Seda’nın ailesi Düzce’de yaşıyordu, O da Mehmet gibi her yaz ailesinin yanına dönmek zorundaydı. Hem yurt kapandığı için, hem de ailesine henüz Alparslan’dan bahsetmediği için. Sezen hanım gelip onlarda kalabileceğini söylemiş olsa da, ailesi okul arkadaşlarını ve ailelerini tanımadığı için izin vermiyordu. Sezen hanım Ebru’ya, Alparslan’ın ciddi olup olmadığını bir kaç kez sormuştu. Sonuçta evine giren her çocuk onun evladıydı, iyi çocuklardı ama Seda’yı oyalıyorsa bundan bir an önce vazgeçmeliydi. Sonuçta kanları kaynıyordu hepsinin ama bazı şeyler de oyuncak değildi.
“Yok anneciğim evlenecekler onlar!” diyordu Ebru, “Alparslan ailesine söyleyecek, gidip Düzce’de isteyecekler Seda’yı ama son sınıfta söylemek istediler.”
“Niye, adı konsa daha iyi değil mi?”
“Yok!” dedi Ebru gülerek, “O zaman Seda’nın ailesi huzursuz olabilir!”
“Niye olsunlar kızım, sonuçta nişanlısı yanında olacak!”
“Anneciğim babamı düşün, ateşle barut yan yana durmaz demiyor mu hep?”
Gülemedi Sezen hanım “Duruyor mu bari?” dedi iç çekerek.
“Duruyor, merak etme!” diye kıkırdadı Ebru hemen.
“Peki ya siz?”
“Biz kim?”
“Mehmet ve sen yani? Yok mu bir şey daha!”
“Yok!”
“Hayırlısı hakkınızda! O çocuk olacak diye bir şey yok tabi, ikinizin de vardır bir hayırlı kısmeti!”
Ebru’nun canı sıkılıyordu böyle düşününce, aslında Mehmet açılsa şimdi iki çift olarak ne güzel vakit geçirirlerdi kim bilir? Yine güzel vakit geçiriyorlardı tabi de, o zaman daha güzel olurdu. İki sevgilinin yanında, ikisi fazla gibi oluyordu bazen.
Seda ve Alparslan korku filmi izlemeyi seviyorlardı beraber, bir keresinde Sezen hanım onları akşam davet ettiğinde salonda mısır patlatıp açmışlardı bir film. Sezen hanım da çocuklar rahat etsin diye oturma odasındaki televizyonda dizi izlemişti. Zaten kocası gidince salon kirlenmesin diye hemen kapatıyordu kapıları oraya geçiyordu. Emanet evdi bir de o yüzden de çekiniyordu biraz. Eltisi çok iyi insandı gerçi, “Abla rahat ol hiç kırıldı, döküldü üzülme! Yaşanmayan ev değil burası, eskisin ki bilelim yaşadığımızı!” demişti onlar gelirken. Aynı şekilde Sezen hanım da ona söylemişti rahat etmesini. Onlar da Sezen hanımın evinde, onların eşyaları ile yaşıyorlardı nihayet.
Seda korku filmi seyrederken Mehmet’e korkmuş gibi yapmasını tembihlemişti Ebru’ya gündüzden. O zaten Alparslan ile oturacaktı. Onları da kanepede yan yana denk getirip, ışıkları da kapadılar mı, Mehmet o korkunca kesin bir tepki verirdi.
“Nasıl bir tepki?” demişti heyecanla Ebru hemen
“Canım elini tutar, kolunu arkana atar falan, Sezen teyze evdeyken sarılıp öpecek hali yok!”
“Siz öpüştünüz mü hiç?”
“Bazen” diyerek kıkırdamıştı Seda.
Filmi Alparslan seçmişti, onun iki kızın arasındaki planlardan haberi yoktu. Seda ona Mehmet’in Ebru’ya olan duygularını sorunca, hoşlandığını düşündüğünü söylüyordu ama Mehmet bir şey demediği için emin değildi.
“Sorsana!” demişti Seda’da hemen
“Sordum aslında ama güldü bana sadece!”
“Gülmek ne anlama geliyor!”
“Bilmem, ben hoşlansam gülerdim öyle! Zaten Ebru’ya hayran bakıyor ben görüyorum!”
“Hepimiz görüyoruz da açılmıyor bir türlü!”
“Açılır, acele etmeyin! Korkuyordur belki!”
İşte o akşam korku filmi izlerken, Mehmet’in Ebru’nun korkusundan faydalanıp, kendi korkusunu yenebileceğine kanaat getirmişti iki kız. Filmin ismi Gölgeler’di. Bir araba kazası sonucu bir adama musallat olan hayaletleri anlatan ödüllü bir filmdi.
Ebru’nun irkilip Mehmet’e sokulması planlanırken tam tersi oldu ve Mehmet filmden çok rahatsız oldu ve seyretmedi. Alparslan baştan dalga geçecek gibi olunca, Seda onu engelledi.
“Dostum hayaletlerden korkmuyorsun öyle değil mi?” demişti Alparslan gülerek, “Karanlıktaki gölgeler insanlara bir şey yapamaz!”
“Annem ‘ölülerden değil, dirilerden korkun!’ der her zaman!” dedi Ebru’da ortamı yumuşatmak için ama Mehmet’in yüzü bembeyaz kalınca, istemsizce uzanıp elini tuttu. Amacı ona cesaret vermekti, arkadaşı olarak. Seda Mehmet’in elini çekmediğini görünce, Alparslan’a başka film bulmasını söyledi ve ikisi televizyonun karşısına yere oturup, onlara arkalarını döndüler ve film aramaya koyuldular. Mehmet’in elini çekmeyişi Ebru’yu da umutlandırmıştı. Aslında böyle planlamamışlardı ama yine de güzeldi.
“Çocukluğumla ilgili kötü bir anı!” dedi Mehmet.
“Sonra belki anlatırsın!”
“Belki!”
O geceden sonra Ebru, Mehmet’ten bir yakınlık ya da o anısını anlatmasını bekledi ama maalesef beklediği gibi olmadı. O zamanlar üçüncü sınıfa yeni başlamışlardı.
Alparslan, Seda’nın da durmadan soru sorup durmasından sıkıldığı için Mehmet’in dikkat çekmek için yaptığını düşünüyordu! Bir erkek bir kızdan ya hoşlanırdı, ya hoşlanmazdı.
“Söylemediğine göre hoşlanmıyor, neyi uzatıp duruyorsunuz?” diye kızıyordu Seda’ya.
“Ama elini tuttu Ebru’nun o akşam!”
“Ebru onun elini tuttu, o da ayıp olmasın diye çekememiştir. O çok kibar bir çocuk! Ama ilgiyi seviyor!”
“Parası var diye mi böyle söylüyorsun!”
“Hayır!”
Seda ve Alparslan aralarında böyle tartışadursunlar, bir şey hissediyor olsa Mehmet’in çoktan açılabileceğini Ebru’da kabul ediyordu artık. Yani insan öyle çabucak duygularına gem vuramıyordu tabi ama en azından odağını onun üzerinden kaydırmayı öğretiyordu kendine.
Artık son sınıfa geldiklerinde Mümtaz bey ve Sezen hanım nihayet çiftliğe dönebilecekleri için mutluydular. Alparslan ailesi ile konuşmuştu, o yaz Düzce’ye Seda’yı istemeye gidecekler, nişanı da bir arada yapacaklardı. Seda’da çok heyecanlanmıştı. Ebru ile sürekli neler olacağını konuşuyorlardı. Sezen hanımda iki gencin nihayet işi resmileştireceklerine sevinmişti, yoksa onca evde ağırlamasını emanete hıyanet gibi algılayacaktı.
“Anne ne ilgisi var? Onlar kocaman insan, sen mi sevgili yaptın ya da aldın bizim evde bir ettin onları?”
“Öyle deme kızım, anne olunca ne dediğimi anlarsın!” demişti Sezen hanım Ebru’nun çıkışına.
Bu arada Mümtaz beyin kardeşi yerine baktığı bahçe ve yazlığın sahibi de artık Türkiye’ye dönmeme kararı almıştı ailesiyle, yaşı ilerlemişti. Çocukları yaşadıkları ülkeyi seviyordu ve Türkiye’ye gelmeyi pek istemiyorlardı. Aslında babalarının zoru ile gittiklerini itiraf etmişlerdi. Türkçe’yi bile pek konuşamıyorlardı. Sıkılıyorlardı gelince. Deniz her yerde vardı, tatil için kalkıp o kadar uzağa gitmeye gerek yoktu. Hâl böyle olunca da yazlıkla ve evi tutmanın bir anlamı yoktu.
“İsterseniz bu yaz son bir kez gidin!” demişti Mümtaz beye, sonra emlakçıya verecekti.
Mümtaz bey ile Sezen hanım da çiftliğe dönme heyecanına düştükleri için pek gitmek istemediler. Mümtaz bey kardeşine sordu belki karısı ile gitmek isterlerse son kez, onlar faydalansın diye ama onlar da gönüllü olmadılar. Aslında onlar da çiftliğe alışmışlardı, bir süre daha Mümtaz bey ve Sezen hanım geldikten sonra kalmayı düşünüyorlardı. Hâl böyle olunca, mezuniyetten sonra iş aramak isterse Ebru biraz daha amcasının evinde kalabilirdi. Hatta dönmekten tamamen vazgeçerlerse daimi de kalabilirdi. Mümtaz bey kızını şimdilik tek başına bırakmak istemese de, kısa süre kalmasına pek ses çıkarmadı. Sonuçta okumuştu, çiftlikte iç mimarlık yapacak hali yoktu. Bildiği bir evde devam etmesi iyi olurdu. Amcası döner ve onlarla kalırsa Mümtaz bey için çok daha iyi olurdu tabi ama, kardeşine de siz dönünde kızıma sahip çıkın diyecek hali yoktu. Hele ki bunca yıldan sonra tam çiftlikte kalma kararı vermişken.
(devam edecek)