerinin yüzüne baktı tek tek. Ertan bey başıyla gelip onların masasına oturmasını işaret etti, önlüğü bile üzerinde olmasına rağmen gelip oturdu Dilek.

“Sebebi ziyaretimiz malum!” dedi Keriman hanım, “Hiç uzatmayacağız!”

“Buyurun!” dedi Ertan bey kolları kabararak, o da kızını böyle isteyeceklerini düşünüp heyecanlanmıştı.

“Oğlumuz, kızınızı görmüş beğenmiş, aralarında anlaşmışlar! Bize de gelip istemek düştü! Allah’ın emri peygamberin kavliyle, kızınız Dilek’i, oğlumuz Gediz’e istiyoruz!” dedi Keriman hanım kendinden oldukça emin bir tonlamayla, Dilek hâlâ hayretle olanları izliyordu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

“Kızımıza bir soralım!” dedi Ertan bey, herkes gülmeye başlayınca da hafif bir öksürük taklidi yaparak ciddiyete davet etti. Şimdi herkes dönmüş Dilek’e bakıyordu.

“Siz nasıl münasip görüseniz!” dedi o da oyuna katılıp, Ertan bey de havalara girip, “Oğlumuz ne iş yapıyor diye sorunca, Keriman hanım “Öğretmen efedim, evi, arabası her şeyi var!” diye yanıtladı.

“E verdim gitti!” dedi Ertan bey heyecanla ayağa kalkıp, Melih’in annesi elindeki torbadan bir gümüş tepsi ve kırmızı kurdele ile birbirine bağlanmış iki alyans çıkardı hemen, Makas Keriman hanımın çantasından çıktı. Dilek daha ne olduğunu anlamadan yüzükler takıldı, kurdele kesildi ve alkışlayıp birbirlerini tebrik ettiler. Gediz kimseye aldırmadan en son gelip Dilek’in dudaklarına bir küçük öpücük kondurdu. Bir alkış daha aldılar ama Dilek kıpkırmızı oldu.

“Kahve içmemiz gerekmiyor muydu?” dedi Keriman hanım gülerek, hepsi heyecandan yapacaklarının sırasını karıştırmıştı. Dilek o kadar mutluydu ki, üzerinde iş kıyafeti ve önlüğü ile nişanlanmış olduğuna bile üzülmedi. Ertan beyin eşi “Pastayı yiyelim kahveyi üzerine içelim o zaman!” diyerek getirdiği kocaman kutuyu masaya bıraktı ve içinden harika pembe ve kalp şeklinde bir pasta çıktı, üzerine D ve G harfleri yapılmıştı. O gece dışarıya kapattıkları kafede Dilek ve Gediz’in mutlu evliliklerinin temellerini atmış oldular.

Dilek liseyi, sonra üniversiteyi bitirdi. O da eşi gibi matematik öğretmeni olmayı seçti. Diplomasını aldıktan sonra kafeden ayrılıp Gediz ile aynı yerde çalışmaya başladı. Ertan bey ve ailesi ile her zaman dost kaldılar. Gülizar hapisten hiç çıkamadı, koğuşta sürekli kadınların eşyalarını çaldığı için sonunda onu uykusunda boğdular. Dilek o ölünce evi hemen sattı ve böylece geçmişi ile tüm bağını koparttı.

Hiç bir zaman “Nasıl başladıysa, öyle gider!” deme sevgili okuyucu, sevgi her zaman, geleceği ve sizi değiştirecek güce sahiptir, yeter ki kalplerinize sevgiyi baş tacı etmek için bir şans verin, o şans size iyi insanları getirsin.

SON

Başından belli – Bölüm 15’ için 4 yanıt

  1. Arkasi yarınları cocuklugumda takip ediyordum şimdi Gülseren hanımın hikayelerini heyecanla izliyorum başarılarının devamını dilerim sevgiyle kalın selamlar

    Liked by 1 kişi

Alev Abla için bir cevap yazın Cevabı iptal et