Aynı gökyüzü altında – Bölüm 12

Doruk ofise döndüğünde, hemen odasına girip, çekmeceden bilgisayarını çıkardı.

“Bizden haber bekle! Pasaportlarınız var mı? Kaç kişi çıkacaksınız? Sadece üç kişi alabiliriz” yazan kısa bir mesaj gelmişti.

“Üç kişi mi?” diye mırıldandı korkuyla, “Üç kişi olmaz!”

Sıkıntıyla saçlarını karıştırdı. Daha fazlasını talep edemeyeceğini biliyordu. Çocukların pasaportları olduğunu sanmıyordu, değil ülke dışı, ülke içinde bile gezmemişlerdi. Ayrıca ikisi de çok küçük olduğundan anne, babaları yanında yokken onları nasıl çıkartacaklardı acaba? Çocukları alıp giderse herkesi geride bırakacaklardı. Ne yazacağına karar veremedi. Derman ile konuşması gerekiyordu. Bir cevap yazmadan kapatıp, çekmecesine kilitledi yeniden. Bütün gün bir yandan ona söylenenleri yapmaya çalışırken bir yandan kara kara düşünmeye devam etti.

İş çıkışı, çocukların yanına gitmeden önce yeniden hastaneye uğradı, ağabeyi hazır tek başınayken orada konuşabilirlerdi.

Odaya girdiğinde Derman’ın rengini sabahkinden daha da soluk gördü. Ayhan’ın geçtiği süreçlerden geçiyordu belli ki ama bir şey belli etmedi. Eğer ağabeyi de yengesi gibi olursa zaten onları bir yere götüremezdi. Tek dileği hayatta kalmalarıydı. Sonra bir yolunu bulurlardı yeniden bir araya gelmek için.

“Seninle konuşmam gereken şeyler var!” dedi ağabeyi başını ondan yana çevirince.

“Çocuklara bir şey mi oldu?” diye sordu Derman hemen.

“Hayır, buradan sonra gideceğim yanlarına”

“Ayhan?” dedi Derman bu defa korkuyla, hemşirelere sormuş ama yoğun bakımda olduğu dışında bilgi alamamıştı.

“Seninle konuştuktan sonra gider bizzat bakar, gelip sana söylerim tamam mı?” dedi Doruk, o kadar ciddi ve gergindi ki Derman konuyu uzatmadan “Tamam anlat ne oldu? Gidemiyor muyuz yoksa?” dedi.

“Konu bu zaten, bak gidebiliriz ama Ayhan ve seni götüremem. Sadece çocuklar!”

“Neden? Çocuklardan ayrılacak mıyız? Ne kadar süre?”

“Sadece üç kişi alabileceklerini söylediler Derman, ayrıca bir şey daha söylemem gerek!”

“Ne?”

“Biz gidersek eğer. Yani çocuklar ve ben. Bir daha geri dönemeyiz!”

“Ne demek dönemeyiz, Doruk bu başka ülke falan ne iş dönüyor?”

“Siz iyileşince bizim yanımıza gelirsiniz. Orada çocuklara iyi bakarım, hatta gideceğimiz yerde tamamen iyileşmeleri için operasyonlar yapılıyor. Düşünsene özgür olacaklar, tank, çadır yok! İstemez misin? Masrafları da bana ait!”

“Bana açıkça anlatacak mısın her şeyi?”

“Tamam!” dedi iç çekerek Doruk.

“Ben başka bir ülkeyle de çalışıyorum ama bu gizli!”

“Ajan mısın?”

“Kapa çeneni bir duyan olacak. Onun gibi bir şey!”

“Şaka herhalde bu?”

“Hayır ne yazık ki değil!”

“Sen nasıl?”

“Bunu tartışacak zaman yok tamam mı? Ben çocukları alıp gideceğim ve geri dönmek artık mümkün olmayacak ama çocuklar sağlıkla büyüyecekler. Sizi de sonra oraya aldırabileceğim. Bana onay vermen yeterli. Hemen cevap vereceğim çalıştığım kişilere”

“Onları alıp başka şehre gitmen yeterliyken, ne demeye böyle saçma bir çözüm ürettiğini ve bu işe nasıl bulaştığını hiç anlamadım. Tehlikenin farkında mısın sen? Ya yakalanırsan, çocuklar ne olacak o zaman?”

“Ben bir kaçak değilim saçmalama niye yakalanayım. Çocukların sağlık durumları için onları yurt dışına çıkarıyor olacağım. Burada durumlar belli ondan siz de gelemiyor olacaksınız! Fazla vaktimiz yok Derman cevap vermek zorundayım. Bu oyun değil!”

“Hayır onay vermiyorum, gidebiliyorsan başka bir şehre gidin yeter! Ayhan’ın ailesini de götür”

“Bunun bir faydası olmaz Derman!”

“Neden olmuyormuş, bu ülkenin nesi var? Anlayamıyorum seni, ihanet mi ediyorsun sen?”

Doruk sıkıntıyla nefesini verdi, “Yakında savaş buraya sıçrayacak tamam mı? Hiç bir yer güvenli olmayacak zaten ve o zaman geldiğinde zaten gitme şansımız kalmayacak! Anladın mı kaz kafalı! Gideceksen şimdi olmak zorunda!”

Derman ne diyeceğini bilemez vaziyette kardeşinin yüzüne bakıyordu, aklı bir yandan onun neye karıştığını sorgulayıp, öfke üretirken, bir yandan da onların bilmeyeceği bir çok şeyi bildiğine emindi. Savaş olacak diyorsa bir bildiği mutlaka vardı.

“Emin misin?” diyebildi sadece.

“Eminim! Saldırıların başlayacağı tarihi de biliyorum!”

“Sen?” dedi Derman, “Sen o ülkeye mi gideceksin yani? Bize saldıracak olan ülkeye ve onlara bilgileri sen mi?”

“Tamam sus, öyle bildiğin gibi değil konu, beni sonra suçlarsın. Çocukları güvenli bir yere götüreceğim, orada iyi olacaklar, hayatları düzelecek. Sizi de sonra buradan çıkarmanın bir yolunu bulacağım diyorum neyini anlamıyorsun?”

“Onları bir daha hiç göremeyebiliriz! Seni de!”

“Öyle bir şey olmayacak, biraz bana güvenir misin?”

“Hayır güvenemem!” diye bağırdı Derman son kalan enerjisiyle, öyle çaresiz hissediyordu ki çocuklar ve kardeşinin bir hain olduğunu öğrenmesinin arasına sıkışıp kalmıştı kalbi.

“Tamam haklısın bir şey demiyorum, bu şekilde öğrenmeni istemiyordum!”

“Savaş olacağını bildiğin halde bize söylemedin?”

“Söyleyecektim, sizi zaten buradan çıkarmak için hazırlıklarım vardı benim!”

“Bir hayin gibi gidecektik yani öyle mi?”

“Derman, sen çocukların için bu hayata arkanı döndün, neden bahsediyorsun. Şimdi de onların güvenliğini önemsemeyip, vatanperver mi davranacağını söylüyorsun bana! Bu savaşı kazanma ihtimalimiz çok zayıf! O zaman geldiğine sen zaten kendiliğinden bu kararı verecektin ikimiz de biliyoruz!”

“Allah kahretsin seni!” dedi Derman öfkeyle, rengi giderek soluyor, nefesi hızlanıyordu.

“Doktoru çağıracağım, cevabını düşün!” dedi Doruk ayağa kalmaya davranırken, Derman son bir hamleyle tuttu kolundan ve gözlerinden yaşlar inmeye başladı.

“Biz!” dedi hıçkırarak, “Büyük ihtimalle kurtulamayacağız, değil mi?”

“Böyle bir şey söylemedim ben!”

“Söylemedin ama sen bu konuda uzmansın, hangi aşamadan sonrasının geri dönüşsüz olduğunu biliyorsun ve eğer doğru söylüyorsan, yani biz ölürsek, çocuklar zaten ortada kalacak!”

“Ölmeyeceksiniz dedim uzatma Derman!” dedi Doruk ama sesi o kadar titredi ki bunu söylerken, Derman haklı olduğunu anladı.

“Tamam! Eninde sonunda çocuklardan ayrılacağız belli ki, bizim öldüğümüzü görmelerini veya bunu yaşamalarını istemiyorum. Eğer burada senin ve onların can güvenliği kalmayacaksa, gidin!”

“Kalmayacak!” dedi Doruk çaresizce, onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu, “Şimdi bırak kolumu da doktoru çağırayım, gidip olumlu cevap vereceğim tamam mı?”

“Ne zaman gideceksiniz?”

“Henüz bilmiyorum!”

“Çocukları görmek istiyorum” diye inledi Derman, “Onları bana göstermeden götürme!”

“Aptal aptal konuşma!” dedi Doruk ve kolunu çekip kurtardı ağabeyinin elinden odadan dışarı attı kendini. Kapıdan çıkar çıkmaz gözyaşlarına boğuldu önce sonra kendini toparlayıp bir hemşireye koşup, ağabeyinin durumunun kötüleştiğini söyledi. Kadın, Derman’ın odasına doğru giderken o da hızlı adımlarla çıktı hastaneden ve geri dönüp, üç kişi olacaklarını, çocukların yaşlarını ve sağlık durumlarını detaylıca anlatıp gönderdi mesajı. Şimdi cevabı beklemekten başka çareleri yoktu.

Derman’ın hastanede söyledikleri aklından çıkmıyordu. Evet ikisinin de kurtulamayacağını biliyordu ama henüz kendine bile söyleyememişti. Çocuklar eninde sonunda onunla kalacaklardı. Tüm bu işler üniversite bursuyla başladığında, buralara geleceğini o da hiç düşünmemişti ama gelmişti işte. Savaşı o çıkarmıyordu, o kimsenin güvenliğini tehlikeye atmamıştı. Ondan istenen bilgileri her zaman sınırlı ve işe yaramaz şekilde gönderiyor, karşılığında karşı hamleleri öğreniyordu. Dünyanın bir anda alev alacağını nereden bilebilirdi ki?

Bilgisayarı kilitleyip, ofisten çıktı ve çocukların yanına gitti doğrudan. Şimdi gidişleri için plan yapmak zorundaydı, çocuklarla yanına neler alacağını hesaplaması gerekiyordu. Ayhan’ın anne ve babasına da söyleyecek bir şey bulması gerekiyordu.

Eve gittiğinde Ayhan’ın annesi kanepede uzanmış yatıyordu, rengi hiç iyi görünmüyordu. Kocası bir yandan çocuklara bir yandan ona yetişmeye çalışmaktan bitap düşmüştü. Kadının haline bakılırsa, yakında onu da hastaneye götürmek zorunda kalacağı belliydi. Çocuklara onun bakacağını söyledi, kadını kucaklayıp yatak odalarına götürdü ve kocasına da yanında kalıp, dinlenmesini tembihledi. Ağabeyinin evine uğrayıp alması gerekenler var mı kontrol etmesi gerekiyordu buraya gelenleri.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın