Evdeki düşman – Bölüm 16

Herkes yaşananların ardından, kendine göre paylar çıkarıp dururken, hayat ilerlemeye devam ediyordu. Sibel işe de başlamış, evinde düzenini de kurmuş, olanı biteni kafasından atmıştı. Amcası evin parasını ondan almadığı için çok üzülmüştü ama iki torunu vardı, onların hakkını Sibel’e vermesi doğru olmazdı, zaten ihtiyacı yoktu. Babasından kalanlar ona yetiyor da artıyordu bile. Özlem’in şikayetlerini dinliyor, onu rahatlamaya çalışıyor, örgülerini örmeye çalışıyor ve aslında bu nikahın olmadığına da şükrediyordu sürekli. Zaten kendi başına yaşamayı biliyordu uzun süredir, kendi başının çaresine bakmayı da. Aşık olup, bir yuva kurmak çok mutlu etmişti onu ama yaşananlardan sonra her şeyin en doğru şekilde olduğuna emindi artık. Daha gençti, hayat önünde uzun uzun duruyordu. Nasıl istiyorsa öyle yaşayabilirdi. Özlemin halini de görünce aslında biraz da seviniyordu bile evliliğin bozulduğuna. Mustafa’da eninde sonunda peşini bırakacaktı. Özlem en son kapılarına dayanıp, çıkardığı rezilliği anlatmıştı hemen arkadaşına, böyle bir şeye neden olduğu için çok mahcup olmuştu hem arkadaşına hem de ailesine. Mustafa’nın bu kadarına cüret edebileceğini de hiç düşünmemişti aslında. Bu bir de okumuş, iyi ailede büyümüş bir adamdı. O bunları yapıyorsa, her gün haber olan kadın cinayetleri veya şiddet olaylarına bakışı de iyice değişmişti. Erkekler kendilerine gelince her şeyi hak görüyorlardı belli ki, bir de bu adamla evlense kim bilir onun başına neler gelirdi? Demek ki hiç tanıyamamıştı Mustafa’yı gerçekte, onun o sevgi dolu, nazik tavırlarına kanmıştı kolayca. Bir yere, sevildiği bir yere ait olma duygusu, gözlerini kör etmişti. Kuzenine göz dikecek kadar aşağılık bir karaktere bu kadar aşk hissetmesi, onca yaşanmışlığına rağmen insanlardan hiç anlamadığının kanıtıydı sadece. Özlem’in çok şükür harika bir kocası vardı, aile gelir giderdi, sonunda kapılarını kapatıp kendi kendilerine kalacaklardı. Zaten onca zaman üzülmüştü ailesinin yanında olmadığına, haklıydı olmaları gereken zaman olmayıp, şimdi birden bire hakimiyet kurmuşlardı ama hiç değilse kırgınlık bitmişti. Özlem’de biliyordu zaten, yeni bir kırgınlık olmasın, bu kurulan barış korunsun diye içini arkadaşına döküyor, ailesine bir şey belli etmiyordu. Onlar her zaman birbirleri için bir sırt olmuşlardı. Zavallı Kerem de melek gibi bir adamdı ama karısının ne olduğunu, onun Mustafa’nın ne olduğunu anlayamadığı gibi anlayamamıştı ki bu saatten sonra da anlamazdı inşallah! En az zararla atlatılmıştı çok şükür bundan sonrasında düşünüp durmaya gerek yoktu. Hayatın tadını çıkarak, keyfine bakacaktı sadece. Meltem’in böyle olmasında yengesinin de payı vardı aslında ama o da onların meselesiydi artık.

Meltem ve Kerem o hafta sonu çocukları da yanlarına alıp, biraz dışarı çıkmaya karar vermişlerdi. Uzun zamandır kendi kendilerine hiç dışarda vakit geçiremiyorlardı. Çocuklar hızla büyüdükleri için biraz onlara alışveriş, biraz da değişiklik olsun istemişlerdi. Açık alanlı bir restoranda çocukları da yanlarında yemek yerlerken, karşı masalardan biriyle Mustafa ile göz göze gelene kadar Meltem’in keyfi çok yerindeydi. Mustafa da iki arkadaşı ile yemek yiyordu. Meltem’i görünce yüz ifadesi o kadar belirgin bir şekilde değişti ki arkadaşları da dönüp, nereye baktığını merak ettiler.

“Eski bir arkadaş” deyip geçiştirdi Mustafa, “Bana baya bir kazığı var!”

Tabi kimseye ben nişanlımın, kuzenini öptüm, yakalandık nikah ondan bozuldu diyemiyordu. “Anlaşamadık ayrıldık, en doğrusu buydu” deyip geçmişti sadece. Bakılan yönde oturan bir kadın olunca arkadaşları zaten eski bir “kırık” olduğunu düşünüp güldüler.

Mustafa’nın bakışlarındaki delilik Meltem’in bütün huzurunu kaçırdı. Kocasına kalkıp gidelim dese, iki çocukla ayca yerleşmişler, siparişleri de anca masaya gelmişti. Kocasına çaktırmadan Mustafa’yı kollayarak yemeğini yerken, Mustafa masada duran telefonu elini alıp, kocasına videoyu göstereceğini ifade eden el hareketleri yapınca, beti benzi iyice attı. Panikle kocasına tuvalete gideceğini söyleyip, yerinden kalktı ve restoranın tuvaleti olmadığı için alışveriş merkezinin kadınlar tuvaletine doğru yürümeye başladı. Bir yandan da o masada değilken, Mustafa’nın gelip, Kerem’le konuşmasından korkuyordu ama oturursa da yüzünden kocası bir şeyler olduğunu anlayacaktı. Sibel ile çok yakın olmadıkları için onun neden ayrıldığını falan hiç kurcalamamıştı Kerem, Meltem de bir şey söylememişti.

Meltem yerinden kalkınca, Mustafa da tuvalet bahanesi ile yerinden kalkıp peşine düştü. Kadınlar tuvaletinin önünde yakaladı onu.

“İster misin bende şimdi kocana göstereyim o videoyu? O mutlu aile tablonu yerle bir edeyim mi ha?” dedi Mustafa ateş gibi bakan gözleriyle.

“Bu sana ne kazandıracak, iki çocuğum var benim!” dedi Meltem korkuyla.

“Ne mi kazandıracak? İçim soğuyacak! Senin de kaybettiğini göreceğim. Benim mutlu olacak yuvamı yıkıp, senin kocan ve çocuklarınla mutlu olduğunu görmek beni deli ediyor!”

“Tamam ikimizde hata yaptık. Senin başına iyi şeyler gelmedi ama benim yuvamı yıkarsan çocuklarımın vebalini de alırsın! Ben senin yuvanı yıkmadım. Senin daha yuvan bile yoktu! Pişmanım ama senin o videoyu Kerem’e göstermen, Sibel’i geri getirmez! Daha da beter duruma düşersin!”

“Zaten düştüm düştüğüm kadar, kaybedecek şeyi olmayan biriyim ben artık!”

“Kimse neler olduğunu bilmiyor, sadece kaybettiğin Sibel. Aklını başına topla, kendini af ettirebiliyorsan git yap ama benden uzak dur!” dedi Meltem korku, öfke karışık bir sesle. Elleri titremesine hakim olamıyor, nefesi boğazını düğümleyecek gibi oluyordu.

Mustafa hırsla döndü ve “Görürsün şimdi” diyerek restorana doğru yürümeye başlayınca, göz yaşları içinde peşinden koşmaya başladı. Mustafa ağır ağır çocuklarla ilgilenen Kerem’e doğru giderken, dönüp ona baktı pis pis güldü ama sonra dönüp kendi masasına doğru yürümeye başladı. Meltem o yön değiştirince durdu, az kalsın kalpten gidecekti ama neyse ki Mustafa masasına geri dönmüştü. Kerem onu görmesin diye yeniden dönüp tuvalete gitti, boş bir kabine girip sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Sonra kendini toparlayıp, çıktı, yüzünü gözünü sildi ve sakin görünmeye çalışarak masasına geri döndü. Mustafa hâlâ aynı masada oturuyor, pis pis gülerek bu tehdidin henüz bitmediğini belli ederek onu taciz ediyordu.

Meltem hayatı boyunca bir şeylerin elinden kayıp gideceğinden hiç bu kadar korkmamıştı. Tam her şeyi yoluna koydum derken, Mustafa’nın yaptıkları, paniğini zirveye ulaştırmıştı. Buna bir çare bulması gerekiyordu. Buna uzun süre katlanması, her yerde ona rastlarlar mı? Mustafa Kerem’i bulur videoyu gösterir, gönderir mi diye stres içinde yaşayamazdı. Sibel bile yapmamıştı bunu. On beş dakika sonra Mustafa ve arkadaşları kalkıp gittiler. O da kocasına bir şey belli etmemeye çalışarak, mutlu görünmeye devam etti. O mutlu olmak istiyordu, mutlu rolü yapmak değil.

Ertesi gün bilmediği bir numaradan mesaj geldi ama gönderenin Mustafa olduğunu biliyordu, telefonunu değiştirdiği halde yine bulmuştu demek onu.

“Korktun değil mi? Ben mutlu olmadığım sürece sen de olmayacaksın!”

Acaba, Sibel’le mi konuşsaydı. Yüzü yoktu ama Mustafa ile aralarında yaşananların bir öpücükten ibaret olduğunu söylese belki onu affederdi. Gerçi şu tabloya bakılırsa affederse hayatının hatasını yapardı ama bu onun sorunu değildi, bu olay olmasa zaten onunla evlenmiş olacaktı. Bu yaptıklarını söylerse zaten affetmezdi. Ona pişman olduğunu, söylerdi, bir hata olduğunu ama sandığı kadar büyük bir hata olmadığını. Mustafa’nın onu hep çok sevdiğini, o istemesine rağmen ret ettiğini söylerdi. Onu affetmesi için yalvarırdı gerekirse, yeter ki Mustafa ona kavuşup, o ve ailesinden uzak dursundu.

(devam edecek)

Yorum bırakın