Meltem, Mustafa’dan uzak durma kararı almıştı. İkizler her geçen gün büyüyorlardı. Evdeki hengameden kurtulmak için Kerem’e çocukların bir kreşe başlamasının daha iyi olacağını söylemişti. Kocası halinden anladığı için aslında, iki annenin düzenli geliş, gidişinden karısının bunaldığını anlıyordu. Zaten Meltem’de saklamıyordu. Safiye hanım ile dünürü bu karara biraz içerleseler de, çocukların kendi kararlarını kendilerinin almasının daha iyi olacağını düşünerek kabul etmek zorunda kaldılar. Safiye hanım için de aslında dünürünün yüzüne bakmaktan duyduğu mahcubiyet, kızını her gördükçe içinde hortlayan öfke dalgasından uzaklaşmak için böylesi daha bile iyi olmuştu aslında. Seyfi bey de, “Kapatsınlar kapılarını biraz karı koca kalsınlar, daha iyi” demişti. Aslında Kerem’in annesi Meltem çalışmadığı zaten onlar da baktığı için çocukların okula başlayana kadar evde kalmasının daha iyi olduğunu düşünüyordu. Gelinini üzmemek için oğluna söyledi durdu ama Kerem, karısının neden istediğini anladığı ve bildiği için annesini kırmadan böylesinin daha iyi olacağına onu ikna etti. Böylece Meltem’in hayatında hep olmasını istediği yeni bir evre başladı. Günün büyük kısmında çocuklar, anne, kayınvalide ve kadın programları sesi hayatından çıkıyordu. Evlendiğinden beri sahip olduğu konforun bir kısmına yeniden kavuşuyordu. O yüzden olanı biteni unutup, Mustafa’yı da umursamayıp, eski güzel hayatına sınırlı da olsa geri dönmenin tadını çıkarmaya odaklandı. Tabi anneler evden çıkınca, evin düzeni, yemek, çamaşır sorumluluğu onun üzerine kalmıştı ama ikizlerle zaten yorulacağı için kocası hafta da üç gün gelecek bir yardımcı ayarlamasına da razı oldu. Çok şükür varlıkları yerindeydi, varlık içinde darlık yaratacak bir adam hiç değildi Kerem. Meltem de uzun süredir haşır neşir olamadığı eski arkadaş grubuyla yeniden görüşmeye başladı, geçen süre de bir kısmı evlenip, bir kısmının da çocuğu olduğu için onlar da benzer cenderelere sıkışmışlar, ortak dertler ve yaşanmışlıklar üzerine sohbetler ağırlık kazanmıştı. Herkesin kocası da Kerem değildi tabi, evlenenler evlendiklerine, evlenmeyenler evlenmediklerine pişmandı. Aralarında varlık, koca, aile anlamında en şanlı sayılan da Meltem’di ama bilmedikleri ne dertleri vardı o da onları anlattı bir süre. Yine de elindekinin başkalarının elindekinden daha iyi olduğunu da fark etmeye başladı yavaş yavaş.
Mustafa, ailesinin kız bulma girişimini pek hoş karşılamadığı için suratı beş karış çalışmaya devam ediyor, akşamları ya erkek arkadaşları ile çıkıyor ya da masa da bir şeyler yedikten sonra göz önünden kayboluyordu. Kaç yaşında evlenmek üzere bir adamken, yeniden evin içinde anne baba gözetimi ve denetiminde olmak ağırına gitmeye başlamıştı. Hazır ev kurulmuşken de o eve taşınıp kendi başına yaşama fikri giderek daha cazip hâle geliyordu ama nikahtan döndürdüğünü ailesine hemen isyan edemediği için olayların biraz soğumasını bekliyordu. Kendi başına bir eve çıkarsa kafası rahat, bekarlık da sultanlık olabilirdi pek âlâ ama o içini soğutmadığı sürece hayatın kralı gelse mutlu olamayacağını anlayamıyordu. Pişmanlık duyduğu bir hata, terkedilmek ve üzerine bir de tercih edilmekle mahcubiyetten, kin tutmaya dönüşmüştü çoktan ve öfkesinin merkezine de Meltem’i koymaya devam ediyordu. Odasına çekilip tek başına kalıp, kurdukça da, bu defa o Meltem’e tehdit ve öfke dolu mesajlar atmaya başlamıştı. Yılanın başıydı Meltem, onu yoldan çıkaran bir şeytandı. Ne anne, ne kadın değildi o aşağılık bir pislikti.
Meltem artık Mustafa’nın olur olmaz saatlerde gelen tehditlerinden bunaldığı için, önce engelledi ama Mustafa başka bir hattan işine devam edince, kocasına bir bahane bulup telefon numarasını değiştirdi. Mustafa sosyal medya hesabından yüklenmeye başlayınca, oradan da engelledi ama tam rahata yeniden kavuşmuşken giderek büyüyen bu tehdit yüzünden huzuru yeniden bozulmaya başladı. Kendi yaptığı hatanın tüm sorumluluğunu sırf bu ortak hatadan yara almadan kurtulduğu için ona yıkmaya çalışıyordu. Sonuçta ben olmasam başkası ile yapacaktı zaten diyerek kendini de aklamayı ihmal etmiyordu. Bu kadar olaydan sonra zaten hatayı en azından şimdilik tekrarlamak gibi bir niyeti yoktu, ne Mustafa ne de başkasıyla ama zorla elde ettiği bağımsızlığının huzurunu da bu salakla bozulmasına giderek öfkeleniyordu. Tamam karşılıklı bir hata yapılmıştı ama bir bırakırsa en azından kendi hayatı için bu hatayı telafi edebilirdi belki.
Mustafa uzun bir aradan sonra bir kez daha Özlemlerin evinin önünde dolanmaya başlamaktan kendini alıkoyamadı. Sibel’in evden ayrılıp gittiğine dair bir fikri yoktu. Sibel yerine arkadaşını ziyarete gelen ve gelirken de elinde bir buket çiçek olan Hakan’a denk gelince, beklediği yerden fırlayıp, karşısına dikildi.
Hakan önce onun kim olduğunu anlayamadı ama sonra durup dururken karşısına dikilip nefret dolu sözlerin içinde Sibel geçince hatırladı.
“Ne saçmalıyorsun sen?” dedi doğrudan, Mustafa onca zaman geçmesine rağmen nişanlımı çaldın söylemine girince de, “Kardeşim deli misin nesin, kız burada bile değil, ben de seni geri çevirmek için öyle söyledim. Yok öyle bir şey düş yakamızdan!” deyip yürüyüp binaya girdi. Girince arkadaşına belalı herifin aşağıda olduğunu söyleyince de Erdem hiç düşünmeden camı açıp, hâlâ aşağıda olan Mustafa’ya “Polisi arıyorum şimdi, yeter artık taciz ettiğin” diye bağırınca, Mustafa “Yalancılar!” diye bağırıp binaya girdi doğrudan. Yalan söylüyorlardı muhakkak, Sibel orada değilse çiçekler kime gelmişti o zaman. Yukarı çıktığında Erdem ve Hakan kapıya dikilmişlerdi çoktan. Erdem ona göstere göstere polisi arıyordu gerçekten. Özlem’in ailesi konuyu bilmedikleri için neye uğradıklarını şaşırdılar. Kapıya gelen deli kimdi, bir delilik mi yapacaktı? Özlem mecburen kısaca olanları onlara anlatınca, iyice şoka girdiler. Zavallı Sibel’in başına neler gelmişti böyle. Özlem’in babası kapıda bir bela çıkmasından korktuğu için o da kapıya gitti. Aralarına girip, “Oğlum aradığın kişi burada yok, başına bela açmadan git. Bak içerde bebek var, kadınlar var. İnanmıyorsan, sakin olacağına söz veriyorsan gir kendin bak!” dedi sakince. Mustafa, kavgaya hazır kapıda beklerken, kendinden büyük biri ortaya çıkıp sakin sakin gir içeri bak deyince, durdu önce.
“Nerede o zaman? Bu adam niye dolanıyor nişanlımın peşinde?” diye gürledi ama daha sakin çıktı sesi istediğinden.
“Ne laftan anlamaz adamsın, benim Sibel’le aramda bir şey yok! Sen öyle ortaya çıkınca ben de korumak için öyle söyledim” dedi Hakan ama cinleri tepesine gelmişti. Bu arada polis de şikayeti almış ekip göndereceğini söylemişti çoktan.
“Bak oğlum polis de geliyor, rezillik çıkacak, sen de istemezsin. Bu kızı gerçekten seviyorsan hata üstüne hata yapıp gözden düşme. Seviyorsan, saygı da duy biraz. O kızcağız annesiz babasız büyüdü, zaten güvenini sarsmışsın, böyle mi geri alacaksın, saldırganlaşıp, sence ihtiyacı olan bu mu sevdiğinin? Sen olsan döner misin böyle birine. Ben kefilim bak bu delikanlıyla nişanlın arasında hiç bir şey yok, durup dururken öfkeyle daha da pişman olacağın şeyler yapma” dedi sakin sakin konuşmaya devam ederek.
Mustafa hiç beklemedikleri bir şekilde ağlamaya başladı bu sefer. Aşağıdan siren sesleri duyulmaya başlayınca, Özlem’in babası damadı ile arkadaşını sorun halloldu desinler diye aşağı yolladı. Özlem’in babası da Mustafa’yı sakin sakin teselli edince, polisler gittikten sonra Mustafa özür dileyip, çaresiz çıkıp gitti.
Sibel’in o herifle bir bağı olmadığını öğrenmek garip bir şekilde rahatlattı içini, yol boyunca salaklığına kızdı ama yine de mutlu oldu kendi kendine. Gerçekten hata yapan kendiydi ama onu bu hataya sürükleyen de Meltem’di. Pis yılan kanına girip her şeyi mahvetmişti. Onu da bir canavara dönüştürmüştü kendi gibi. Sibel’i kaybettiğini anlıyor ama kabul edemiyordu, ihanete uğramışlığın mağdurluğu ile ürettiği öfke biraz acısına merhem olurken şimdi onun da olmadığını öğrenmişti. Sibel gibi harika bir insanı, Meltem gibi bir yılan yüzünden kaybetmişti hem de sonsuza kadar.
(devam edecek)