Mustafa’nın o akşam ki Kerem hamlesinden sonra bir süre sesi çıkmadı. Ailesi uzak akrabalardan bir kızla evlenmesi için onu zorluyordu. Kız çok iyiydi, liseden sonra okumamıştı ama bilgili bir kızdı, çalışıyordu, hamarattı. Ailesi de çok iyiydi. Mustafa’nın bu son zamanlarda iyice artan sinirine iyi gelecek şey bir düzeni olmasıydı. Yoksa ayrıldığı nişanlısını ne unutabilecek ne de kendini toparlayabilecekti. Artık saçmalamaya başlamıştı. Gül gibi oğulları ellerinden kayıp gidiyordu, resmen karakteri değişmişti.
Kerem anne, babalar bir süredir gelmedikleri ve torunları göremedikleri için çocukları alıp, onların ziyarete gitmesini önerince, kendi ailesi kısmından hoşlanmasa da, bunun iyi bir fikir olacağını söyleyip, önce kayınvalidesinin evine sonra da başka bir akşam kendi ailesinin evine gitmek zorunda kaldı Meltem. Nasılsa Safiye hanım ve Seyfi bey damatlarının yanında bir şey belli edemezlerdi. Gerçekten de iki ailede torunların kendi evlerine gelmelerinden çok memnun oldular ve kimse onlarla ilgilenmeden doğrudan çocuklara odaklanıldı. Onların gelmesindense bu ziyaretler daha sorunsuz ve rahat geldi Meltem’e ve kocasının bu harika fikrinden ötürü ona bir kez daha hayranlık duydu.
Sibel hayatını düzene koymuş, kendine yeni arkadaş grupları da edinmeye başlamıştı. Özlem’in ailesi de bir süre sonra gideceklerinden bahsetmeye başlamışlardı nihayet ama kızlarının ve torunlarının ne zaman ihtiyacı olsa çıkıp geleceklerdi. Hem Erdem, hem de Özlem nihayet bir “Oh” çektiler belli etmeden. Gerçekten de aile bir hafta sonra vedalaşıp evlerine döndü. Özlem artık toparlanmıştı, bebek de öyle, kızı ile ilgilenebilirdi bundan sonra tek başına. Bir kırgınlık çıkmadan anne ve babasını gönderen Özlem arkadaşına onu sakinleştirdiği ve dinlediği için teşekkür edip duruyordu. O olmasa bu zor dönemde kendini kontrol edemeyip, onları kırabilirdi. Artık gittiklerine göre Sibel ona rahatça gelebilir, o da kızını alıp, arkadaşına gidebilirdi. Hamile kalıp, evlenip, arkasından zor süreçler yaşayınca onunda çevresini geliştirecek fazla fırsatı olmadığından, Sibel arkadaşları ile onu da tanıştırmak istiyordu. İşte şimdi iki arkadaş keyiflerince yaşayabilirlerdi.
Anne ve babaların gitmesinden bir hafta sonra, Sibel ve Hakan’ı yaptıklarına teşekkür olarak yemeğe davet ettiler. Uzun zaman sonra yeniden beraber ve keyifli vakit geçirmek çok hoşlarına gitti hepsinin. Biraz anne babalar çekiştirildi, Özlem’in onları kırmayarak ne kadar iyi ettiği konuşuldu, sonra Arzu bebek uyuyunca da keyifle eskilerden, yenilerden konuşulmaya devam edildi. Hakan kalktıklarında Sibel’i de evine bırakmayı teklif edince, Erdem’in yüzüne yayılan gülümseme, Özlem’in gözünden kaçmadı. Onlar çıkar çıkmaz kocasını sıkıştırınca da Hakan’ın bir şeyden haberi olmadığını ama kocasının ikisini birbirine yakıştırdığını söyledi. Hakan’ın bir kız arkadaşı vardı ama araları bozuktu ayrılmak üzereydiler.
“Aman aman!” dedi Özlem hemen, “Kız zaten birinden yeni kurtuldu, daha bitmemiş bir ilişki ortadayken arkadaşımı böyle bir şeyin içine sokamam!”
Hakan’ın ilişkisi oturmuş bir ilişki değildi zaten yeni başlamış ama olmamıştı diye savunsa da Erdem, Özlem “Kendi isterse olur zaten ama ben araya girerim sanıyorsan yanılıyorsun” diyerek susturdu kocasını. İkisinin en iyi arkadaşlarının beraber olma fikrinden hoşlanmış olan Erdem’de, karısının tavrına pek bir anlam veremese de üzerinde durmadı. zaten Hakan ile konuşmuş değildi, arkadaşı nezaketen eve bırakmıştı ama o belki ikisi yakınlaşır diye umutlanmıştı kendi kendine. Özlem’e sen aralarını yap dememişti ki zaten.
İki hafta sonra Sibel iş yerinden arkadaşını aradığında ses tonu bir garip geliyordu. Özlem onu iyi tanıdığından ve iş yerinden de telefon açma huyu olmadığını bildiğinden, “Ne oldu?” diye sordu hemen.
“Mustafa intihar etmiş” dedi Sibel aynı tuhaf ses tonuyla.
“Ne?” diye tepki verdi Özlem şaşkın şaşkın.
“Sorma amcam aradı demin o söyledi. Ailesi amcamı aramış beni suçlamışlar, amcam da sinirinden olanı biteni anlatıp sizin oğlunuz benim yeğenime ihanet etti demiş tabi”
“Aman zavallı adam ve aslında zavallı ailesi Mustafa’nın!” diye inledi Özlem, “Ailesine dememiş demek ki yaptıklarını!”
“Bilmiyorlarmış sanırım, amcama da inanmamışlar zaten, iftira atıyorsunuz deyip kapamışlar yüzüne.”
“Yani açıp da amcana böyle davranmak neymiş zaten ya evlat acısından herhalde!”
“Balkondan atlamış Özlem ya! Benim yüzümden değil değil mi?”
“Kızım saçmalama ne alaka sen de Allah Allah! Senin ne suçun var kaç ay geçti üzerinden, zaten ruh hali iyi değildi ki biliyorsun. Allah seni korumuş bu adamdan ben sana diyeyim!”
“Evet Allah korumuş gerçekten baksana ruh sağlığı bozukmuş gerçekten bunun”
“Bence de ailesi de normal değil amcana açıp aylar sonra bunları söylediklerine göre, neyse iyi olmuş olayın seninle ilgisi olmadığını, oğullarının da ne mal olduğunu öğrenmişler”
“Yine de çok üzüldüm biliyor musun? Yani beni suçlamış olsalar da o insanlara da üzüldüm aslında!”
“Aman gözünü seveyim tam rahata ermişken kafana takma böyle şeyleri, ölünün arkasından konuşulmaz Allah rahmet eylesin ne diyelim. Şaşırdım yani bende duyunca aniden. En azından artık karşına çıkar diye stres olmazsın.”
“Amcama da çok üzüldüm yazık adamcağız da neye uğradığını şaşırmış. Benim yüzümden başına gelmedik kalmadı zavallının”
“Evet amcana kötü olmuş gerçekten, iyi ki kalbine inmemiş zavallı adamın”
“Evet iyi ki” dedi Sibel kafası karışık ve üzgün bir sesle ama iş yerinde olduğu için de fazla uzatamadı konuşmayı kapattılar.
Telefonu kapattığında Özlem’in yüzündeki şaşkın ifade de silinmemişti henüz. Bir süre düşünüp, “Aslında iyi olmuş” diyerek kafasından atmaya karar verdi bu düşünceyi, inşallah Sibel’de takıp üzülmezdi uzun uzun. Bir defter kapanmıştı böylece, Mustafa sadece Sibel’i değil onu ve ailesini de rahatsız etmişti çokça. Nereden nereye gelmişti olaylar, o telefonda Sibel gelinliklere bakmaya çıkınca izlediklerini unutmamıştı o da. Nereden nereye gelmişti olaylar. Arkadaşı evlenip mutlu yuva kuracak ama o yanında olamayacak diye üzülürken, gördükleri ile şoka girmiş, arkasından olanlar da tuzu biberi olmuştu her şeyin.
“Allah affetsin ama iyi olmuş!” dedi bir kez daha kendi kendine, “Ailesine Allah sabır versin, evlat acısı zor!”
Safiye hanım kocasından duyduklarına inanamadı önce, inanamadığı, Mustafa’nın kendini öldürmesi değil, ailesinin kocasını arayıp söyledikleriydi. Seyfi bey o kadar sinirlenmişti ki tansiyonu fırlamıştı resmen. Bir yandan da zaten acısı olan aileye hırsa kapılıp söylediklerine üzülüyordu. İçinde o kadar büyümüştü ki olay, o şaşkınlıkla çenesini tutamayıp söyleyivermişti birden.
“İyi yapmışsın” demişti Safiye hanım da, “Allah evladın da hayırlısını versin, şu başımıza gelenlere bak!”
Kocasının yanından kızını arayıp diyemediği için ertesi gün Seyfi bey çıkar çıkmaz arayıp haber vermişti Meltem’e.
“Normal değildi o zaten” demişti Meltem hemen
Safiye hanım kızının Mustafa’yı o kadar iyi tanıyan yorumuna bozulmuştu biraz ama bir şey demedi, babasına olanları anlattı daha çok.
“Adamın yüreğine inecek, hepsi senin suçun bunların” deyiverdi sonunda da. Meltem’in kan beynine fırladı ama artık annesi ve babasıyla da didişmemeye karar vermişti kendi kendine.
“Haklısın sizi çok üzdüm, beni affedemediğinizin farkındayım ama ne kadar da pişman olsam artık olanları düzeltmek için elimden gelen bir şey yok maalesef” dedi üzgün bir sesle.
Kızı öyle konuşunca Safiye hanım da üzüldü bu sefer, “Hatayı anlamak da erdemdir.” dedi yutkunarak, “Allah mekanını cennet etsin, o da doğru yapmamış zaten. Hayat bu kadar ucuz değil.” diyerek konuyu değiştirdi ve torunlarını sordu hemen.
Meltem de “İstersen çık gel onlar da seni özledi” deyince, telefonu kapatıp, hazırlandı hemen gitti kızına. Geçen defa yediği fırçayı unutmadığı içinde açmadı televizyonu bu kez. Uzun süredir ilk defa ana-kız güzel bir gün geçirdiler çocuklarla beraber.
Nihayet gece olup, Meltem başını yastığa koyduğunda, gülümsedi kendi kendine. Nihayet kabus sona ermişti. Mustafa’nın düşmeden önce gözlerindeki korku dolu ifadeyi hatırlayınca yeniden gülümsedi ve derin ve rahat bir uykuya bıraktı kendini. Artık kimse onun mutluluğuna gölge düşüremezdi.
SON