Doruk, bir yandan çocuklara bir oyun kurdururken bir yandan hızlıca etrafı izliyor, neler alacağını, nasıl yapacağını düşünüyordu.
“Ölmeyecekler!” diyordu içinden bir ses, “Hayatta her zaman mucizeler olur, bu defa biz kanacağız ve hepimiz kurtulacağız!”
Sonunda çocuklar yorgun düşüp çadırın içinde uzanarak kendi kendilerine oynamaya karar verince, telefonunu çıkarıp, aklından geçirdiği düzenle ilgili notlarını yazmaya başladı. Aklı Derman’daydı. Ona Ayhan’a uğrayıp durumu hakkında bilgi alacağına söz verdiği halde, gerçeği açıklayınca kafası karışmış, uğramadan gelmişti.
“Bir şeyleri de doğru yap!” diye homurdandı kendi kendine. Bilgisayarı ofiste tutması da artık güvenli değildi. Belki ağabeyinin durumunu söyleyip, çocuklara bakması gerektiğini bahane edip, ofisten bir süre uzaklaşmanın yolunu bulabilirdi. Bu şartlar altında zaten herkes kendini düşünüyordu. Ortalık gerçekten karıştığından amirlerinin ve ailelerinin hepsinin kaçış planları olduğundan emindi. Bilmedikleri bu ülkede kaçacak yerin artık kalmayacağıydı.
“Biz kurtulacağız!” dedi kendi kendine. Çocuklara baktı, Ercan gözlerini kapamış dalmak üzereydi. Mercan ise eline aldığı arabayı yatağının kenarında sürüyor ama gözleri boş bakıyordu. Kendisi ve ağabeyini düşündü bu yaşlardayken, hayat, ülke her şey ne kadar da güzeldi. Ercan ve Mercan gibi sağlık sorunları da olmadığından sokaklarda oynamanın tadını çıkarmışlardı. Derman onu her zaman korurdu. Hatta yaptığı yaramazlıkları bile babası kızmasın diye üstlendiği olmuştu. İki kardeş birbirlerinden hiç ayrılmamışlardı, ne çocukluklarında ne de sonrasında. Onu kaybetmek istemiyordu, hiç istemiyordu. Gözlerinden yaşlar inmeye başladı ama aklını başında tutması gerektiğini bildiğinden toparlanmaya çalıştı. Duyguları, düşünceleri, planları hepsi içinde büyük bir savaşa girmişti.
Çocuklar kurtulacaklardı, oraya gittikten bir süre sonra operasyon yapılabilir, onlar da hayatlarına herhangi bir cihaza bağlı kalmadan özgürce koşup, oynayarak devam edebilirlerdi. Okula gitmeden önce bu hastalıktan kurtulmaları zaten sonrasında hayatlarını normale döndürecekti. Yabancı dil konusunu da çocuklar her zaman büyüklerden kolay çözerdi. Anne ve babalarını çok özleyecekler, çok ağlayacaklardı biliyordu ama onların hayatlarını her şeyden üstün tutmak zorunaydı.
İçeriden Ayhan’ın babasının öksürük sesini duyunca, kalbi yine cız etti. Bu yaşlı ve zavallı insanlar kızlarının ölümünü göreceklerdi büyük ihtimalle ve sonrasında onlar da fazla dayanamayacaklardı. Hepsini, herkesi arkada bırakmak o kadar zordu ki. Arkada bıraktıklarının güvende ve hayatta olmayacaklarını bilmek hepsinden beterdi. Gözünü çocuklara çevirdi yeniden, “Sizin için!” dedi, “Sizin hayatınız için bunlar olmak zorunda! Söz verdim!”
Hastaneden telefon geldiğinde saat gecenin ikisiydi. Arayan bir doktordu, “Maalesef!” dedi önce, Doruk’un yüreği ağzına geldi hemen, “Maalesef Ayhan hanımı kaybettik, çok üzgünüm!”
“Ağabeyime söylediniz mi?” dedi hemen Doruk, “Kocasına, oda aynı odada yatıyor!”
“Hayır henüz ona söylendiğini sanmıyorum!” diye yanıtladı doktor.
“Tamam ben geleceğim, ne olur siz bir şey söylemeyin!”
Evde herkes derin bir uykudaydı. Bir anne babayı gece yarısı kaldırıp, “Evladınız ölmüş” denir miydi şimdi? Düşündü. Sabah ya da şimdi öğrenmeleri arasında bir fark olmayacaktı. Hatta belki bir süre öğrenmeseler daha da iyi olacaktı. Sessizce giyinip evden çıktı.
Derman’ın yattığı odanın kapısına geldiğinde, kendini çok çaresiz hissediyordu. Yol boyunca düşünmüştü. Eğer o da kurtulamayacaksa, şimdi karısının öldüğünü bilmesine gerek var mıydı?
“Ben bilmek ister miydim?” diye sordu kendine, cevabı “Evet” oldu ama yine de karar veremedi. Sonunda derin bir nefes alıp içeri girdi. Normal olmayan bir dönemden geçildiğinden kimse o saatte hastaneye geleni gideni sorgulamıyordu.
Oda karanlıktı ve Derman’ın yorgun yüzüne dışarıdan vuran ışık düşmüştü hafifçe. Uyuyup, uyumadığından emin olamadığı için hafifçe yanına yaklaştı. Derman sesi fark ettiği için hafifçe araladı gözlerini ama ilk aşamada sadece bir karaltı gördüğü için sıçradı.
“Benim, Doruk!” dedi fısıltıyla hemen
“Gidiyor musunuz yoksa?” dedi Derman gözleri kocaman açılarak.
“Hayır, seni görmeye geldim! Evde herkes uyurken daha çok vakit geçirebiliriz diye düşündüm”
“Ayhan’a uğradın mı?”
Doruk kısa bir bocalama yaşadı, “Ayhan yoğun bakımda, içeri almıyorlar!”
“Durumunu sormadın mı?”
“Sordum, aynıymış. Sen nasılsın?”
“Kalbim, bedenimden daha çok yorgun. Her şey nasıl bu noktaya geldi anlamıyorum. Sanaysa hiç inanamıyorum! Çocuklar ne yapıyorlar?”
“Çocuklar gayet iyiler, sizi özlüyorlar ama neler olduğunu anlamış gibi olgun davranıyorlar. Ayhan’ın annesinin durumu iyi değil, yakında onu buraya getirmem gerekebilir!”
“Zavallı kadın, zaten günlerce burada kaldı kızının yanında, canı da gönlü de yorgun!”
“Şehirde herkes aynı şeyleri yaşıyor, sokaktaki hareket bile zayıfladı.”
“Sen nasılsın? Sen de bir belirti yok değil mi?”
“Hayır henüz bende bir şey yok!”
“Sana da bir şey olursa çocuklar yanlız kalır”
“Merak etme, bize bir şey olmayacak! Senin eve gidip başka almam gereken bir şey var m bakacağım. Söyleyeceğin bir şey var mı?”
“Oksijen tanklarını mutlaka yanına al, ne kadar sürecek, orada ne kadar sürede düzen kurulacak bilemezsin! Çocuklarıma orada iyi bakmak zorundasın, yabancı bir yerde, yabancı bir ülkede mülteci gibi yaşamalarını istemiyorum”
“Öyle olmayacak, merak etme. “
“Ayhan’la konuşabilseydim keşke, çocukların gittiğini duyunca şok olacak!”
“Çocukların iyiliklerini her şeyden çok isteyeceğini biliyorsun” dedi Doruk yutkunarak, asıl sorun Ayhan’ı kaybettiklerini herkesten nasıl saklayacağı olduğunu düşünüyordu.
“Eve gidince tüm tesisatı kapat, hiç bir şeyi açık bırakma. Ben toparlanınca gider evden Ayhan ve bana ne lazımsa alırım. Arabamı hastanenin garajına getirsen iyi olur aslında ya da giderken senin arabanı bırak bana!”
“Tamam onları hallederim merak etme!”
“Doruk bu savaştan emin misin gerçekten? Biz güçsüz bir ülke değiliz”
“Değiliz ama karşımızda tek bir ülke yok maalesef. Umuyorum iyi bir şeyler olur, savaş durur ya da ne bileyim başka bir şey. Dünya siyaseti çok kaygan zeminlerde.”
“Saldırı tarihini bildiğini söyledin? Ne zaman?”
“Planlanan zamanı biliyorum sadece, illa o tarihte olacak diye bir şey yok değişebilir!”
“Hiç anlamıyorum, neden her yere saldırsınlar?”
“Bunları düşünme şimdi ama bil ki önce askeri ve savunma alanlarına saldıracaklar. Tesisin ne olduğunu bana onlar söyledi Derman. Bizim bilmediğimiz pek çok şeyi biliyorlar, ben bilmiyordum. Onlara ben söylemedim. Çok fazla zaafı olan insan var bu ülkede.”
“Allah kahretsin onları! Çocuklarımı sana emanet etmek zorunda olmasam seni de kahretsin. Utanıyorum senden!”
“Tamam haklısın ama artık sitem etmen bir şeyi değiştirmiyor tamam mı, her şeyi daha da zorlaştırma.”
“Aptal herif!” dedi Derman artık çok yorulduğu için gözlerini kapadı ve bir süre sessiz kaldıktan sonra da belli ki derin bir uykuya daldı.
O uyuyunca Doruk biraz daha ağladı başında. Her şeyin bir güvenlik meselesine döneceğini kırk yıl düşünse aklına getirmezdi. Yeğenlerinin hayatının buna bağlı olacağını ise hiç bilemezdi. Karanlık odada göz yaşlarını olabildiğince akıttıktan sonra ağabeyinin elini sıkıca tuttu ve sonra kalkıp eve döndü.
Ayhan’ın babası uyanmış, çocukların yanında kanepede oturuyordu.
“Seni göremeyince burada durayım dedim” dedi Doruk kapıdan girince.
“Derman’ı görmeye gittim” dedi Doruk sessizce, “Kızınız ölmüş” diyemedi. Geçip adamın yanına oturdu.
“Ayhan’ın bu yaşlardaki halini düşünüyordum” dedi adam mırıldanır gibi, “Mercan annesine daha çok benziyor. Şimdi o hastane odasında hayatını adadığı çocuklarından ayrı yapayalnız yatıyor zavallı kızım”
Doruk’un gözleri doldu yeniden, “İyi olacak” dedi fısıldayarak.
“İnşallah oğlum, damadımla, kızım şu kapıdan sağlıkla girsinler başka bir şey istemiyorum.”
Karanlıkta sessizce oturup, uyuyan çocukları izlediler beraber. İkisinin de aklında bambaşka ama duygu yüklü düşünceler dolaştı durdu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.