Ertesi gün Kerem işe gidince, çocuklarla evdeki yardımcı ilgilenirken balkona çıktı ve Sibel’in numarasını çevirdi ama onun numarasını değiştirdiğini bilmediği için ulaşamadı. Annesi ve babasından onun numarasını isteyecek yüzü olmadığından aklına yine Özlem geldi. Hemen ona bir mesaj atıp Sibel ile konuşmak istediğini çok pişmanlık duyduğunu, ona bir özür borçlu olduğunu, Mustafa ile aralarında sadece bir öpücük olduğunu ve ikinciyi de zaten onun yakaladığını çabucak yazdı.
Özlem, telefon ötünce arkadaşından mesaj geldiğini sandığı için hemen okudu Meltem’in yazdıklarını. Zaten canı burnunda bunalmış haldeydi, bunca zaman sonra Meltem’in yazdıkları saçmalıktan başka bir şey değildi.
“Geç kaldın” yazdı geçti hızlıca, arkadaşına sorup numara yollamasına bile gerek yoktu. Sibel zaten mutluydu, ne işi olacaktı bu hainle şimdi.
“Özlem lütfen çok önemli benim için gerçekten çok üzgünüm, ben değiştim artık!” yazdı Meltem durmayıp.
Özlem derin bir “Of” çekti okuyunca, ne bela kızdı bu, yaptıkları yetmiyor gibi, Mustafa’dan yeni kurtulmuşken şimdi bir de bu mu musallat olacaktı. Cevap bile vermeden engelledi Meltem’i ama yine de yazdıklarını Sibel’e gönderdi ve engellediğini söyledi.
“Aman iyi yapmışsın!” yazdı Sibel de sinir olarak, “Yüzsüze bak pişman olmuş, bana ne bu saatten sonra!”
Meltem yazdıklarına saatlerce cevap gelmeyince, Özlem’i aramayı denedi bu defa ama telefon uzun uzun çalıp, açılmadı. Onun üzerinden Sibel’e ulaşamayacağı açıktı. Aylardır babasıyla neredeyse tek kelime etmemişlerdi, onun nerede ne yaptığını bilen biri varsa onun da babası olduğundan emindi ama yine de ona numarayı sormaya cesaret edemedi. Çaresizce vazgeçti çabasından. Mustafa’nın olanları Kerem’e göstermesi, gece rüyalarına girmeye başlamıştı. Geceleri kan ter içinde uyanıyor, uyuyan Kerem’e bakıp, bu evliliğin bozulmaması için dualar ediyordu. Hatasını kabul ediyordu ama telafi edecek bir şansı yoktu. Sibel’e iyilik yaptığından emindi o yüzden de Allah’tan af diliyordu.
Bir kaç gün sonra Kerem eve gelince, o gün yolda Mustafa’ya rastladığını söyleyince, düşüp bayılacaktı, rengi bembeyaz oldu.
“Hani şu kuzeninin nişanlısı vardı ya!” dedi Kerem “Bu gün işten çıkınca ona rastladım kapının önünde, oralarda bir işi varmış. Sana selam söyledi.” dedi gülümseyerek. Gülümsediğine göre Mustafa bir şey söylememişti ama hemen karşılaşmalarının üzerine birden bire Kerem’in iş çıkışında görünmesi de hayra alamet değildi. Bu karşılaşmanın bir tesadüf olmadığından adı kadar emindi. Yemeklerini yiyip çocukları uyuttuktan sonra karı koca keyifle oturacakları sırada Mustafa’dan gelen mesaj bu düşüncesini doğruladı.
“Ensendeyim!”
Kocası ile keyifli bir akşam geçirmeyi planlarken gelen mesaj sinirlerini iyice bozunca belli etmemek için başının ağrıdığını bahane edip erkenden yatağa gitti. Sabaha kadar gözüne uyku girmedi.
Ertesi gün Safiye hanım, kocasının tembihine rağmen artık torunlarını özlediği için kızına gitmeye karar vermişti, sabah telefon açıp uğrayacağını haber verdi. Acaba Sibel’in telefonunu annesinden istese miydi? Ya da Mustafa’nın tehditlerinden bahsetse miydi? Annesi yemez içmez bunu babasına yetiştirirdi kesin, babasının dinmeyen öfkesi ile olayı nerelere vardırabileceği ise tam bir bilinmezdi. Söz de çok iyi insanlardı ama Meltem gerçekten ihtiyacı olduğunda ikisinden de yardım umamıyordu maalesef. Bunları düşünerek anne ve babasına bir kez daha sinir olduktan sonra annesi gelince, ona da çok sıcak davranamadı. Safiye hanım da bu soğukluğu fark etti ama ses çıkarmadı, o torunlarına gelmişti. Annesine ihtiyacı bitince, kuzeninin nişanlısının koynuna giren kızından başka nasıl tavır beklenirdi. Bir güzel postalamıştı evinden onları, torunlarını seyrek görmek zorunda kalıyorlardı. Bir de utanmadan geldi diye surat ediyordu şimdi. Meltem onunla fazla ilgilenmeyince torunları ile oynarken yine televizyonu açtı. İçerden kadın programının eve yayılan sesini duyan Meltem zaten sinirleri de bozuk olduğu için hışımla geldi ve “Anne yeter artık, benim çocuklarım da bu kabusla büyümeyecek!” dedi ve kumandayı kaptığı gibi televizyonu kapatırken son duyduğu cümle şuydu.
“Sevgilisi ile rahat yaşamak için plan yapın Hasibe, intihar süsü vererek kocasını ortadan kaldırmış sayın seyirciler!”
Safiye hanım geldiğinden beri surat eden kızının bir de hışımla gelip torunlarının yanında onu televizyon açtığı için azarlayınca iyice içerlerdi ve bir anda kalkıp çantasını aldı, ayakkabılarını giydi ve gözleri dolu dolu olarak “Seni doğuracağıma taş doğursaydım keşke!” diyerek kapıyı çarpıp çıktı. Evdeki gerilimden etkilenen kardeşlerin ağlamaya başlamasıyla Meltem’in nefesi iyice daraldı ama çocuklarının yanına diz çöküp, gözyaşlarını saklayarak, “Anneniz bundan sonra sizi herkesten, her şeyden koruyacak” diyerek onlara sarıldı ve sakinleşmeleri için anneannelerinin kurduğu oyuna devam etti biraz. Kafasında televizyondan duyduğu o son cümle yankılanıyordu sürekli, “İntihar süsü vererek…”
Annesine davranışı yüzünden de üzülmüştü ama o kadar gergindi ki sinirlerini kontrol edememişti. hayatı boyu bu bangırtıyı dinlemişti evin içinde, sonra annesi onun evine yerleşip, aynı işkenceye kayınvalidesiyle beraber devam etmişti. Zaten iyi de karşılasa açıp, olayları tek tek detayları ile anlatıp, nasihat verip duracaktı. Telefonu açar açmaz, “Torunlarımı görmeye geleceğim sadece” diye zaten kötü bir vurgu yapmıştı. Meltem’in ne yaşadığı, ne hissettiği konusu hiç umurunda değildi, şu televizyondaki kadınlara ilgi gösterdiği kadar biraz onunla ilgilense her şey çok başka olurdu oysa. O çocuklarına bu programları izletmeyecekti. İzlediği bir kaç dizisi vardı sadece onları da annesi gibi bangır bangır izlemiyordu. Bazen kocası ile bazen de gündüz kendi vakti olursa tekrarlarını izliyordu kadın çocuklarla ilgilenirken.
Aklı yeniden son duyduğu cümleye kaydı. Acaba nasıl bir intihar süsüydü bu kadının yaptığı, belli ki sonunda yakalanmış her şey ortaya çıkmışı ama yine de merak etti. O gün kadının gelme günü değildi, o yüzden ertesi gün programın internet kaydını izleyip merakını gidermeye karar verdi.
Safiye hanım iki gözü iki çeşme tuttu evin yolunu, kocasına anlatsa, “Ben sana gitme dedim!” der iyice canını sıkardı. Kafasını dağıtmak için gider gitmez televizyonu açtı ve bir yandan ağlayıp, bir yandan derdine yanıp, programlarını izlemeye devam etti. Kocası gelmesine yakında yüzünü gözünü toparlayıp, hiç bir şey belli etmedi.
Meltem ertesi gün kadın gelir gelmez, çocukları ona emanet edip, programın internette yayınlanan bölümünü buldu, atlaya atlaya o kısma geldi ve kadının planını dikkatlice dinledi. Kadın kocasının kafasına koltukta uyurken bir silah sıkmış sonra da silahı temizleyip adamın eline tutuşturmuş, bir şey olmamış gibi temizlenip dışarıda biraz dolaştıktan sonra sanki eve gelip onu öyle bulmuş gibi yaygarayı basmıştı.
“Yok artık!” dedi kendi kendine. Polis yaptığı araştırmada kadının eve giriş çıkış saatlerini kameradan tespit etmiş, adamın elindeki silahın duruşundan şüphelenmiş, kadının sevgilisi olduğunu ortaya çıkarmış sonra da adamın kendini öldürmediği yönündeki kuşkuları incelemeleri sonucunda kesinleştirip, kadını tutuklamışlardı. Kadın yedi yıl hapis yattıktan sonra aflarla dışarı çıkmış, evlatları babasının mirasından ona pay vermedikleri için sokaklarda kalmış ve yardım için programa çıkmıştı. Sevgilisi bu cinayetten sonra bir daha ne aramış ne de sormuştu onu. Spiker kadının onca şeyi yaptıktan sonra kendini mağdur gösterme çabasını eleştiriyordu. Çocuklar programa bağlanıp, annelerine verip, veriştiriyorlardı. Bağlanıp yorumlayanlar arasında kadının zaten cezasını çektiğini ve sokakta bırakılmaması gerektiği konusunda yorum bildirenler de vardı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Kadın katil de olsa yasal hakkı kocasının mirasından pay almaktı.
Telefondan seyrettiği videoyu kapatıp, düşünmeye başladı.
(devam edecek)