Evdeki düşman – Bölüm 15

Mustafa’da bir yere kadar Meltem ile aynı pozisyondaydı çünkü olan sadece bir küçük öpücük de olsa videodaki görüntü ve sesler bunu ispatlamıyordu. Öyle dese de, inandırıcı olmayacaktı. Yakalandıktan sonra söylenen her şey kurtulmak için söyleniyor gibi algılanırdı. Ama gerçek buydu, sadece bir öpücük. Kötü bir niyeti yoktu aslında, Sibel’i de seviyordu ama yaşanan an bir şekilde akışı oraya taşımıştı işte. Asıl bozulduğu da buydu zaten. Tamam nişanlıyken bir başkasını öpmek masumca değildi belki ama kurulmak üzere olan bir yuvayı yıkmak için, sevgiyi yok saymak için yeter miydi? Sibel’in yerinde olsa o da aynı şeyi yapar mıydı? Yapardı. Onu açıklaması için dinler miydi? Dinlemezdi. Hatta onun yaptığının fazlasını yapar, herkese duyurur, onun ne kadar ahlaksız bir kadın olduğunu cümle aleme ilan ederdi. Bunu yapmamış olması bile Sibel’in kaybedilmeyecek bir kadın olduğunu gösteriyordu ve çok ama çok pişmandı gerçekten. Kendi ayıbını örtmek için Hakan’ın arkasına saklanmıştı ama o gün Özlem’in babasını dinleyince, başta inanmak istemese de sonradan ikna olmuştu. Gerçekten hata üstüne hata yapıyor berbat bir profil sergiliyordu. Olayın başından beri tek geçmeyen öfkesi Meltemeydi bu yüzden. Durup dururken, hiç bir şey sürmemişken o odada üzerine atlamamış olsa şimdi mutlu bir yuvaları olacaktı. Sibel’in o kaydı neden açık bırakıp gittiğinden emin değildi ama muhtemelen özel anlarını saklamak için kaydetmek istemiş, o aniden odaya girince de unutmuştu. Bu kadar talihsizlik nasıl üst üste gelip de olaylar bu noktaya gelmişti bir türlü hazmedemiyordu.

Safiye hanım yeniden evine ve düzenine döndüğü için mutluydu aslında, yaşadığı hayal kırıklığı ve acısını saklamaya çalışmadan evinde programlarını izlemeye devam ediyordu şimdi. Değişen şey kendi başına da gelmiş olması olduğu için hem seyrediyor, hem söyleniyor, hem ağlıyordu. Seyfi bey “Bir süre sen de gitme artık yeter!” diye tembihlemişti karısını. Kendi zaten ne gidiyor ne soruyordu kızını, torunlarını da göremiyordu ama öfkesini kontrol edemez, ağzından bir şey kaçırır diye çekiniyordu. Yenir yutulur değildi olanlar onun için. En iyi şekilde büyütülen bir evin bir kızının dönüştüğü gerçekle yüzleşemiyordu bir türlü. İçten içe karısını suçluyordu, çünkü o evin geçimi için gece gündüz çalışırken Safiye hanımın Meltem’in dönüştüğü bu inanılmaz kimliği fark etmiş olmasını bekliyordu. Bu kız bir anda bu hale gelmemişti ya? Hep öyle olsa, zaten evdeyken ki hallerinden de belli olurdu. Kötü arkadaşlar mı edinmişti evlendikten sonra, onlara mı özenmişti. ortalıkta öyle kötü örnekler vardı ki artık, ailenin, evliliğin kutsallığı, kadının iffetini koruması falan bir kısım insanların umurunda bile değildi. Adına özgürlük dedikleri bu hallerin içinde başlarına da ailelerine de bin bela getiriyorlardı. İnsan kendi başına gelince anlıyordu daha çok, olmaz değildi hiç bir şey. Başına geleni bilip, eli kolu bağlı, içi için kemirip duruyordu .

Kerem, anneler evden çıkıp, çocuklar da kreşe başlayınca, karısındaki rahatlama ve değişimi gördükçe mutlu olmuştu. Kolay değildi bir çocuk doğurmak bile zaten ki o iki çocuğu birden taşımıştı dokuz ay boyunca. Kendi düzenini kurdum derken, aileler yeniden evin içinde aktif rol almaya başlamıştı. Anne olduğunu bile anlamasına fırsat olmamıştı. Şimdi arada bir dalıp gitse, düşünceli görünse de artık kocasına, çocuklarına daha ilgili görünüyordu. Daha yeni anlıyordu muhtemelen o da, kendine yeni yeni geliyordu. Kendisi de rahat etmişti, çünkü seviyor olsa da, her gün anneleri, al getir, geri götür akşam karının asıl suratı ile karşılaş, mutlu olsun diye ekstra çaba harca gerçekten kolay değildi. Bir yandan çocuklara baktıkları için minnettardı, bir yandan evdeki yansıması yüzünden huzursuzdu. Çok şükür şimdi her şey yoluna girmiş, Meltem’de yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı. Önce bir süre kendini dışarı atıp arkadaşları ile gezmiş, tozmuş, kilolarından kurtulmak için biraz spora gitmiş. Yeniden evlendikleri zaman ki gibi güler yüzlü ve sevgi dolu haline geri dönmeye başlamıştı. Çocuklar kreşe yeni başladıkları için biraz fazla hasta oluyorlardı ama zaten alışacaklardı. Eve üç gün gelen kadın da Meltem’in üzerinden annelerin üstlendiği yükü aldığı için, sadece akşam olunca çocuklara bakmaları yetiyordu. İki bebek, gerçekten, tek bebekten daha yorucuydu ama o kadar tatlı, o kadar canlardı ki, azıcık öpüp koklayınca insan her şeyi unutuyordu. Hep hayal ettiği gibi iki çocuklu mutlu bir aile olmaya başlamışlardı çok şükür. Bu kadar değişimde de böyle süreçler yaşanması normaldi.

Özlemlerin evinde ise, Meltem’in yaşayıp bitirdiği sürece benzer bir süreç devam ediyordu. Özlem’in annesi baskın bir kadındı. Onca zaman kızına öfkesi yüzünden görmeze geldikten sonra, canına değince koşup gelmişti. Kızının canından korktuğu için de şimdi evin tüm düzenini eline almış, herkese ne yapması gerektiğini, nasıl yapmasını gerektiğini söyler hale gelmişti. Zaten küçük olan evin içinde, kocası, annesi, babası, gelen giden ve ona muhtaç bir bebekle delirmek üzere gibi hissediyordu kendini. Kerem’in yaşadıklarının benzerini Erdem’de yaşıyordu ama evlendiklerinden beri yanlarında hiç olmayan kayınvalidesi ve kayınpederine de kırgındı ekstradan. Yine de en azından bebek varken karısının yanına koşmaları kötü bir şey değildi. Mümkün olduğu kadar Özlem ve ailesi arasına girmemeye bu konuda bir yorum yapmamaya çalışıyordu. Hamilelikten önce ve hamilelik döneminde Özlem bu konu yüzünden çok üzülmüştü zaten. Bu geçici bir süreçti ve sonunda evleri, onlar ve çocukları ile çekirdek aile yapısına yeniden dönecekti. Allah var geldiklerinden beri Özlem’in babası bütün mutfak masrafını, alışveriş işlerini üstlenmiş, “Bebek zaten masraf bir de bunlarla uğraşmayın” demişti. Erdem’in annesi de biraz kırgındı dünürlerine ama onlar da çocukların mutluluğu için arada bir gelip gidiyor, torunlarını görüyor, bir şeye karışmıyorlardı. Yoksa o da isterdi torununun daha çok yanında olup, büyütmek ama şimdilik böylesi daha iyiydi. Yeter ki mutlu, sağlıklı olsunlardı. Oğluna olmasa da, kocasına zaman zaman “Kızı yatılı okullara yollamış başlarından atmışlar, sahip çıkmamışlar. Sonra da evlenmeden hamile kaldı diye şikayet ediyorlar!” diye serzenişlerini dile getiriyordu. Hele o sıkıntılı hamilelik döneminde de gelip gitmeyince iyice tepesi atmıştı.

“İnsan bir evlada vermediği şeyi bekler mi?” diyordu sürekli. Kız kendi kendini büyütmüştü resmen Tamam o da evlilik öncesi ilişkiyi onaylamıyordu ama oğlu da kötü niyetli biri değildi. Gençlik hatasıydı yaptıkları çok şükür ki ikisi de iyi insanlardı, evlenmişlerdi neticede. Annesi yerine o Sibel denilen arkadaşı çıkıp gelmişti sonunda, işini gücünü bırakıp. O zavallı zaten yatılı okula gönderilmiş, sonra anne, babayı kaybetmiş temelli ortada kalmıştı. Kendi çoluğu çocuğu olan amca nereye kadar yuva olacaktı yeğenine, destek olurdu ancak ama yuva veremezdi. Kocası anlattıklarını sessiz sessiz dinliyor, “Hayırlısı olsun!”dan başka bir cevap vermiyordu. Biliyordu ki karısı içini boşaltmak için anlatıyordu kaçtır aynı şeyleri. Bir şey deyip yanlış anlaşılsa evde huzur bozulacaktı iyisi mi sessizce o anlatmaktan bıkana kadar dinlemekti. Dinliyormuş gibi yapmak ya da sadece.

Aslında Safiye hanım da Sibel’in yatılı okula verildiğini duyunca başta aynı şeyleri düşünmüştü. Bir tane kızı eve sığdıramamışlardı. Çoğu kadın çalışıyordu ama bir yolunu bulup, kızını gözünün önünden ayırmıyordu.

“Hiç iyi etmemişler!” demişti Seyfi beye ilk duyduğunda.

Şimdi televizyona bakarken, düşünüyordu bu söylediklerini. Büyük konuşmuştu belli ki, Allah affetsindi. rahmetli eltisini kınamış Sibel’in yanlış şeyler yapacağını düşünmüş ama başını öne eğdiren kendi kızı olmuştu. Hem de Sibel’in nişanlısıyla.

(devam edecek)

Yorum bırakın