Mustafa Meltem için, kadın programlarındaki kötü karakterlerden biri değil, dizilerde sunulan o yakışıklı ve mükemmel prensti. Kendi evine yaşadığı körlüğün içinde evdeki prensi unutturan bir kurbağaydı sadece. Ve o kurbağayı iki kez öperek hayatının en büyük hatasını yapan biri konumuna düşmüştü. Evlilik hazırlıkları boyunca nefes alıp biraz kaçmak için dahil olduğu Sibel ve Mustafa süreci içinde bulunmayı kendi seçmiş, bu süreci izlerken de onun prens olduğu yanılgısı ile içinde büyüyen bir hayranlık gelişmişti. O kadar boşluktaydı ki, bu hayranlığı gizleyemediğinin farkına bile varmamıştı belki. Gizleyemediğini ona ilk hissettiren de Mustafa’nın bakışları olmuştu aslında. Mustafa bu süreçte onun ne kadar iyi bir kuzen, ne kadar iyi bir eş, ne kadar iyi bir anne ve onca sorumluluğa rağmen her işin üstesinden gelen harika bir kadın olduğuna dair iltifatlar yağdırıp durmuştu. Yani sahte prens, prensesini yaratmıştı bir şekilde. Bu iltifatlar Meltem tarafından karşılıksız kalmamış, o da Mustafa için benzerlerini söylemeye başlamıştı. Başlar da bu söylenen sözlere eş karşılıklar vermek iç güdüsüyle olmuş olsa da zamanla ikisinin arasında garip bir onaylama, yüceltme oyununa dönüşmüştü. Tabi bu iltifat sürecine her ikisi de Sibel’i de dahil ederek, dikkatin ikisi üzerine toplanmasını farkında olmadan da olsa önlemiş, Sibel dahil kimse bu küçük oyunun arkasında gelişen şeyi fark edememişti. Meltem hayranlık duyduğu prensinin gözüne daha da girebilmek için Sibel’in başına gelenlerin ne kadar acı olduğuna dair söylemlere de girişmişti. İnsan bir kere aradığı onayı bulunca fazlası için abartmaya da başlıyordu ne yazık ki. Ona her anlamda güvenen, yücelten, sevgiyi verebilen bu prens gözünde büyüdükçe, gerçek hayatın perdeleri kapanmış, bir masalın içinde olduğu hissi güçlenmişti. Geçici olduğunu bilse bile elinde tutabildiği kadar da tutmak istemişti bunu itiraf ediyordu artık kendine.
Her şeyi başlatan o ilk öpücük, tüm bu sürecin ardından aslında, hiç de beklemediği bir şekilde gerçekleştirmişti. O ana kadar gerçekten Mustafa ile arasında bir şeyler olacağı beklentisi olmadan, sadece kendi yarattığı içsel masalı içindeyken, bir anlık yakınlaşma iyice aklını başından almıştı.
İçinde anlamlandıramadığı kocaman bir boşluk ve yeni kavuştuğu özgürlüğünün elinden alınması, gündüz annelerin çocuklara bakması ama gece olunca iki bebeğin sorumluluğunun üzerine kalması ve bunun daha uzun süre devam edecek ve sonu olmayan bir süreç olduğunu hissetmesi ile büyüyen paniği ve rolünü iyi oynayabildiğini göstermek için herkesten saklama çabası onu duygusal olarak fazlasıyla yormuştu. Bunu gören ve anladığını sürekli gösterip, takdire boğan Mustafa ile ilk kez baş başa kaldıkları o gün artık içindeki patlamayı bastırmakta zorlandığı günlerden biriydi. Sibel’in başka işleri olduğu için aileyi temsilen çiftin yanında olma görevini yine gönüllü olarak üstlenmiş, bu defa Sibel yerine Mustafa ile hazırlığın bir aşamasını tamamlamak için bir araya gelmişlerdi. Mustafa’nın takdirini ve ilgisini en iyi haliyle ortaya koyduğu anda boşalan göz yaşları ve onun da karşılığında teselli amacıyla kollarını uzatması her şeyin başlangıcı olmuştu. Bir anda kendini Mustafa’nın göğsüne yaslanmış, onun sevgili dolu kucaklamasının içinde bulmuş, onay ve teselli dolu sözlere duyduğu minneti göstermek için başını kaldırdığında dudakların birleşmesi ile neticelenmişti. İşin kötüsü Mustafa bu öpücüğün ardından bir hata olduğunu vurgulamak yerine ona daha da sıkı sarılmış, ne kadar harika bir kadın olduğunu tekrar etmişti. Üzülmesine gerek yoktu çünkü o sadece yorgun düşmüş bir kahramandı. Meltem’in o dönemdeki ruh haline ilaç gibi gelen bu an, hayalindeki masalın gerçeğe dönüşmesinin başlangıcı gibiydi. Kimseye bir zarar verdiklerini düşünmek aklına bile gelmemişti, o kadar büyülü, o kadar ihtiyacını karşılayan, o kadar güzeldi ki, belki de sorgulamak bile istememişti. O ilk öpücüğün günü sevgi dolu sarılmalar veya devamı ile gelmemiş, ikisi de birbirlerine yakın olmanın verdiği hazla yapması gerekenleri yapmış, güzel ve tatlı bakışmalarla ayrılmışlardı.
Sonraki karşılaşmalar zaten Sibel veya aile içinde olduğu için devamı da gelmemiş ama ama Meltem’in aklından silinmeyen o büyülü an hayalinde büyüyüp kocaman olmuştu. Mustafa’nın kaçamak bakışları, tatlı tatlı gülümsemeleri, iltifatlara devam etmesi o gün başlayan şeyin devamı gibi işlenmişti zihnine. Aralarında yakalandıkları güne kadar başka hiç bir şey yaşanmamış olmasına karşılık, Meltem’in zihninde devam eden bir ilişkiye dönüşmüştü her şey ve karşılıklı olduğuna kendini inandırdığı için o anın büyüsünü tekrar yaşamayı o kadar istemişti ki Sibel odadan çıkar çıkmaz yeniden şansını denemek istemişti sadece. Mustafa’nın “Bir hataydı” demesi ile duvara çarpmış gibi olmuştu elbette. İlk yaşanıldığından o ana kadar ikisi arasında tekrar gündeme gelmemiş ve tekrarlanmamış o güzel an, bütün büyüsünü bir tokat gibi kaybedivermişti. Meltem o ana kadar Mustafa’nın hayran olduğu o kadınken birden bire bir hata kategorisine sürüklenmiş ve Mustafa için Sibel’in doğru kadın olduğu vurgusu ile yüzleşmişti. Bu yüzleşme maalesef onu kendine getirmemiş, hayalinde yaşadığı bu aşkın ihanete uğradığı nefret ve öfkesine dönüşüvermişti. Altı üstü iki öpücüktü olan ki ikisi gerçekleşmemişti bile ve bütün dünya bir öpücük ve hayali bir aşk yüzünden karşısına geçmişti şimdi. Akıllanması gereken noktayı bir kez daha kaçırmıştı böylece. Tıpkı asıl prensin evde olduğunu görememiş olması gibi.
Her şeyin ortaya çıkması, herkesin ona düşman olması ve ardından Mustafa’nın bir prens değil, tehditkar bir kurbağa olduğunu iyice açık etmesiyle birlikte şimdi hatalarını görüp, yüzleşme çabası içinde olduğu bu dönemde, elindekilerinin değerini ancak anladığı, neyi neden yaptığını kendine itiraf ettiği bu dönemde bir kez daha sahip olduklarını elinden kaybetme noktasına getirmişti onu.
Hayır, buna bir kez daha izin veremezdi. İlkini evlendiğinde kendi görememiş, sefaya dalmıştı, sonra çocukların doğumu ile yeniden elinden alınmış, arkasından bir öpücükle dünyanın en kötü insanı konumuna taşınmış, annesi, babasının gözünde sıfırlanmış, kurulmakta olan bir yuvayı yıkmış ama ucuz atlatarak bir imkana daha sahip olmuşken, Mustafa gibi bir kurbağanın bu uyanışın eşiğinde hayatının geri kalanını kocası ve çocukları ile mutlu geçirme şansını elinden almasına izin veremezdi. Ondan uzak durmayı geç de olsa akıl etmiş, ona bulaşmadan hiç olmamış gibi yaşamını sürdürmeyi denemiş, Kerem’in ve çocuklarının hayatındaki rollerini değil anlamlarını yeni fark etmiş, kendini ilk defa kendi başına yeniden kurmaya çalışırken, eğriyi, doğruyu görmüşken her şeyi bir kez daha kaybetmeyi hiç göze alamazdı. Çocuklarını, kocasını, sahip olduğu her şeyi korumak zorunaydı çünkü doğru bir yere gelmişti sonunda.
Dalgınlığı, kafa dağınıklığı zihninde dönüp duran her şeyin, arkadaşlarının anlattıkları, kafasını dağıtmak için izlemeye devam ettiği dizilerde gördükleri ile daha da karmaşıklaşıyordu. Bir öpücüğün bedeli için fazla ağırdı bu sonuçlar. Zaten kimse hikayeyi sormamış, bilmek de istememişti, o videodaki görüntü ve konuşmalar herkesin kafasında, Meltem’in, Mustafa ile düşüp kalkan bir ahlaksız olduğu sonucunu doğurmuştu. Anlatsa da kimseyi ikna edemeyeceğini bildiği için üste çıkmayı, umursamaz davranmayı seçmişti baştan. Anlamsızdı çünkü, annesinin babasının abarttığı gibi bir şey yoktu ortada ama onlar neden diye bile sormadan cezalandırma, yargılama rollerinin gerektirdiği görevleri oynamaya girişmişlerdi doğrudan. Sibel zaten onunla hiç yüzlememiş, işin kolayına kaçıp, nişanlısını terk etmiş, amcasının gözündeki pozisyonu korumuş, çekip gitmişti. Mustafa kendi hatasını yok sayarak bütün olayın tüm sorumluluğunu onun üzerine atarak kendini aklama çabasına girmişti. Altı üstü zamansız, kendiliğinden gelişmiş bir öpücüktü yaşanan. Bir öpücüğün gücü bir çok insanın dünyasını yıkmaya yetmişti ama o kendi dünyasının yıkılmasına izin vermeyecekti. Sibel’i kurtarmıştı aslında Mustafa gibi bir kurbağadan, kendi için doğru olanı görmeyi öğrenmişti, anne ve babasının iyi niyetle ve farkında olmadan yaptıkları hatalar ve onun üzerindeki etkileri ile yüzleşmiş, kendi duygusal ve sevgiye ve onaya muhtaçlığını görmüştü. Bir öpücük çok fazla iyi sonuç da doğurmuştu. Eğer olmasa kocası ve çocuklarının kıymetini belki asla göremeyecek rollerin içinde annesi gibi yok olup gidecek ve içinde durmadan büyüyen boşluğun adını da koyamayacaktı ömrü boyunca ve daha ahlaklı başka şeylerle kapatmak için kim bilir nelere verecekti zihnini. Bir öpücükle hayatının dersini almış, aslında hiç bir bağ hissetmediği kuzenini bir yanlışın eşiğinden döndürmüş ama ailesinin gözünde dünyanın en ahlaksız kadını ve kötü annesi ünvanı ile bedel ödüyordu. Bu bedele razıydı hatasız değildi ama Mustafa’nın ödetmeye çalıştığı bedele razı olamazdı.
(devam edecek)