Meltem’in Mustafa’nın sürekli baltaladığı yeni ve aslında hoşuna giden süreci, doğduğundan beri yaşadığı hayatı, annesini, babasını, kendini, Sibel’i ve diğer insanları da sorgulamasına yol açıyordu. Aslında o zamana kadar bunu yapmaya hiç ihtiyaç duymamıştı. Bu içsel sorgulama ve bazen de hesaplaşma onun zaman zaman dalgınlaşmasına, söylenenleri dinlemiyormuş gibi görünmesine neden olsa da, Kerem bu hallerinin yorgunluk ve annelik ile ilgili olduğunu düşünüyordu. Meltem’in tüm bu hesaplaşma içinde fark ettiği şey çocukların ve kocasının hesaplaşacak hiç bir durumu olmadığıydı. Onlar aslında kaçıp kurtulmak istediği hayatı kuranlardı. Kocası sevgisi, ilgisi, sağladığı maddi imkanlarla, çocukları aradığı o koşulsuz sevilme duygusunu tadabileceği yegane varlıklardı. Kendi bedeninden çıkan ve tanımlanmış herhangi bir koşula bağlı olmadan sevip, sevilebileceği canlar.
Evliliği, anne olması hep bir rol tanımı içinde gerçekleşmişti. Kızlar aileleri tarafından belirli şartlar ve koşullarda güvenle büyütülür, sonra evlenir, sonra anne olurdu. O da bunu yapmıştı. İyi bir ailede, imkan sahibi olarak büyümüştü, sonra iyi bir evlilik yapmış, sonra da çocuk sahibi olmuştu tıpkı olması gerektiği gibi. Bunun dünyanın en sağlam ve iyi akışı olduğunu sanarak yapmıştı. Olması gereken çizgide, olabilecek en iyi akışa sahip olmak. Ailesinin ve çevresinin beklentisini tam olarak karşılamış, onaylarını almıştı. Ona biçilen rolü hiç bozmadan oynamıştı, tıpkı annesi gibi. Annesi çok iyi bir kadındı, kocasının, kocasının ailesinin, toplumun, kendi ailesinin ondan beklediği her rolü başarıyla taşımıştı bu nedenle de takdir topluyor ve hayranlık uyandırıyordu. Babası da ona verilen rolü en iyi şekilde oynamıştı, ailesine bakmış, evde otorite figürü olmuş, süreklilik ve güven ortamını ailesine vermişti. Hem annesi, hem de babası kimseye kasıtlı bir zarar vermemişlerdi. Safiye hanım hayatında rollerinin dışında kalan tüm boşluğu televizyonla doldurmaya çalışmıştı, bir kadın olarak değil ama bir insan olarak insanın ihtiyacı üstlendiği rollerin sağladığından fazlasıydı çünkü. O programlarda rollerin dışına çıkanlar gösteriliyordu, o rolleri oynamayanlar, yozlaştıranlar, sapkınlaştıranlar ve Safiye hanımın hayatında olmasını istemediği, sakındığı her şey. Onları izleyerek kendince hayatını onaylıyordu belki, onlar gibi olmayan biri, onlar gibi olmayan kocası olan biri, onlar gibi olmayan bir kızı olan biriydi. Gün boyu yaptığı gibi onları onaylamamak, bir çeşit kendini onaylamaktı bu yüzden. Rollerin kötü olduğunu düşünmüyordu Meltem daha doğrusu düşününce kötü olmadığını görüyordu da, o rollerin dışına çıkılınca mutlaka kaos geliyordu dışına çıkana da hayır sağlamıyordu. Ama yine de tüm bu kurgusal rollerin düzenlediği mükemmel hayatın içinde eksik bir şeyler vardı herkes için. Hayatında her şey tam görünürken, onun da derinden hissettiği kocaman bir eksilik. Sevmek ve sevilmek. Roller onaylanmayı sağlıyordu doğru ama sevgiyle değil de sadece görev olarak yaşandığı sürece tamamlanmıyordu hikaye. Annesi ve babasının onu sevmediğini düşünmüyordu, onlar sevgilerini rollerini doğru oynamaya çalışarak gösteriyorlardı ama hissettirmiyorlardı. Seviyorlardı ama sevmeyi bilmiyorlardı. Meltem’i de aynı role en iyi şekle hazırlamışlardı, bu yüzden hiç bir eksik yoktu yaptıklarında onlara ve topluma göre. Oysa Kerem Meltem’i seviyordu, yaptıklarının rolden değil, sevgiden olduğunu hissettiriyordu her zaman ama nasıl olmuşsa, arayış içinde olan Meltem, çevresinde herkesin rolleri içinde en iyisi olduğu algısına bilinçsizce kapıldığından, aynı davranışı Mustafa’da görünce etkilenmişti. Mustafa, Sibel’e rolünü yapmıyor sevgisini gösteriyordu. Gösterdiğini sanmıştı daha da doğrusu, seven biri nişanlısı varken başkasını öper miydi yoksa? Meltem’de bilmiyordu sevmesini, rolünü oynamayı biliyordu ama annesi ve babası gibi rolüne kendini kaptıramadığı için eksiklik hissediyordu. Bu rolü doğru dürüst oynayabilmek için başka bir motivasyon daha gerektiğini hissetmişti. Yani birisi için kendini feda edecekse bunu sevdiği sevildiği için yapmak zorunda hissediyordu. Yapamıyordu çünkü nasıl yapıldığını bilmiyordu. Gözünün önünde duran Kerem değil de, Mustafa’dan bunu görmüştü her nasılsa ve kıskanmıştı. Sibel’i kıskanmıştı. Ona sadece rollerini sunan ailesi Sibel’in muhtaç olduğunu düşünerek ekstradan sevgilerini de göstermeyi başarabilmişlerdi. Merhamete dayalı bir sevgi olsa da, yapabilmişlerdi sonuçta. Sibel’i kıskanmasının nedeni, ailesinin ona gösterdiği fazladan sevgiydi açıkça. Bunu kendi de dile getirememiş, anlamlandıramamıştı bunca zaman. Ondan fazlasına sahip olduğu halde ona karşı duyduğu hislerin kaynağı, ailesinin sahip olduğu sevgi gösterme potansiyelinin ona gelince rollere dayalı ama Sibel’e gelince sevgiye dayalı gibi görünmesine sinir olmasıydı.
Babası hayatı boyunca ona bir kez sevgi dolu bakmamıştı. Evet kötü hiç davranmamıştı maddi tüm imkanları sunmuş, otoritesinin gereği tüm kuralları da uygulamıştı. Annesine de aynı davranmıştı nihayet, çünkü kendi atalarından aldığı model böyle davranmayı gerektiriyordu. Annesi de aynı mantıkla davranmış, hizmet sunumunu, annelik rolünü sadece iyi yetiştirmeyi atalarından aldığı modelle aynen uygulamıştı. Bu açıdan ikisi de son derece başarılıydılar. Ama ikisinin birbirine sevgiyle baktıklarını da hiç görmemişti Meltem. Birbirlerine duydukları sevginin kendilerine özgü bir ifadesini de görmemişti. Çocuklarını da aynı şekilde büyütmüşlerdi. Roller doğru oynandığında, görevler yazıldığı şekliyle tamamlandığında aile olunuyordu onlara göre. Olunmuyordu işte! Ev ev, aile aile oluyordu da, yuva olmuyordu. Bir evi yuva yapan sevgiydi. Sanmıştı ki Sibel annesinin babasının sevgisini çaldığı gibi, Mustafa ile onun sahip olamadığı koca sevgisine de sahip olacaktı. Kendi eksikliğine odaklandığı için zaten evin içinde aradığı sevginin gözünün önünde olduğunu hiç görememişti. Çünkü annesi sürekli annelik, eşlik üzerine kendi doğru bildiği rolü ona izlediği kötü örnekler üzerinden anlatıp durmaya devam ediyordu. Kötü örnek üzerinden ibret çıkararak, iyi olanı tanımlamaya çalışıyordu kendince. İzlediği onca rezilliğin kaynağının rolleri doğru oynamıyor olmanın ötesinde sevgisizliğin kalplerini kurutan insanların sahnelediği şeyler olduğunu da göremiyordu. Eksik olan toplumsal rollerin zayıflığıydı sadece, evet roller ve sevgi bir arada eksik olunca bunlar ortaya çıkıyordu hem de en çirkin halleriyle. Bu insanlar sevgiyi ve doğru aile rollerini görmemişler, öğrenememişler, anlayamamışlardı. Ve şimdi onların gözünde Meltem o insanlardan biriydi. Ahlaksız, yuva yıkmaya meyilli, bir evlat, bir anne, bir eş olarak başarısız kötü biri.
İlk evlendiğinde, ailesinin ortamından çıkıp, Kerem’in sunduğu sevgi ve imkan dolu dünyanın delisi olmuştu. Öyle delisi olmuştu ki hayatı boyu ona tanımlanan görev ve rolün dışında artık kendi yönetebileceği bir dünya olduğunu keşfetmişti. Zincirden boşalmış gibi farkında bile olmadığı bu özgürlüğün içinde her şeyin tadını çıkarmaya yönelmişti. Kerem, evdeki anne-baba otoritesini kaldırmış, içine bir de sevgi ve ilgiyi katarak ona yepyeni bir dünya açmıştı. Çok mutluydu hem de çok. Şimdi anlıyordu, o kadar mutluydu ki, mutlu olan ve yeni özgürleşmiş her insan gibi hiç sorgulamadan sadece keyfine dalmıştı. Sonra çocukların doğumu ile çember yeniden daralmaya başlamış, kaçtığı ve kurtulduğunu sandığı her şey katlanarak yeniden hayatına dolmaya başlayınca paniğe kapılmış, elinden bir şeyler kayıp gidiyor paniğine kapılmıştı. Zaten evlenmesi ve çocuk sahibi olması arasında çok kısa bir süre geçmişti, daha keyfine varamadan, aynı girdabın daha fazlasına girince sinirleri iyice bozulmuş, başlarda ne oldum delisine dönüştüğü için göremediği kocasını, bu defa da paniğe kapıldığı için yine görememişti.
Çocuk sahibi ve anneliğin hep büyülü bir şey olduğunu sanmıştı ama ne doğumunda ne de devamında bu büyüyü de hiç hissedememişti çünkü anneliğin hamilelikten sonra başlayan kısmının aslında katılaşan rol ve görev düzeni olduğunu hissetmeye başlamıştı. Yorucu, tekrarlayıcı, sorumluluğu ağır, sevginin henüz görünür olamadığı bir süreç. Bunun içine bir de yeniden annesi, kayınvalidesi de dahil olunca boğulacak gibi olmuş ama en azından yükü hafiflediği için çocuklarıyla asıl bağı da kuramamış, görememişti. Herkes her şeyi çok doğru yapıyor ama o bir türlü bu doğruluğun içinde kendine mutlu olacağı bir yer bulamıyordu.
O sırada Sibel ve Mustafa ilişkisi ortaya çıkıp, bu döngünün dışında kalan Mustafa’yı gözünde büyütmüştü Kerem’i bu sis bulutu içinde bir türlü göremediği için aradığı şeyin onda olduğu yanılgısına kapılmıştı. Onun asıl hatası Mustafayla toru topu iki kez öpüşmüş olmak değildi. Asıl hata elindeki doğruyu göremeyip, yanlışı doğru sanmasıydı çünkü Mustafa doğru biri değildi, şimdi ona yaşattığı bu tehdit dolu süreç onun da tıpkı diğerleri gibi iyi bir koca rolü oynamaktan öteye gitmeyen biri olduğunu göstermesiydi. Kerem gibi sevgisini rolünün önüne koymuş değildi, Sibel’i elde etmek, ailesinin ve toplumun onayını almak için rolünü en iyi şekilde oynuyordu sadece ve Meltem’i de kandırmıştı. Bilerek ve isteyerek değil ama Meltem kanmıştı işte.
(devam edecek)