Sedef’in Teslime hanımın yanına kendine gelmesi bir haftayı buldu. Teslime hanım ona bir bebekmiş gibi baktı, besledi. Geceleri ağladığında bir anne gibi gidip sarıldı ve teselli etti.
“Yıllarca benim bedenimi kullandılar, senin ruhunu kimseye kullandırmam!” diyordu sürekli. Kendi aç gözlülüğü sonucu katlandıkları, ona yapılanlar bir bir aklına geliyordu. Haydi onun kendi hatasıydı tüm bunlar, ettiğini çekmişti belki. Bu kızın yaşadığı da neydi böyle?
Melih, geçen bir hafta boyunca karısını hiç aramadığı için gittiğinden habersizdi. Sedef’in onu arayıp konuşmak isteyeceğinden emin bekliyordu. Jülide’ye bir gençlik hatası yaptıklarını ve evlendiklerini itiraf etmişti ama iki aşık bunun aralarında kalmasına yemin ettiklerinden ikisinin ailesi de hiç bilmeyecekti. Melih, Sedef’ten boşandıktan sonra ikisi bir engel kalmadan evlenebilirlerdi. Sedef’in Melih’ten başka kimsesi olmadığından, Melih doğru şartları sağladığı zaman kolayca ayrılacaklardı. Kötü biri değildi Melih, karısını sevmişti sahiden ya da gençliğin cehaleti ile acımayı, sevgi sanmıştı. Yine de ona kol kanat germiş, kimseye yedirmemişti. Melih olmasa, Sedef öz babasının elinden kurtulamaz, o seçtikleri adamla evlenmek zorunda kalırdı. Jülide’de çok üzülmüştü Sedef’in haline, hiç kıskanmamıştı onu, Melih anlattıkça, Melih’e hayranlığı artmıştı. Nasıl iyi, nasıl koruyucu ve fedakardı. Zavallı kızı incitmeden haklarını koruyacaklar ve kendi mutluluklarını yaşayacaklardı şimdi. Zaten çok severek evlenenler de boşanmıyor muydu? Hayır Jülide bir yuvayı yıkmıyordu, tam aksine Melih’in gözünü açmıştı, bir insanla acıyarak evli kalmanın yükünden hem Sedef’i, hem onu kurtarıyordu. İkisi de Sedef’in gittiğinden habersiz bir haftadır birbirlerine methiyeler düzüyorlardı. Jülide ailesi aynı şehirde olmasına karşılık, kendi tuttuğu evde yaşıyordu. Ayakları yere basan bir kızdı, çalışıyordu, kendi parasını kazanıyordu. Tabi evi babasının aldığını, evini annesinin yolladığı yardımcının temizlediğin ve yemekleri genellikle annesinin evinde ve dışarıda yediğini saymazsak güçlü ve başının çaresine bakan bir kadındı. Melih sürekli ezik bir eş ile yaşadıktan sonra böyle güçlü bir kadına aşık oluvermişti tabi, hayranlıkla duyulan bir aşk, acınarak yaşanan bir evliliğe baskın gelmişti. Onlar birbirleri için yaratılmışlardı, denktiler, aileleri yakındı ve birlikte olmalarını daha onlar istemeden önce onaylıyorlardı.
Aradan iki hafta geçmesine rağmen Sedef’ten ses çıkmayınca, kendine bir şey yapmış olabileceğinden endişelendiler ve Melih eve gitti. Ona olan saygısını göstermek için önce uzun uzun zile bastı ama kapı açılmayınca, dışarıda da olabileceğini düşünüp anahtarını kullandı, ev havasız ve pis kokuyordu. İçeri girince gördüğü dağınıklığa ve pisliğe inanamadı.
“Zavallı, zavallı Sedef!” diyerek gezdi odaları. Gardırop kapağının açık ve Sedef’in tarafının boş olduğunu fark edene kadar gördüğü sefalete acıdı durdu. Artık acıma duygusunu saklamak için bir nedeni yoktu. Çekmecelere kadar kontrol etti, evde Sedef’e ait hiç bir şey kalmamıştı. Hemen Jülide’yi aradı, “İnanamayacaksın ama çekip gitmiş!”
“Ya?” dedi Jülide şaşkınlıkla, aslında rakibinin kendiliğinden gitmesine sevinmişti, “İyi işte artık ona bakmak zorunda değilsin, belki iş bulmuştur!”
“İyi de evin halini bir görsen, burayı çöplüğe çevirmiş. Onca iyiliğime rağmen bana böyle teşekkür etmiş. Haber vermeden çekip gitmiş bir de!”
“Ah Melih’ciğim, annem hep söyler, iyilikten maraz hasıl olur kızım, herkese acıma diye!”
“İnanamıyorum şu an gördüklerime!”
“Sandığın kadar zavallı değilmiş demek ki, boş ver, annemin kadınını yollarız siler süpürür oraları!”
“Evet öyle yapalım çünkü bu evde bir dakika daha kalmak istemiyorum!” dedi Melih ve sinirle kapıyı vurup çıktı kendi evinden. Demek ki boşuna üzülüp acımıştı karısına, hemen gidip boşanma davasını açacaktı artık. Her nereye gitmişse mahkeme onu bulurdu nasılsa.
Jülide telefonu kapatır kapatmaz annesinin gönderdiği yardımcıyı aradı, onu bir arkadaşının evine yollayacağını, normalden iki katı fazla para vereceğini ve gittiği yerden annesine asla bahsetmeyeceğini söyledi. Kadıncağızın zaten paraya ihtiyacı olduğu için hemen kabul etti. Kimin evine gidip temizlediğinden kime neydi ki? Melih ertesi gün anahtarı Jülide’ye verdi, o da kadına adresle birlikte iletti. Kendisi de bürodakilere söylemeden adliyeye uğradığında, karısına boşanma davası açtı. Ailesi öğrenmeden bu nikahtan kurtulmalıydı. Gerçi bu saatten sonra öğrenseler de bir sıkıntı olacağını düşünmüyordu. Jülide’nin ailesinin bilmemesi daha önemliydi. Jülide gibi doğru anlamayabileceklerini düşünüyordu Melih.
Sedef on beş gün kadar kendini toparlamaya çalıştı ve sağlığına geri kavuşunca iş arama sürecine geri döndü. Teslime hanıma onu Melih’in evinden kurtardığı için minnettardı. Artık hiç bir çıkarı olmadığı halde Sedef’e çok iyi bakmıştı. Öz babasına dava açmaları konusunda son bir kaç gündür ısrar ediyordu. Sedef her şeyi bilerek imzalamıştı tüm kağıtları ama Teslime hanım onun kandırıldığı kanısındaydı. Kandırılmıştı çünkü o imzayı atması karşılık vaat edilen hiç bir şey yerine getirilmemişti. Evet yazılı olarak bir vaatte bulunulmamıştı ama Murat bey Sedef ilk geldiğinde rezillik çıkmasın diye nüfusuna almıştı. Dolayısıyla kimse bilmese de artık yasal olarak bir kızı vardı ve Sedef yeniden ortaya çıkıp, olanları herkese anlatacağını söylerse bu defa eli daha güçlü olduğu için bir çözüm bulmak zorunda kalacaklardı.
“Teslime teyze yeni bir mücadeleye girmek istemiyorum artık, sakin bir hayata ihtiyacım var!” dedi Sedef ağlamaklı bir sesle.
“Bana bak Sedef, senin annen çok güçlü bir kadındı, kendi gitmeden her biriniz için en doğrusunu yapmaya çalıştı. Bağrına taş bastı kocasını kendi eliyle eski karısına nikahladı. Onca zaman ağız eğmediği halde babanı bulup yasal haklarını sahip olmana çalıştı. Sen şimdi Meryem’in onca fedakarlığını boşa mı çıkarmak istiyorsun? Zaten Nuri bey için yaptın bir kere, ikinci keresi aptallık olmaz mı sence de? Annen ne derdi bir düşünsene?”
“Biraz zaman geçsin o zaman ne olur!”
“Çok da geçmesin, ayrıca o kocan olacak adama da öyle kolayca vermeyeceksin o nikahı? Bir bedeli olacak yaptıklarının. Tamam evi bıraktık çıktık ama bu onca fedakarlığının, genç kızlığını almasının bedeli değil. Yok öyle âlâ memleket!”
Sedef önceliğinin bir iş bulmak olduğunu söyledi, önce özgüvenini tazelemesi gerekiyordu. Teslime hanımın haklı olduğunu zaten biliyordu. Onun Sedef’in hakları için böylesine harlaması da çok hoşuna gitmişti. Bir avukata ihtiyaçları olacaktı ve babasından kalan maaşla hem evi geçindirip, hem de avukatı ödeyemezlerdi. O yüzden intikam uğruna acele etmeyecekti. Hayatı boyu düşünmeden, daha da doğrusu hesaplamadan hareket etmiş, başına bir sürü şey gelmişti. Bu defa hesabını, kitabını yapacak ondan sonra harekete geçecekti. İlk önce düzenli bir gelir elde etmek sonra da bir avukat bulmak zorundaydı. Melih konusunda çok emin değildi, sonuçta Melih sonunda yanlış da yapsa ona çok destek olmuştu. Bir bedelse o bedeli belki de baştan ödemişti.
“Ne desteği ya? Onun yaptığı desteği insanın komşusu bile yapar, öyle mi koca olunur?” dedi Teslime hanım sinirle, öyle Melih’i es geçmeye hiç niyeti yoktu. Herkes bu kızdan kopardıklarının bedelini tek tek ödeyecekti.
Boşanma celbinin Sedef’i bulması ile Sedef’te Teslime hanıma hak verdi. Melih eve gidip Sedef’in gittiğini öğrendikten sonra hiç aramamıştı. Sedef’in başına bir iş de gelmiş olabilirdi. Tam tersine evinden çıkıp gitmiş diye bunu bir kurtuluş saymış ve ne olduğunu hiç umursamamıştı.
“Gördün mü?” dedi Teslime hanım, “Kocan senden kurtulmaya can atıyor! O kadın için, senden gizli, senin emeğinle nişanlanma planı yaptığı o kız için hem de!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.