Gölgeler – Bölüm 1

Ebru, Alparslan, Seda ve Mehmet dört arkadaştılar. Dördü de üniversitede iç mimarlık okuyorlardı. Ebru hariç hepsi başka şehirlerden gelmişti. Mehmet ailesinin kiraladığı bir evde kalıyordu. Alparslan ve Seda ilk iki yıl yurtta kaldıktan sonra Alparslan arkadaşları ile eve çıktı ama Seda yurtta devam etti. Ebru’nun ailesi aslında çiftçiydiler. Çiftliklerini babası Mümtaz beyin kardeşi, Muhsin beye bırakıp, kızlarının yanında olmak için buraya gelmişlerdi. Oturdukları ev Muhsin beyindi. Onlar çiftliğe dönünce, Muhsin bey de karısı ile buraya dönecekti. İki erkek kardeş babalarından kalan Çanakkale’deki çiftliğe sırayla bakıyorlardı. Muhsin beyin karısı burada ailesine yakın olmak isteyince Mümtaz bey karısı ile çiftlikte yaşamayı kabul etmişti. Ancak Ebru üniversiteyi Muhsin beylere yakın kazanınca, Muhsin bey çiftliği özlediğini karısına söylemiş, Ebru’nun okulu bitene kadar dört yıl çiftlikte yaşamaya ikna etmişti. İki kardeş toprak insanıydılar aslında, uzakta kalmak onları mutlu etmiyordu. Ebru’nun annesi Sezen hanım da Çanakkale’liydi. Kocası ile çiftlikte yaşamaktan çok mutluydu, bir kızları Ebru için buraya gelseler de karı koca çiftliği çok özlemişlerdi. Mümtaz bey çiftlikteki eski arabasıyla gelmişti, kardeşi şehirde arabasız zor olur dediği için. Ebru babasından öğrenmişti araba kullanmayı. Çok olmasa da ara ara çıkıyordu tek başına. Okul eve uzak olmadığı için başka yerlere gidecekleri zaman alıyordu arabayı. Mümtaz bey boş durmayı sevmediği için Muhsin beyin buradayken gidip bakımını yaptığı bir bahçeyi devralmıştı ondan. İkisi de çiftçi olduklarından en iyi anladıkları iş buydu. Adam yurt dışında yaşıyordu, bir de Antalya’da çok güzel bir yazlığı vardı. Türkiye’ye uçuşları Antalya’ya olduğundan yazlığı orada almıştı, karısı ve çocukları ile gelip, çok kısa kalıp dönüyorlardı, onun dışında yazlık boş duruyordu. Bahçe işini Mümtaz bey devralınca, yazlığın yedek anahtarını da ona bırakmıştı. Böylece Ebru’nun okulu tatil oldukça hem bakımını yapmaya, hem tatil için gidebiliyorlardı. Ebru hazırlık da okuyunca okulun süresi beş yıl olmuştu. Mümtaz bey kardeşi kontrol ediliyor gibi hissetmesin diye çiftliğe çok sık gitmiyordu.

Sezen hanım kızının arkadaş grubunu ara sıra eve çağırıyor, çocukların ev yemeklerine özlem duyabileceğini söylüyordu. Onlara sarmalar yapıyor, karnıyarıklar pişiriyor, el açması börekler hazırlıyordu. Özellikle Alparslan ve Mehmet Ebru’ya sürekli “Sezen teyze bizi ne zaman çağıracak?” diye soruyorlardı. Seda, Ebru gibi sürekli diyette olduğundan her yemekten doya doya yiyemiyordu. Mümtaz bey karısına fısıldamıştı bu işi, Ebru arkadaşlarını anlattıkça iki kız, iki oğlandan oluşan bu samimi gruptakilerin kim olduğuna bir bak demişti. Çocuklar huzursuz olmasın diye onların geleceği günler o diğer bahçenin bakımına gidiyordu. Sezen hanım çocukların hepsini çok sevmişti, pırlanta gibiydiler, kocasının korktuğu gibi insanlar değildiler. İkinci sınıfın sonunda Seda ve Alparslan sevgili olunca sadece Sezen teyzelerine söylediler. Kendi aileleri ancak son sınıfta duyabildi. Sezen hanım dört kişilik bu grupta ikisi sevgili olunca, Ebru ile Mehmet içinde benzer bir şey olabileceğini düşündü. Aslında ikisinin birbirlerine ilgisi var gibiydi. Ebru’da annesine bunu itiraf etmişti ama Mehmet’ten bir girişim olmayınca tabi, kimse emin olamıyordu.

Mehmet, Alparslan gibi girişken sayılmazdı. Ailesine çok düşkündü, bulduğu her fırsatta annesini arıyor, olanı biteni anlatıyordu. Bir de engelli kız kardeşi vardı. Babası çok iyi bir insandı. Mehmet ile çok güzel bir ilişkileri vardı. Aslında aralarında maddi açıdan da en iyi durumda olan Mehmet’ti. Arkadaşlarına her fırsatta hediyeler alır, onları bir yerlere götürür ve çoğu zaman da ellerini ceplerine attırmazdı. Her gelişlerinde de Sezen hanıma ya bir çiçek, ya bir hediye mutlaka getirirdi. Hepimiz aldık deseler de Ebru annesine Mehmet’in aldığını söylerdi sonradan.

Sezen hanım onları sürekli ağırladığı için Mehmet’in annesi de selamlar ve sevgiler yollardı. Hatta bir keresinde memleketten bir kasa meyve göndermişti. Sezen hanım zaten çiftlikten gelen meyveler olduğu halde bu nazik hediyeyi severek kabul etmişti.

Mümtaz bey ailenin bu tavrına biraz içerlemişti nedense, “Ne bu şimdi Sezen?” demişti merakla.

“Canım çocuklarına iyi bakıyoruz diye ailesi yollamış ne var bunda?”

“Ebru’ya söyle, öyle ailesini tanımadan, bilmeden kimseye gönlünü kaptırmasın!”

“Canım arkadaş bunlar, çocuklar geldi, tanıştık, merak etme sen!” diyordu Sezen hanım ama kocasının bu tavrından sonra Seda ve Alparslan’ın sevgili olduklarından ona bahsetmemişti. Çocuklar zaten ona sır olarak vermişlerdi bunu. Bilse o da Sezen hanım gibi hemen Ebru ile Mehmet’in arasında bir şey var mı diye düşünecekti kesin. Zaten yoktu işte kızı anlatıyordu her şeyi.

Bazen gelip Ebru’larda ders çalışıyorlardı. Alparslan’da eve çıkmıştı ama hem evi başka arkadaşları ile paylaşıyor, hem de ev çoğu zaman dağınık ve pis oluyor diye çağırmak istemiyordu. Seda zaten yurtta kaldığı için Sezen hanım çoğu zaman onu kalmaya da çağırıyordu. Seda’da Ebru’larda olunca, Alparslan’da geliyor, Mümtaz bey eve dönmeden de kaçıp gidiyordu. Ebru onlara babasının tavrından bahsetmişti.

“Hepimizin babası böyle!” demişti Seda gülerek, “Bizi korumak istiyorlar!”

Ebru’da babasına kızmıyordu zaten ama Mehmet bir gün açılırsa nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Gerçi Sezen hanım ondan önce mutlaka konuşur yumuşatırdı ama niyeyse babasının Mehmet’ten hoşlanmadığı kanısına varmıştı. Bir kaç kez dışında Mümtaz bey ne Alparslan ne de Mehmet ile karşılaşmamıştı. Seda zaten onlara kalmaya geldiği için onu biliyordu.

Sezen hanım Mümtaz bey Antalya’daki yazlığa tek başına kontrole veya bir şeyi halletmeye gittiğinde çocukları akşam da davet ediyor, onlara masa kurup, güzel vakit geçirmelerine olanak sağlıyordu. Alparslan’ın dört kardeşi vardı. Anne ve babası iyi insanlardı, Adıyaman’da yaşıyorlardı. Mehmet kadar ailesine düşkün değildi, Mehmet nerede olurlarsa olsunlar günün belirli saatlerinde mutlaka annesini arıyor, kardeşini ve babasını soruyordu.

“Maşallah ne vefalı çocuk!” diyordu Sezen hanım. Yazları ailesinin yanına gidiyor, kız kardeşine arkadaşlarından bahsediyordu. Kız kardeşi Gülfem’de buraya gelip onlarla tanışmayı çok istiyordu ama şimdilik fiziki durumu buna müsaade etmiyordu. İki kez ameliyat geçirmişti. Doktorlar bir kaç ameliyattan sonra yürüyebileceğini söylüyorlardı. O zaman kardeşini alıp her yere götürecekti. Ona verilmiş çok sözleri vardı. Aralarında çok yaş farkı olduğunu için büyürlerken Mehmet onunla çok ilgilenmişti. Babası geç saatlere kadar çalışmak zorunda olduğunda, annesi ev işlerini yaparken Gülfem’e hep o bakmıştı. İki kardeşin arasındaki bağ bu yüzden çok güçlüydü. Gülfem doğuştan engelliydi ama düzelecekti.

“Bu kadar sevgi dolu bir ailede iyileşmeyeceğine inanmak zor zaten!” diyordu Ebru.

Kız kardeşinin durumu ve geçirdiği ameliyatlar yüzünden Mehmet’in yanına pek gelip gidemiyorlardı ama Mehmet her tatil mutlaka ailesinin yanına dönüyordu. Diğerleri gibi deniz tatili peşinde değildi. Gülfem iyi olana kadar böyle devam etmeye sonra kendi hayatını kurmaya kendi kendine söz vermişti. Anne ve babası gerçekten ikisi için de çok fedakarlıklar yapmışlardı. Maddi olarak sıkıntıları olmasa bile Mehmet’in de küçükken bazı sağlık sorunları olmuştu.

“Para hiç bir şey arkadaşlar, o yüzden birlikte tüketmedikten sonra bir değeri yok. Para, yaşamak için, saklamak değil!” diyordu. Görüştükleri hemen herkes Mehmet’in küçük hediyelerinden almıştı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın