Aynı gökyüzü altında – Bölüm 9

Derman hızlıca toparladığı günlük eşyalarla kayınpederini götürüp, onların evine bıraktıktan sonra hemen geri döndü ve çocukların geceyi güvenle geçirmesini sağlayan çadırı sökmeye başladı. Bu çadır kendi evlerinin düzenine göre büyüklükte yapmıştı. Kayınvalidesinin evinin salonundan başka yere de sığmazdı en azından şimdilik sığacağını düşünüyordu. Koşturmaktan ve eğilip doğrulmaktan tansiyonu düşünce başı dönmeye başlayınca, biraz ara verip, kanepeye oturdu. Kanepeden yorgun gözlerle bir zamanlar mutluluk içinde yaşadıkları evin içinde gezdirdi gözlerini. Ne olmuştu böyle birden bire, hayatları neye dönüşüyordu? Otururken kümes aklına geldi kalkıp bakmayı düşündü ama şimdi onlarla oyalanacak vakti yoktu, Ayhan bile böyle etkilendiğine göre artık istese de onları kurtaramazdı. Yeniden kalkıp, enerjisini toplamaya çalıştı ve çadırı tamamen söküp, arabanın arkasına sıkıştırdı. Çadıra bağlı tüm donanım ve tanklar arabaya sığmayacaktı görünüşe göre, bunları götürüp yeniden gelmesi gerekiyordu.

Eve vardığında zorla arabadan indirdiklerini yukarı çıkardı. Çocuklar dedeleri ile çizgi film izliyorlardı ama bu değişiklikten pek de mutlu olmuşa benzemiyorlardı. Üst üste anneleri hastaneye yatmış, doğduklarından beri içinde yaşadıkları güvenli evden ayrılmak zorunda kalmışlardı. Kayınpederi de olanları tam anlayamadığı için endişeli görünüyordu ama Derman’ın telaşı ve endişesi karşısında şimdi sormaya cesaret edemiyordu. Çadırın tüm donanımını getiremediği için çocuklar ve kayın pederini küçük odalardan birine gönderip, salonun eşyalarını düzenlemeye başladı. Evliliklerinden kalma kocaman yemek masası, büfesi ağır koltuklar içeride olduğu sürece çadırın tam açılması zordu. Nefes nefese kalsa da, bir kısmını salondan koridora iterek, kalanı da duvar diplerine dizerek bir alan açmayı başardı. Çocuklar ve kayınpeder odada sıkıldıkları için salonun kapısından onu izliyorlardı. Çadırı donanımı olmadan kurdu ve kalanı getireceğini söyleyip yeniden kendi evlerine gitmek üzere yola çıkacakken, Doruk aradı. Ağabeyinin yapmaya çalıştığı şeyi duyunca, “Beni de al!” dedi hemen. Derman’ın konuşmaya mecali kalmamıştı zaten, eve dönmeden uğrayıp, Doruk’u da aldı ver beraber eve dönerek kalanları toparladılar.

“Berbat görünüyorsun!” dedi Doruk ağabeyine kızarak, “Ne demeye bunları kendi başına toparlamaya uğraştın.”

“Oyalanacak tek dakika yok!” dedi Derman yorgun bir sesle, “Kayınpederimi de burada tutamazdım. Akşama düzenin o evde yeniden kurulmuş olması gerek, çocukları tankları ile yatıramam ki!”

Yol boyunca zaten olanı biteni birbirlerine anlatmışlardı. Doruk bu işin çok daha büyük sonuçlara ulaşacağını söylüyordu, şehir de güvenli değildi sızıntının bir an önce durdurulması gerekiyordu.

“Herkes kadar sen de risk altındasın!” dedi Doruk, “Doktorun bana durumu anlatırken halini görseydin ne demek istediğimi anlardın!”

“Panik yaratmamak için şimdilik genel bir açıklama yapılmıyor ama herkes yakında neler olduğunu anlayacak!”

“Anladıklarında çoktan etkilenmiş olacaklar, bu olanlara inanmak bile istemiyorum!”

“Çocukları kayınpederine değil, daha uzak bir yere götürmelisin belki de!” dedi Doruk asıl gerçeği vurgulayarak.

“Hele buradan bir uzaklaştırayım onu da düşüneceğim ama şimdi Ayhan hastanedeyken onu bırakıp gidemeyiz.”

“Belki onu da başka bir hastaneye sevk ettirebiliriz, yani başka bir şehre!”

“Bunca donanımla başka bir yerde nereye gideceğiz bilmiyorum, kafam çok karışık. Bize kocaman bir tır gerekecek. Ayhan iyileşecek mi bilmiyorum Doruk!” dedi Derman artık göz yaşlarını tutamayarak.

“İyileşecek, kötü düşünmeyelim” dedi Doruk ama söylediği şeye kendi bile inanmıyordu artık.

“Bak Doruk!” dedi Derman sonunda aslında hissettiği şeyi kendine bile ilk kez itiraf ederken, “Eğer, bana ve Ayhan’a bir şey olursa çocuklarım sana emanet. Ne olursa olsun onları koru ve buradan uzaklaş. Bu yüzden senin de bana önerip durduğun o testleri yaptırmanı istiyorum. Ben Ayhan’ı bırakıp gidemem ve eğer onun kadar etkilendiysem zaten bir yere gidemem. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Artık düşünmemiz gereken tek şey hayatta kalmak olmalı! Gerekirse işinden bile ayrılmak zorunda kalabilirsin!”

Doruk içinden geçenleri en çıplak haliyle ağabeyinin ağzından duyunca iyice sarsıldı.

“Ben..” dedi “Ben onları koruyacağıma sana söz veriyorum ama Ayhan ve sana bir şey olmayacak! Şimdi bunları düşünmeyi bırak çocukların akşamını kurtaralım!” diyerek kalan eşyaları arabaya yüklemeye devam etti ve yol boyunca kendi kafalarının içinde her tür senaryoyu kurgulayarak, çocukların yanına gittiler.

Derman’ın artık kolunu kaldıracak hali kalmadığı için Doruk tüm çadırı donanımı ile beraber salona kurdu. Çocuklar en azından evdeki düzenleri buraya geldiği için biraz rahatlamış görünüyorlardı. Donanımla beraber tüm hafta yetecek yedek tanklar da getirilmişti.

Kayınpederi sonunda dayanamayıp, çocukların duymayacağı şekilde “Hiç birimiz için umut yok mu?” dedi sessizce. Neler olup bittiğini tam anlayamasa da Derman’ın halinden kaçınılmaz bir sona doğru gittiklerini hissetmişti.

Doruk ağabeyinin ruhsal ve biyolojik durumunun giderek bozulduğunu fark ettiği için, ona cevap fırsatı vermeden adamcağızı bir kenara çekti ve “Şimdilik korkmaya gerek yok ama biz her ihtimale karşı önlem alıyoruz. Durumun ciddiyeti denetimlerden sonra anlaşılacak. Siz lütfen sakin olun ve çocuklarla birlikte olmaya devam edin. Birbirimize en çok ihtiyaç duyduğumuz zamandayız”

“Tamam evladım!” dedi adamcağız ama gözlerine yerleşen korkuyu fark etmemek mümkün değildi.

“Benim hastaneye gitmem gerek!” dedi Derman kalkacak hali olmadığı halde.

“Sen burada çocukların yanında kal!” dedi Doruk, “Sen de ortadan bu kadar kaybolursan bu çocuklar için hiç iyi olmayacak. Ben giderim, seni de arar bilgilendiririm.”

“Tamam!” dedi Derman mecburen, kimi düşüneceğini şaşırmış durumdaydı. En azından şimdilik çocukların durumunu kurtarmışlardı. Evin içinde bile olsalar çadırda olmadıkları süre içinde tankları çıkarmalarını istemiyordu. Geceyi onlarla birlikte çadırda geçirecekti, kayınpederi de bütün gün yorulduğu için onun dinlenmesine de fırsat vermesi gerekiyordu. Sabahtan beri bir şey yemedikleri için kayınpederi evdeki yemeklerden ısıtıp her birine bir tabak hazırladı. Yemekten sonra çocuklar çadırın içinde babalarına sokularak uykuya daldırlar. Herkes için sarsıcı bir gün olmuştu.

Doruk hastaneye gittiğinde Ayhan hâlâ kendinde değildi. Hastane neredeyse ful kapasite çalışmaya başlamıştı. Sadece hastalar değil artık doktorlar ve çalışan tüm personel kendileri ve aileleri için endişeleniyorlardı. Hasta sayısı bu hızla artarsa hizmet vermek imkansız hale gelecekti ve doktor ve personel de hasta olmaya başlarsa durum daha da berbat bir hal alacaktı. Çoğu personel ailelerini şehir dışına yollamak için girişimlere başlamıştı. Burada kalan kimsenin sağlıklı kalmayacağına artık emindiler. Yaşanan bu panik ve endişe durumu, yetkililerce halka duyurulmasa bile, ağızdan ağıza yayılmaya da başlamıştı. Zaten küçük olan şehirdeki sağlık personelinin aileleri bir yandan şehirden kaçmanın hazırlığını yaparken bir yandan çevrelerini de uyarıyorlardı.

Doruk çalıştığı kurumun artık bu yaşananları ne bu şehirden, ne ülkeden ne de dünyanın geri kalanından saklayarak halledemeyeceğini o gece anlamıştı. Ayrıca ağabeyinin söyledikleri aklında dolanıp duruyordu. Çocukları korumak zorundaydı. Derman’ın durumunu hiç iyi görmemişti ve Ayhan bu kadar etkilendiyse, onun da çöküşü yakındı. Bölgede en çok dolaşan Derman’dı bu zamana kadar bile ayakta kalmış olması mucizeydi. Bununla beraber kendini de korumak zorundaydı, Derman’a evden çıkarken gaz maskelerini de yanlarına almışlardı. Hastaneye giderken çok dikkat çekeceğini ve henüz herkesin duymadığını düşündüğü için takmamıştı ama hastanede yaşananları gördükten sonra artık yasal duyurunun yapılmasını beklemeye gerek kalmadığını düşündü ve maskesini doğrudan taktı yüzüne. Hastanenin içinde onu maskeyle görenlerin yüz ifadeleri iyice değişiyor, o da nefes problemi yaşadığı için kullandığını söyleyerek bu paniği bastırmaya çalışıyordu. Ayhan’ın odasına girerken çıkardı sadece yüzünden, kızının başından bir an olsun ayrılmayan ve dışarda olan bitenden habersiz zavallı kadını korkutmak istemiyordu.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın