Ertesi sabah şehir büyük bir kaosa uyandı. Yetkililer olayın boyutları ortaya çıktıkça ilk önlem olarak şehre bütün giriş çıkışları kapattılar. Jandarmalar şehir çıkışlarında giriş çıkışı önlemen için konuşlandırıldı. Şehirden kaçıp uzaklaşmak isteyenlerle jandarma arasında tartışmalar başladı. Yerel yönetimler halka sakin olmalarını, beklenmedik bir durum yaşandığını kaynağını ve önlemek için çalışmalar yaptıklarını duyurmaya başladılar ama halk için bu açıklama hiç tatmin edici değildi. Kimse bu olayların gerçekte neden olduğunu bilmiyor ve öğrenmek istiyordu. Kalabalık topluluklar ilgili kamu binaları önüne yığıldılar. Kimi gitmelerinin engellenişine, kimi neler olduğunun açıkça söylenmeyişine öfkeliydi.
Doruk hastaneden döndükten sonra Derman’ı çocukların yanında kendinden geçmiş halde bulunca, hemen bir ambulans çağırdı ve ambulans personeli çocukları uyandırmadan bir şekilde çadırdan çıkarmayı başarıp, götürdüler. Doruk çocukların uyanıp paniğe kapılma ihtimaline karşı ağabeyiyle gidemedi. Derman’ın kayınpederinin yaşlı kalbine ve ruhuna olanlar çok ağır geldiği için odasında ağlıyordu. Beklenmedik bir kıyameti yaşıyorlardı. Kızının durumu giderek kötüleşirken şimdi de, damadı aynı durumdaydı. Allah’a onları çocuklarına bağışlaması ve onların yerine kendi canlarını alması için dua etmeye başlamıştı.
Doruk gece yarısı göreve çağırılınca, adamcağız mecburen kendini toparlayıp, çocukların yanına geçmek zorunda kaldı.
Derman için hastanede ayrı bir oda bulunamadığından bir sedye ile Ayhan’ın odasına yatırdılar. Kocası gibi Ayhan’ın annesi de hemşirelerden olayları öğrenmiş, üzerine bir de damadı getirilince iyice eli ayağı kesilmişti.
Doruk gece yarısı ofise gittiğinde, herkes panik haldeydi. Tesisin yerini ve olanları artık herkes biliyordu. Herkes kendi ailesini düşünüyordu ve onlar da ailelerini şehirden uzaklaştırmak için girişimlerde bulunmuşlardı. Gece hızlıca toparlanıp gidebilenler dışında ne yazık ki sabah herkes şehir çıkışlarından geri dönmek zorunda kalmıştı. Ofistekiler bunun bulaşıcı değil, ortamdan kaynaklanan bir zehirlenme olduğunu bildikleri için başkentten gelen şehrin giriş çıkışlarını kapatın talimatına öfkeliydiler. Etkilenenler şehirden çıksalar bile gittikleri yerlere bir zehir taşımayacaklar ve belki de kurtulacaklardı. Ancak bu kararla şimdi tüm şehir ölümle baş başa bırakılmış gibiydi. Kimse işini yapmak istemiyordu, herkes kendileri ve aileleri için can güvenliği istiyordu. Daha üst amirler, elde böyle bir duruma karşı hazırlık olmadığından, diğer şehirlerden gaz maskelerinin kamyonlarla gönderildiğini söyleseler de, gaz maskeleri kurtuluş için çözüm değildi, en azından yemek ve içmek için herkes maskesini çıkarmak zorundaydı. Yayılan zehrin oranı henüz tespit edilememişti ama bebeklerin ve solunum yolu hastalarının öncelikle etkilendikleri artık biliniyordu. Henüz duyurulmamıştı ama hastaneye gelen iki hasta o gece hayatını kaybetmişti.
Yeni yeni konuşulmaya başlayan bir diğer konu ise, zehir taşıyan bu ölü bedenlerin toprağı zehirlemeye devam edebilecek olma ihtimalleriydi. Doruk kendi ailesinin başına gelenlerle ciddi bir şekilde sarsılmışken bir de gece yarısı çağrıldığı iş yerindeki durumu görünce ne yapacağını şaşırdı. Kendi ofisine girip, çekmecesindeki bilgisayarı çıkardı ve hemen bağlantılı olduğu kişilere bir mesaj yolladı. Acil bir şekilde ailesi ile şehirden çıkış için yardım istiyordu. Gönder tuşuna bastığında eğer olumlu cevap gelirse bunun sadece şehirden değil, ülkeden çıkış anlamına geldiğini biliyordu ama başka çaresi kalmamıştı. Bu ataletle ve alınan anlamsız önlemlerle ağabeyine verdiği sözü tutması imkansızdı.
Şehrin neredeyse karantinaya alındığı bilgisi ülke genelinde de öğlene kadar duyulmuş, nedeni açıklanmadığı için bütün kanallarda bu durum konuşulmaya başlamıştı. Her kafadan bir ses çıkıyordu, kimi onlara düşman ülkelerin sınıra yakın bu şehrinde bir kimyasal silah kullanarak, onları savaşa çekmeye çalıştığını söylüyor. Kimi pandemi dönemindeki gibi bir hastalığın baş göstermiş olma ihtimaline dikkat çekiyordu. Öyle olmasa bütün şehir neden karantinaya alınsındı. Devlet yetkilileri olayı incelediklerini söyleyerek herhangi bir açıklama yapmıyorlar, bu da gerek komplo teorileri gerekse halkın merak ve öfkesini giderek artırıyordu. İş artık iyice kontrolden çıkmış, saklanamaz hale gelmişti.
Askeri yetkililer, savunma sanayi için üretilen bu kimyasalların ve tesisin açığa çıkartılmasına karşıydı. Bu bir milli güvenlik meselesiydi ve bir açıklama yapılacaksa bile bunun gerçekleri içermemesi gerekiyordu. Kamusal alanlardan sorumlu yetkililer ise, konuyu halka nasıl açıklayacaklarını bilmiyorlardı. Ölümlerin artması durumunda bunun bir salgın hastalık olmadığını söylemeleri gerekiyordu, öyle anlaşıldığı durumda bütün ülke paniğe kapılacağı gibi, tüm dünyanın dikkatini çekeceklerdi. Ki zaten yerli basında yayınlanmaya başlayan spekülatif haberler dış basın tarafından da takip ediliyordu. Savaş ve yıkımlardan sonra dünya artık bu ülkenin, bu sınır şehrinde olan gizemli olayı konuşmaya başlayacaktı.
Sonunda bölgede olan bir üretim tesisinden yayılan bir kimyasal olduğunu söylemeye karar verdiler. Olayla uzaktan yakından hiç bir ilgisi olmayan tesis ertesi gün yetkililer tarafından basılarak mühürlenince, çalışanlar ve tesis sahibi isyan ettiler. Sosyal medya aracılığı ile bölgeden fotoğraf ve spekülatif bilgiler yayılmaması için geceden şehrin tüm interneti kesildi. Ancak internet sadece kişilerin sosyal medya hesaplarına erişimi engellemiyordu. Merkezi sistemlere bağlı çalışan, banka, kamusal işler ve hastanelerin merkezi sağlık sistemine bağları dahil her şey bir anda koptu. Telefon hatlarında da oluşan arızalar bahane edilerek, dijital iletişim daha öğleden olmadan bütün şehirde kesildi. Koca bir şehir sadece giriş çıkışla olarak değil, tam olarak dünyanın geri kalanından kopartıldı böylece. Ancak günlük işleyişin bu şekilde olumsuz etkilenmesi daha büyük tepkilere neden olduğundan, bir üretim tesisindeki sızıntı açıklaması yapıldıktan sonra, telefon hatları yeniden açıldı ve internet ulaşımı da bant daraltma yöntemi ile sınırlı olarak yeniden sağlandı. Bir gün önce hiç bir şeyden habersiz uykuya dalan şehir halkı tam bir kabusa uyanmıştı.
Yetkililerin bu tür bir kriz durumuna karşı herhangi bir hazırlık ya da plan yapmadıkları açıktı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Kamusal ve askeri kurumlar yaşanan krizden dolayı kapalı toplantılarda birbirlerini suçluyorlardı. Şehrin dışında bir basın ordusu yığılmıştı, kaldırılan dronlarla şehirden görüntü almaya çalışanlar, jandarma tarafından hemen engelleniyordu. Şehrin içinde ve dışında herkesin yüzünde pandemi döneminden kalan maskeler görünmeye başlamıştı ve şehrin maske stokları da uzun süreli kullanım için yeterli değildi.
İlk başta şehre gıda ve acil ihtiyaç getiren kamyonlardaki malzemenin şehir giriş ve çıkışlarından şehrin kamyonlarınca devralınıp dağıtımının yapılmasına imkan sağlandı. Olayın nedenine bir kılıf uydurulduğu için artık düzeni yeniden sağlamak gerekiyordu. Kamu personeline ve sağlık personeline öncelikli olarak gelen gaz maskeleri dağıtıldı. Gaz maskelerinin dağıtılmaya başladığını ama herkese verilmediğini fark eden halk maske taşıyan kamyonlardan birini yağmalamaya kalkınca, polis ve halk arasında bir arbede yaşandı. Maskelerin sürekli gelmeye devam ettiği ve zamanla herkese dağıtılacağı konusunda açıklamalar yapılsa da kötü yönetilen kriz yüzünden, herkes panik ve öfkeliydi ve kimse açıklama dinlemek istemiyordu. Devlet onları ölüme terk etmişti! Saatler ilerledikçe marketler yağmalanıyor, sokak olayları sürekli artıyordu. Polis neye yetişeceğini şaşırmışken, şehrin üç büyük hastanesi, sağlık ocakları gelenlerle dolup taşıyordu. Sağlık ve güvenlik personeli yetersiz kalınca çevre illerden destek personeli gönderilmeye başlandı ama kimse bu şehre gelip görev yapmak istemediği için yeterli sayı gün sonuna kadar sağlanamadı.
Halkın büyük çoğunluğu kapı ve pencerelerini sıkı sıkı kapamış, televizyon ve internet başında olanları takip etmeye ve anlamaya çalışıyordu. Arabaları ile şehrin dışına çıkamayanlar, ormana yönelmişlerdi, orada bir jandarma denetimi olmadığından ormanın içinden geçip, gerekirse sınırın diğer tarafına geçmeyi planlıyorlardı. Asıl tehlikenin ormanın içinden yayıldığını kimse bilmediğinden tek kaçış yönü olarak orayı bulmuşlardı. Orman’ın temiz sandıkları havasının şehirden daha güvenli olacağını düşünmüşlerdi. Bir süre sonra ormana şehirden girişler de kontrol altına alına da, yirmi dört saat içinde bir çok insan ormana girmişti bile.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.